19 Haziran 2022

Latin Amerika'da sağ ve sol popülizmleri birleştiren ne var?

Latin Amerika'da demokratik kurum ve süreçlere meydan okuyan sağ ve sol (otoriter) populizmler, milliyetçiliğe ve refah şovenizmine sarılan rejimler, Meksika ve Kolombiya'nın ortaklığı cumbia

Latin Amerika'nın pek çok ülkesinde ardı arkası kesilmeyen ekonomik ve siyasi krizler, yoksulluğu ve eşitsizliği bir türlü çözemeyen sağ ve sol hükümetler, siyasi partilere, siyasetçilere ve hatta demokrasiye güvensizliği beraberinde getiriyor. Bu güvensizlik, popülizmlerin ortaya çıkması ve destek bulması için elverişli bir zemin hazırlıyor.

Evet, popülizmler çoğul. Hem sağ, hem de solda farklı varyantları mevcut. Bunlardan bazılarının bariz otoriter eğilimleri var, bazılarınınsa yakın gelecekte otoriterliğe göz kırpma ihtimalleri. Bu yazımda Latin Amerika'da sağ ve sol popülizmleri ne birleştiriyor, biraz bundan bahsedeceğim.

Geçen haftaki yazımda Kolombiya'da başkanlık seçimlerinden ve adaylardan söz etmiştim. Bugün, yani 19 Haziran'da yapılan ikinci turda iki aday yarışıyor: Gustavo Petro ve Rodolfo Hernández. Seçimlerin birinci turundan bu yana, Kolombiya belki de tarihinin en uzun üç haftasını geçirdi. Hareketli ve hayli eğlenceli seçim kampanyası bakalım birinci turda sandığa gitmeyen yüzde 45'in bir kısmını sandığa götürebilecek mi? Ve bakalım bu önemli seçimin sonucu ne olacak?

Dönüştürücü siyasete aç toplumlarda müesses nizama meydan okuyanların başarısı

Instagram'da Hernández'in koyduğu bir videoda, Bucaramanga'lı bir kadın seçmen şöyle diyor:

"Politikacı olmadığı için, herhangi bir siyasi partiye mensup olmadığı için ve şimdiye kadarki politikacıların aksine iyi yöneteceğine, yolsuzluğa son vereceğine inandığım için oyum Hernández'e."

Sağ popülizmin temsilcisi Hernández, Bogotá'nın kuzey doğusunda, Venezuela sınırına çok yakın 580 bin nüfuslu Bucaramanga'nın eski belediye başkanı. Videosunu seyrettiğim kadın seçmen belli ki bağımsız adayı politikacıdan saymıyor. Politikayı kötü yönetimle, yolsuzlukla, çözülmeyen problemlerle bağdaştırıyor. Ve alternatif arıyor.

Geçen hafta Esra Akgemci'nin de vurguladığı gibi, Rodolfo Hernández, belediye başkanlığı yapmış olmasına rağmen, müesses nizamın dışından geldiğini iddia ediyor. Hernández'in gayrimenkul zengini oluşu, "Bakın iş hayatındaki başarımı siyasette de göreceksiniz, şirket yönetir gibi yöneteceğim memleketi. Partiler, yolsuzluğa karışmış siyasetçiler sofranıza ekmek getirmekten âciz" söylemi, elitizme ve onun düzenine isyânı, halk ağzıyla (hatta araya epey argo katarak) konuşması, kadın düşmanı bazı demeçleri Trump'a benzetiliyor.

Hernández'in Trump'tan farkı bağımsız oluşu, yani egemen siyasi partilere de, Kolombiya'da sağın tarihi kalelerine de meydan okumuş olması. Hiçbir ideolojiye mensup olmadığını, partiye de, ittifaklara da ihtiyacı olmadığını, 'tek ittifakının Kolombiya halkıyla' olduğunu gururla ifade eden Hernández, sadece kendi markasıyla başkan olacağını iddia edip "Hırsızları halkın başından atmaya geldim, ay sonunu getiremeyen Kolombiyalılara aş getirmeye geldim" diyor.

Bütün yolsuzluk karşıtı retoriğine rağmen, Hernández'in kendi ailesinin yolsuzluk skandallarına karıştığı. Bucaramanga'da bir çöp ihalesinde oğlunun noter huzurunda birkaç milyon dolarlık komisyonun altına imza attığı iddia ediliyor.

Gustavo Petro da veryansın "Benim çocuklarımın noterde imza atarken fotoğraflarını gördünüz mü hiç" diye haykırıyor meydanlarda. Yani, bir noter hikâyesidir gidiyor.

"Venezuela'lı kadınlar çocuk makinesi" diyen Hernández ve refah şovenizmi 

Hernandéz'in dilinin kemiği yok. İnanması zor gaflar eşliğinde nasıl dar gelirli kesime konutlar yaparak zengin olduğunu anlatıyor. "Yoksul insanların da eve ihtiyacı var. Ev almak istiyorlar, siz finanse edip zengin oluyorsunuz, bundan daha güzel şey var mı hayatta" deyip gevrek gevrek gülüyor. Sonra "Bu Venezuelalı kadınlar da çocuk makinesi, durmadan yoksul bebeler doğuruyorlar" diyor. Zenofobi ve kadın düşmanlığıyla eleştirilince de "Dilim sürçmüş. Bu kadar çok çocuk zaten yoksul olan ailelerin geçim sıkıntısını arttırıyor demek istemiştim ben" diyor.

Belediye başkanlığını yaptığı Bucaramanga, Venezuela sınırına yakın, dolayısıyla yüzbinlerce göçmene ev sahipliği yapıyor. Zaten sınırlı kaynakları olan toplumlarda göçün yol açtığı çok boyutlu 'rekabet' iktisadi kriz derinleştikçe daha da keskinleşiyor. Gelişmiş ülkelerdeki 'refah şovenizmini' konu alan zengince bir akademik yazın var. Yani, dışarıdan geleni, göçmeni ve mülteciyi dışlayan sosyal refah anlayışı.

Refah şovenizmi (ve göç karşıtı siyaset), ekmek kavgasının daha da çetin olduğu Latin Amerika'da hızla yaygınlaşıyor. Kamu hizmetlerini, okulu, hastaneyi, sosyal yardımı sadece vatandaşın hakkı olarak gören bu anlayışı özellikle sağ popülist parti ve liderler can-ı gönülden sahipleniyor.

Instagram'da seçim mitingleri ve Kant'ı çok beğenen 77 yaşında bir sosyal medya müdavimi

Kolombiya'da her iki aday da hem sokaklarda, hem de sosyal medyada. TikTok'ta Gustavo Petro'nun 710 bin, "Tiktok'un dedesi"[1] diye anılan 77 yaşındaki Rodolfo Hernández'in 446 bin takipçisi var. Instagram'da ise Petro'yu 1,1 milyon, Hernández'i 748 bin kişi takip ediyor. İki adayın da beraber çalışılması kolay insanlar olmadığı söyleniyor. Petro'nun kızı çıkıp, "Doğrudur, babam inatçı adamdır, ama inatçılığıyla başarmıştır çok şeyi" diyor. Sonra Hernández'in taraftarları "Belediye meclis üyesini dövdü deniyor ya, o olayın arka planını bilmek lazım aslında" deyip anlatıyorlar.

Bu sabah izlediğim bir videoda, Petro bir yemekhanenin mutfağında kocaman bir kazana kaşığını daldırıp, "Siz de benim gibi pilavı tencereden yemeyi sevenlerden misiniz" diye soruyor takipçilerine. Siyasi iletişimden pek anlamam, ama muhtemelen 'sizden biriyim' mesajı veriyor.

Şimdiye kadar davet edildiği hiçbir münazaraya katılmayan Hernández, Instagram'da mülakat üzerine mülakat yapıyor. Bunlardan biri benim özellikle dikkatimi çekti: "Bana cahil diyorlar, ekonomi programı yok diyorlar. Olmaz olur mu? Immanuel Kant diye biri var, onu çok beğeniyorum" diyor inşaat zengini Hernández.

Sağdan sola otoriter popülizme ve AMLO'ya öykünmek

Sağ popülizmin partisiz temsilcisi Hernández açık açık demokratik kurumlara meydan okuyor. Örneğin, hukuğun çok yavaş işlediğini, başkan olursa yolsuzlukla savaşmak için sıkıyönetim ilan edeceğini iddia ediyor. Yolsuzluğa karışmış siyasetçileri basın toplantılarında doğrudan afişe etme sözü veriyor.

Nitekim Hernández, Meksika Başkanı Andrés Manuel Lopéz Obrador'a (AMLO) öykünüyor. AMLO, her sabah 7:00'de yaptığı 'Sabahlık'[2] basın toplantılarında, sadece (muhalefetten) yolsuzluğa karışan siyasetçilerle kalmıyor, kendisini eleştiren gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini ve iş insanlarını tek tek isim saymak suretiyle afişe ediyor. Her sabah yeni sürprizlere uyanıyor Meksikalılar. AMLO ağır ağır saatlerce konuşuyor. Karalanan bu isimler ABD uşaklığıyla, neoliberalizmin, emperyalizmin kuklalığıyla suçlanıyorlar (bazen bunların tümü eş anlamlı kullanılıyor) milyonlarca Meksikalının huzurunda.

Hatta geçen seneden bu yana bir de haftada bir "Bu haftanın yalanlarında kim kimdir?" bölümü var bu doğrudan demokrasi savlı şovun. Trump'ın sloganlaştırdığı 'yalan haber/ fake news'  şovu AMLO'nun partisi MORENA'nın milletvekillerinden Ana Elizabeth García Vilchis sunuyor, Başkan da yanıbaşında. Bu şovda gazeteler, gazeteciler, televizyon kanalları, sosyal medya tek tek irdeleniyor, pek çok haber ve iddia hükümet sıralarından atılan top ateşine maruz kalıyor.

Başkan, Meksika'nın en saygın gazetecilerinden bazılarına verip veriştirirken, bazen bu akademisyen, "gazeteci dedikleriniz" ile başlayan cümleler kuruyor. Sonra da "Nasıl böyle bir genelleme yaparsınız" diyenlere, "Genellemedim. Küçük bir azınlık neoliberal dönemde direndi, onlara saygım sonsuz. Ama pek çoğu sermayenin uşağı ve yalan haberlerle halkı uyuttular" diye cevap veriyor. "Biz birer birer yıkıyoruz kalelerini" diye ekliyor.

AMLO'nun Sabahlık basın toplantılarını ve genel olarak medyayı propaganda aracı olarak ele geçirmesini Hitler'in propaganda makinesi Goebbels'e benzetenler var.  

Sandık: Sol ve sağ popülizmin (şimdilik) meşruiyet aracı

Sağ ve sol popülizm, neredeyse tek meşruiyet sebebi olan sandığa bayılıyor. Sürekli oy sayıyor. Her ikisi de demokratik kurumlarla süreçler ayak bağı olmasın, karar verme sürecini hantallaştırmasın istiyorlar. Bağımsız kurumları sevmiyorlar. Ya onları kendilerine bağımlı hale getiriyor ya da kadrolaştırıp ele geçiriyorlar. Pek çok ülkede bu hızlı karar alma isteği, tek adam/kadın rejimlerini meşrulaştırıyor.

Mexico City'de sohbet ettiğim taksi şoförlerinden biri Başkan AMLO'ya referansla "Her şeyi de tek kişi bilmez ki abi. Yanındaki bakana bile söz vermiyor" diyor.

2018'de Yeniden Milli Diriliş Hareketi (MORENA) Partisi'nin adayı olarak Meksika Başkanı olan AMLO, 2000-2005 arasında Mexico City'nin Belediye Başkanıydı. Daha önce de Demokratik Devrim Partisi'nin Genel Başkanı'ydı. Başkanlık yarışına iki kez daha katılmıştı, üçüncü seferde oyların yüzde 53.2'sini alarak başkan oldu. Kendisini sol ve iktisadi milliyetçi çizgide tanımlayan AMLO, "Kırk yıllık neoliberal zulümün ardından Meksika'ya sol siyaseti getirme ve neoliberalizmi kökünden temizleme" sözüyle iktidara geldi.  

Sürekli yeni düşman ve gündem yaratan popülizmler 

Sol ve sağ popülist liderler her gün yeni düşman tanımlıyorlar. Her gün yeni gündem belirliyorlar, hepsi birbirinden önemli. Halkın dikkatini başka yere çekmeyi çok iyi beceriyorlar. AMLO'nun oğullarından birinin Houston'da (bazı önemli bağlantılar sayesinde) çok lüks bir ev kiraladığı ortaya çıkıyor. Hemen ertesinde AMLO, ülkenin en saygın gazetecilerinden Carmen Aristegui'ye sataşmaya başlıyor. Yeni polemik, yeni gündem, yeni düşman. Bazen bir gazeteci, bazen bir iş insanı, bazen bir sivil toplum çalışanı. Sürekli gözdağı verip kafa tutmaya bayılıyorlar. Kafa tuttukça alkış ve oy alıyorlar.

Kendilerini elit-karşıtı diye konumlandıran popülist liderler "İçinizden biriyim ben, o sizi sömüren yolsuz elitlere benzemem" mesajını veriyor. Kurbanlaştırma ortak yöntemleri. Hem kendilerini, hem de ortaklaştıklarını iddia ettikleri halkı kurban diye tanımlıyorlar. Bunu yaparken de yarattıkları yeni tarih söyleminde geçmişin kurbanlarını ve kahramanlarını cımbızla çekip, kendilerini o kahramanların mirasçısı ilan ediyorlar.  

Sağ ve sol popülizmlerin başka bir ortaklığı yoksul kesimle ilişkileri. Kullandıkları en kilit araçlardan biri sosyal yardımlar. Yoksulluğun yaygın olduğu ülkelerde bütçeye yükü kısmen az olsa da, oylara etkisi çok olan sosyal yardım programlarını uygularken, kayırmacı siyaset alanını da genişletiyorlar. Mexico City'de sohbet ettiğim taksi şoförlerinin pek çoğu aynı cümleyi kuruyor:

"Annemin ik kez düzenli bir geliri oldu. Çocuğumun bursu var. Tabii ki ailecek oyumuz López Obrador'a."

AMLO, kadınlardan ve kadın hareketinden korkuyor. Her fırsatta millet, ordu ve bayrağı öne çıkarıyor. Türkiye'yi görmüş Meksikalılar, "Bizim bayraklar sizinkilerden tabii ki büyük" diye iddiaya giredursun, sol ve sağ tandanslı milliyetçilikler günden güne güçleniyor.

Başkan López Obrador, bütün bunları yaparken, dine sarılıyor. Kendisi dindar, referansları da öyle. Pandemi başlangıcında sarf ettiği 'Meksika'yı melekler korur' lafı çok tepki çekmişti. Daha sonraki yazılarımda Latin Amerika'da sol popülizmin dine sarmalanan bu yeni varyantından bahsedeceğim.

Meksika ile Kolombiya'yı birleştiren ne var?

Yazıyı neyle bitireyim derken, Meksika ve Kolombiya'yı birleştiren ne var diye düşündüm. Narko, yoksulluk, eşitsizlik diyeceksiniz. Ben bunlara bir de 'cumbia' yı ekliyorum. Cumbia, Kolombiya kökenli bir müzik (ve folklorik dans) türü. Meksika'nın kuzeydoğusundaki Monterrey'de çok popüler. 

Ve harika bir film önereceğim: 'Artık burada değilim'[3] 

Film, Meksika'nın en zengin şehirlerinden biri olan Monterrey'deki bir gecekondu mahallesinde geçiyor. İçinde yoksulluk da var, narko da, dans da. Hayatı cumbia olan bir delikanlının hikâyesi. Suçu dans etmekmiş öğrendiğim kadar..


[1] 'Dede' çevirisi için affınıza sığınıyorum. İspanyolcada 'viejito', aslında yaşlı(cık) diye çevirilebilir, ama Türkçe'de aynı (sevimli) anlamı vermiyor.

[2] 'Mañanera'

[3] 'Ya no estoy aquí'/ 'I am no longer here.'

Işık Özel kimdir?

Işık Özel Urfa'da doğdu, Balıkesir'de büyüdü. Liseyi İstanbul Atatürk Fen Lisesi'nde bitirdikten sonra ODTÜ'de Ekonomi okudu. İstanbul'da özel sektörde pazar araştırması alanında çalışırken akademik hayatı özlediğini fark etti ve üniversiteye döndü. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü'nde Ekonomi Tarihi yüksek lisansı yaptı. "Bir enkaz mı devraldık" sorusundan yola çıkarak, son dönem Osmanlı ve ilk dönem Cumhuriyet ekonomisi üzerine çalıştı.  

Doktorasını Washington Üniversitesi'nde (Seattle) Siyaset Bilimi Bölümünde, doktora sonrası çalışmalarını ise Barcelona Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü'nde (IBEI) tamamladı. Uluslararası ekonomi politik ve karşılaştırmalı siyaset alanlarında uzmanlaştı. 2007-2017 yılları arasında Sabancı Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Özel, farklı dönemlerde Hertie School of Governance (Berlin), Freie Universität Berlin, UNED (Madrid), Instituto de Empresa (Madrid), el Colegio de Mexico (COLMEX) ve CIDE (Mexico City)'de misafir öğretim üyesi ve araştırmacı olarak bulundu.

İktisadi ve siyasal kurumların dönüşümleri, devlet-piyasa ve devlet-toplum ilişkileri, piyasa düzenlemelerinin ekonomi politiği, eğitim politikaları ve sosyal politikalar alanlarında çalışmalar yaptı. Bu alanlar bağlamında gelişmekte olan ülkeler (özellikle Latin Amerika ve Türkiye) ve Güney Avrupa ülkeleri üzerine (özellikle İspanya) kafa yormaya devam ediyor. Bu ve benzer konulara odaklanan makale ve kitap bölümlerinin yanı sıra, Routledge Yayınevinden çıkan ‘State-Business Alliances and Economic Development: Turkey, Mexico and North Africa' (2014) başlıklı bir kitabı var.  

Işık Özel 2017'den bu yana Madrid III. Carlos Üniversitesi'nde (uc3m) Siyaset Bilimi Doçenti ve aynı üniversite bünyesindeki Juan March Enstitüsü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Aynı zamanda, bu üniversitede Sürdürülebilir Kalkınma ve Küresel Yönetişim Master Programının direktörlüğünü yürütüyor. 

2020'den beri T24 Haftalık'ta yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Latin Amerika'da yeni sol dalganın pek çok rengi ve Kolombiya'da başkanlık seçimleri

Latin Amerika'da sarkaç sağdan sola kayıyor. Öfkeli seçmen toplumlarının makûs talihini değiştiremeyen iktidar partilerine "eh yeter artık" mesajını veriyor

Erdal Yavuz'un ardından

Sanki karşısındakine umut vermek, cesaretlendirmek yaşama sebebi gibiydi… Ben hayata müteşekkirim senin kadar güzel bir ruhu karşıma çıkardığı için…

Aman petrol, canım mikroçip: 1970'lerin stagflasyonuna geri mi dönüyoruz?

Pandemi ve iklim kriziyle kopan tedarik zincirleri 1970'lerdeki gibi bir arz krizi yaratır mı? Çiplerle piller bugünün petrolü olabilir mi? Görünmeyen çatışmaların çağında stagflasyon riski