18 Temmuz 2021

Buz içinde aranan ölümsüzlük

Kriyoniks olarak adlandırılan ikinci yaşam umudu, gelecekte hastalığına şifa bulunacağına inananların ve tekrar yaşama döneceği beklentisi içinde olanların, buz içinde yarınların dünyasına yelken açtıkları "tüp" içinde bir liman  

İnsan öleceğini bilen ve ölümlü olduğunu bilerek yaşayan tek canlı! Buna rağmen dinler ve insanlık tarihi içindeki izlerden görüldüğü şekliyle, diğer canlılardan "düşünebilme" yetisiyle ayrılan insan, doğada var olduğundan beri her dönem ölüme karşı direnmiş, hastalıklarına şifa yolları denemiş, ölmemek için çare bulmaya çalışmış, her dönemde tükenmez bir çabayla ölümsüzlüğün yollarını aramış. Kimi zaman şifacılar çıkmış doğadan topladıklarıyla ölümsüzlüğün çarelerini aramışlar kimi zaman da büyücüler, doğaüstü güçleri olduğunu iddia edenler, ilk dönem simyacılar, ruhani liderler bu boşluğu doldurmak adına gücü elinde tutan insanlara danışmanlık hizmeti vermişler. Tabii ki günün sonunda tarih sahnesinde ne kendileri kalmış, ne de akıl verdikleri ve ölümsüz olma yolculuğunda yardım (!) ettikleri. Ölümsüzlük arzularıyla dolu herkes yaşadığı dönemdeki zenginliğini, gücünü, otoritesini, kural koyuculuğunu ve yönettiği milyonların itaatini terk ederek gözlerini kapamış, ardında bıraktıkları dünyada kalmış paylaşılmış. 

Tarihsel süreç içinde Dünyanın farklı bölgelerinde yapıldığı görülen ölü vücudu mumyalayarak saklama isteği her ne kadar günümüz dünyasındaki müzeler ve bilimsel araştırmalara kaynak olsa da, geçmişte yaşayan güçlü kişilerden geride kalan, yarınlara aktarılan sahip olduğu gücü değil -varsa- sadece yapıtları olmuş. Mesela, Milaslı hemşerimiz Anaksimandros gözleme - rasyonel düşünmeye dayalı "meydana geliş" öyküsünü anlamaya çalışan ilk filozof olarak, modern kozmoloji bilimine açtığı kapıyla günümüze kadar adından söz ettirmiş. Pisagor üçgenin kenarları arasındaki temel ilişkiyi kuran ilk teoremiyle, Michelangelo tasarlamış olduğu heykellerle, Leonardo di ser Piero da Vinci ise gerek sanatsal gerekse de bilimsel araştırmalarıyla her dönem hatırlanmış, değerleriyle yaşamaya devam etmiş.

Buz içinde yarınlara ulaşma isteği

Birikimleriyle, değerleriyle hatırlanmak gelecekte de adı ve yapıtlarıyla yaşamak gibi görülse de asıl peşinde koşulan "ölümsüzlük" düşüncesi böyle değil; geleceğin dünyasında var olma güdüsü ölümlü olmayı reddetmenin yolunu bir şekilde bulma çabası taşıyor. Ve bu beklenti "kriyoniks" adı altında bugün dünyanın farklı yerlerinde dondurulmuş bedenleri buz içinde geleceğe taşıyor.


Kriyoniks hizmeti veren kuruluşların sayısı artma eğiliminde

Aslında benzer teknikler tarih sahnesinde daha önce de görülmüş, sorunlu bölgedeki hastalıklı dokuları yok etmek için doku kaybına sebep olmasıyla bilinen "kriyoterapi" Eski Mısır döneminden beri uygulanan bir tedavi biçimi olmuş; dondurma, kara sarma ya da soğuk tedavisi isimleriyle de tarihsel süreç içinde kullanılmış.

Geçtiğimiz yüzyılın bilimsel araştırmaları, teknolojik gelişmelerin ışığı altında ölümsüzlük gibi çaresi olmayan döngüye yeni umut kapıları aralamış. 1947 Yılında, 2. Dünya Savaşı'nda savaşta ciddi şekilde yaralandıktan sonra hastanelerde geçirdiği yıllar içinde, kriyojenik alanda Fransız biyolog Jean Rostand tarafından yapılan araştırmalardan etkilenen ABD’li fizikçi Robert Ettinger, insan vücudunu dondurarak saklama konusunda çalışmaya başlamış.

1962 Yılında, "ölümsüzlük beklentisi" başlığı altında çalışmasının ön versiyonunu yayınlayan Ettinger, gelecekteki teknolojik gelişmelerin insanları hayata döndürmek için kullanılabileceği savını ortaya atmış. Çalışmasının bir kopyasını ünlü yayıncı Isaac Asimov'a göndererek onun dikkatini çekmesi sonrasında 1964 yılında basılan "The Prospect of Immortality" kitabı bugün bile hala tartışılan ve bilim adamları tarafından kuşkuyla karşılanan "kriyoniks" teknolojisine giden yolda "dondurarak koruma" kavramının kamuoyu ile yoğun olarak paylaşılmasına olanak vermiş.

"Teknolojik gelişmeler bu şekilde devam ederse, tıp bilimi, donma hasarı, yaşlılık ve tüm ölüm nedenlerine çare bulabilir, insan vücudundaki her hasarı onarabilir" temasını işleyen bu kitap, çeşitli listelerin seçkisi olmuş ve ilk planda tam dokuz dilde yayınlanmış. Konu kısa bir süre içinde The New York Times, Time, Newsweek, Paris Match, Der Spiegel, Christian Century gibi dünyanın en ünlü gazetelerinin ön sayfalarını süslemiş, radyolarda konuşulmuş, düzinelerce dergide kendine yer bulmuş; o yıllarda yeni yeni insanların gözdesi haline gelen TV ekranlarına yansımış. Ettinger, kriyoniks fikrini savunan en açık sözlü ve bilimsel (!) olarak en güvenilir kişi olarak "buz içinde yaşam arayışının" kurucusu olarak kabul edilmiş.

James Hiram Bedford, ölümü beklemek yerine buza girmeyi tercih eden ilk kişi

20 Nisan 1893 tarihinde doğan, Kaliforniya Üniversitesi'nde psikoloji profesörlerinden James Hiram Bedford, yakalandığı böbrek kanseriyle ölümü beklemek yerine hastalığına ilerleyen yıllarda bir çözüm bulunacağını düşünerek, 12 Ocak 1967 tarihinde "kriyo" tüpüne girmiş. Vücudu dondurularak kriyoniks yapılan, Profesör Bedford, Robert Ettinger’e inanarak bedenini buz içinde yarınlara ulaştırma isteğini hayata geçiren ilk kişi olmuş. Bedeninin buz içindeki bekleyişi yarım asrı geçmiş ve şu ana kadar yaşama geri dönüşü yolunda bir aşama kaydedilmemiş, o günden beri resmen ölü kabul ediliyor olsa da, her yıl 12 Ocak’ta kutlanan "Bedford günü" imajıyla bu dondurma işlemi günümüzde kendi endüstrisini, pazarını ve beklentilerini yaratmış durumda!


Kaliforniya Üniversitesi'nde psikoloji profesörlerinden James Hiram Bedford, 1967 yılında kendi isteğiyle dondurulan ilk kişi olmuş

1976 yılında, Ettinger tarafından kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak "Cryonics Enstitüsü" kurulmuş ve kısa süre içinde binlere varan üye sayısıyla, depolarında uyanmayı bekleyen yüzlerce dondurulmuş vücuda ulaşmış. Kuruluşun amacı en yüksek düzeyde güvenilirlik olarak saptanmış, sıvı nitrojen kullanılarak yapılan dikkatli hazırlık, duraksamasız soğutma işlemi ve yıl saptanmadan uzun süreli hasta (!) bakımının maliyeti bir defalığa mahsus olarak alınacak 28.000 Amerikan Doları olarak saptanmış; son dakika vakaları için bu rakam 35.000 Dolara kadar çıkmış.

Dondurulmuş kişilerin uyandıklarında etrafında hiçbir sosyal destek bulamayacakları, dostları, tanıdıkları ve yaşarken sahip oldukları ile karşılaşamayacakları düşüncesi kendini buz içinde saklatmaya teslim eden insanların belleğinde her zaman yer etmiş olmalı ki, Michigan’daki Kriyoniks Enstitüsü başkanı Dennis Kowalski gibi ailece dondurulmayı tercih edenler de çıkmış. Kowalski, dondurulduktan sonra hayata geri döndürülen kişilerin de tıpkı başka ülkelere göçen mülteciler gibi, ortak geçmişi ve deneyimi olan insanlarla bir araya gelip hayatlarını sürdürebileceğine olan inancıyla tüm aile bireylerini ikna etmiş, geleceğin Dünyasına mülteci olma yolunda ailesini buz içinde yolculuğa çıkartmış.

14 Yaşındaki İngiliz kız, babasının itirazına rağmen mahkeme izniyle dondurulmuş

Bu konuyu geçtiğimiz yıllarda dünya gündemine taşıyarak hatırlatan İngiltere’de yakalandığı amansız kanser hastalığına karşın ölmeden dondurulmak isteyen 14 yaşındaki bir kızın isteğiyle, buna karşı çıkan babasının dondurma işlemini engellemek için mahkemeye başvurması ve davayı kaybetmesi olmuş. Özel hayatın korunmasına yönelik yasalar gereği basında sadece adının baş harfleriyle "JS" olarak tanınan kız neden dondurulmak istediği sorularına "ben sadece 14 yaşındayım ve ölmek istemiyorum ama öleceğimi biliyorum. Dondurulmanın ise zamanımızdan yüzlerce yıl sonra bile olsa tedavi edilerek uyanmak için bana bir şans vereceğini düşünüyorum" demiş. Hoş kendisi de kanser olan baba mahkemede, "tedavi başarılı olsa ve kızım 200 yıl sonra hayata geri döndürülse bile gelecekte yaşayan bir akrabasını bulamayacak, yaşadıklarına dair hiçbir şey hatırlamayacak ve geleceğin Amerika’sında 14 yaşında yapayalnız kalacak" diyerek duruma karşı çıkmış olsa da kararın kızının isteği yönünde alınmasını engelleyememiş. Davayı kazanan genç kız, kanser tedavisinin bulunacağı bir dünyada uyanmak istediğini söyleyerek Amerika'da kendini buz içinde beklemeye teslim etmiş.

Toprağın altına gömülmek istemiyorum" diyerek Dünya basınını uzun süre meşgul eden bu genç kızın davası sonrasında davanın hakimi konuyla ilgili açıklamasında, mahkemede bilimsel bir karar verilmediğini, JS’yi reşit kabul ederek sadece kendini donduran insanların ölümden sonraki vasiyeti ile ilgili bir karar belirlendiğini belirterek kararın "etik" değerlere uygun olarak alındığını söylemiş.

Ölü mü, uykuda mı?

Kriyoniks işlemi kalp durduktan hemen sonra yapılıyormuş, hücreler ölmeye başlamadan beyin dokuları, vitrifikasyon denen buzsuz dondurma yöntemiyle muhafaza ediliyormuş. Bu uygulamada -78,5°C’de katı karbondioksit (kuru buz), -196°C sıvı azot, florokarbon, nitrojen ve nitrik oksit gibi kriyojen maddeler kullanılıyormuş, dokulara soğuk uygulaması gümüş ya da bakırdan yapılmış kriyokoter adı verilen aletlerle gerçekleştiriliyormuş. Konunun teknik boyutuna girme taraftarı değilim, zira uzmanı olmadığım bu konuda hata yapma ihtimali oldukça yüksek. Ama şu bir gerçek ki, dondurulmuş halde bekleyen bu kişiler yasal olarak ölü sayılsa da, eğer bir gün umutları yeşerirse nasıl bir statü ile yarınlara uyanacakları şu an için belli değil. Sanırım kararlarında zamanın her şeyin çaresi olacağı düşüncesi -belki de- buz içinde onlara güç veriyor olmalı.

Bugün ABD, Avustralya ve Rusya’daki üç merkezde 1000’ne yakın kişi dondurulmuş halde saklanıyor, binlerce kişi de tüplere girmek için sırasını bekliyormuş; özellikle Avrupa’da da yeni merkezlerin açılması planlanıyormuş.

Robert Ettinger’in açtığı bu yolda kendi bedeni de buz içinde yarınlara ulaşmayı bekliyor ama kimse yeniden hayata dönebilmenin mümkün olup olmadığını bilmiyor. Yine de bu belirsizliğin bile kesin ölümden çok daha iyi olduğuna inanan çok kişi var. Onlara göre donmak insanın başına gelebilecek ölümden sonra ikinci en kötü şey! Öyle ya, "bu metotla hayata geri dönüleceğinin garantisi olmasa da gömülür ya da yakılırsanız bunu asla öğrenemeyeceksiniz" diyenlere de hak vermemek elde değil.

Walt Disney donduruldu mu?

Buz içinde tekrar yaşama dönmeyi bekleyenlerin kimler olduğu ayrı bir tartışma konusu çünkü çoğunun kimliği belli değil. Bu konudaki en büyük tartışmalardan biri 15 Aralık 1966 tarihindeki ölümü sonrasında bedenini buz içinde saklatmaya adadığı söylenen ve şu ana kadar doğru olup olmadığı teyit edilmeyen Walt Disney ismi üstünden yürüyor. Hatta ünlü bir Türk işadamının da buz içindeki yolculardan biri olduğu bizim basınımızda da adı üzerinden spekülasyon yapılırcasına zaman zaman yazılıyor.


Walt Disney'in cesedinin ölümünden çok kısa bir süre sonra buz içinde korunmaya alındığı savı, yıllardır tartışılmaya devam ediyor

Donmadan önce sahip olunan birikimlerin, donma yolunda atılan adımların izleri ve belki bir gün tekrar açılacak deneyimlerin köşe taşları belgesellere, sinemaya ve edebiyata konu oluyor. Eğer olur da hayata geri dönerlerse hayalet gibi karşılanacakları, psikolojik bozuklukların, travmanın ortaya çıkacağı ve belki de zamanında ölmenin yapılacak en iyi iş olduğunu söyleyenler olsa da, kimi bunun bilim kurguya özgü olduğunu düşünüyor, kimisi de hayata dair her şeyin ayakta kalacağı konusunda ümitli.

Kendi deneyimlerinden kültür yaratan insanlık bu konuda da geniş bir literatür oluşturma yolunda. Zaten koşuşturma hayata tekrar dönme olasılığının dışında günlük yaşam pratiklerini etkilemeyi başarmış bile. Artık bu hayali kurabilmek için bile yüz binlerce dolardan başlayan bedelleri önceden yatırmak, buz içindeki mezar bulabilmek için rezervasyon yaptırmak gerekiyormuş. Dondurarak sonsuza dek saklama hizmeti taahhüt eden kuruluşlar talep ettikleri bedellerin bir kısmını hisse ve tahvillere yatırarak Dünya piyasalarındaki farklı fonlar üzerinden gelecekteki varlıklarını garanti etme düşüncesini karar verme aşamasında olanlara sunup onlara bu güvenceyi sunmaya başlamışlar bile. Emekli maaşı veren sosyal güvenlik şirketleri ne der bilmiyorum ama sigorta şirketleri bile bu alanda teminat oluşturma peşindeymiş.


Gelecekte uyanmayı bekleyen insanların buz içinde saklandığı tesislerin müze misali ziyarete açılabileceği konusu "etik" boyutuyla tartışılıyor

Kriyoniks uygulaması birikimlerinin kendilerinden sonra ne olacağı sorusuyla her zaman yüzleşen koleksiyonerler için de ilk bakışta cazip gelebilir. Hatta bu mekânların da müze gibi ziyarete açılabileceği tartışması "etik" olarak cevabı hala bulunamayan tartışmaların odağındaymış. Bilimsel olsun ya da olmasın, hayata tekrar dönebilme umudu -matematiksel olarak çok küçük de olsa-, sanırım daha çok kişiye buz içindeki yolculuğu hayal ettirmeye devam edecektir, diye düşünüyorum.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim

Yazarın Diğer Yazıları

Zar atmanın tarihi

Hayatta bazen verilen kararları atılan zarlar belirler; seçeceğiniz yolu akıl değil, zarı atan elleriniz gösterir

Dikişin ardındaki kalkan; yüksük ve yüksük koleksiyonculuğu

Yüksük, iğneye dikişte ele batmadan itiş gücü sağlayan "parmak zırhı", Orta Çağ'da kullanıldığı tabiriyle de "parmak şapkası"

Sandviçin tarihi

Sandviç hem göze hem de mideye hitap eden tasarımıyla atıştırmanın atası, ayaküstü beslenmenin tarihsel karışımı