17 Şubat 2020

Libya krizinin çözümünde Afrika Birliği niye kenara itiliyor?

Dışarıdan müdahalelere son verilmesi ve uluslararası toplumun teşvik etmesi halinde, Güney Afrika ve Cezayir’in önderliğinde, Libya krizinde Afrika imzalı bir çözüme ulaşılması mümkündür

2011 yılında, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, İngiltere ile birlikte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1973 nolu Libya kararını yanlı biçimde yorumlamak suretiyle, Kaddafi’ye karşı ayaklanan Tobruk-Bingazi bölgesindeki isyancı aşiretleri hava kuvvetleriyle desteklemesi neticesinde, Libya’da 40 yıldır süregelen siyasi istikrar, barış ve refah döneminin sona erdiğini hepimiz hatırlıyoruz. Fransa’nın önderliğinde, İngiltere ve İtalya’nın yakın işbirliğiyle, NATO’nun katkılarıyla, diktatör Kaddafi döneminin dışarıdan silahlı müdahale ile sona erdirilmesi, liberal batılı ülkelerin sık sık tekrarladıkları, Irak’ın ABD tarafından işgaline benzer nitelikte, fevkalade vahim bir hata olmuştur. Rejim değişikliğine yönelik yanlış hesap, "Arap baharının" sunduğu istisnai zafiyeti değerlendirmek uğruna, askeri müdahale sonrası dönemin öngörülememesinden ya da iyi tahlil edilememesinden  kaynaklanmaktadır. Kaddafi ve rejiminin dışarıdan silahlı müdahale vasıtasıyla ortadan kaldırılmasının ardından, demokrasi birikimi bulunmayan çöllerle kaplı bu aşiretler ülkesine kaosun hakim olacağını öngörebilmek için müneccim olmaya gerek olmadığı açıktır. Yanlış kararın gerisinde, ABD’nin ve Batı'nın Libya alerjisi yanında, Nicolas Sarkozy ve Silvio Berlusconi’nin Kaddafi’ye duydukları derin nefreti de unutmamak icap etmektedir.

Oysa Libya’ya Afrika’dan baktığınız zaman başka bir manzara ile karşı karşıya kalırsınız. Birçok Afrika ülkesi Kaddafi Libya’sından kendi ülkelerine akan cömert yardımlar ve yatırımlardan ötürü yıllarca Tripoli’ye şükran duymuş, Libya’ya yapılan müdahaleyi benimsememiş ve Kaddafi rejiminin sona erdirilmesinden rahatsız olmuştur. Kaddafi, petrol gelirlerinden oluşturduğu Libya Servet Fonu üzerinden Afrika’ya önemli kaynaklar aktarmış, Afrika Kalkınma Bankası'nın sermayesine ve Afrika Birliği'nin bütçesine cömert katkılar yapmış, 26 Afrika ülkesinde, telekom, tarım ve konaklama sektöründe yatırımlar yaparak refahı bir nebze yukarı çekmiştir. 2000’li yılların başında  bazı Afrika başkentlerinde Libya Fonu'nun inşa ettiği ve işlettiği otellerin dışında konaklama imkanı bulunmadığını şahsi tecrübelerimizden hatırlıyoruz. Afrika’da sömürgeci ülkelere karşı verilen mücadeleyi desteklemesi yanında, Kaddafi’nin, Güney Afrika’daki ırkçı rejime karşı savaşında ANC güçlerine sağladığı siyasi-askeri yardım hâlâ hatırlardadır (Nelson Mandela’nın bu sebeple 1990 yılında Libya’ya  teşekkür ziyareti gerçekleştirmiştir). 

Kaddafi rejiminin yıkılmasıyla Libya’da başlayan iç savaşın ve kargaşanın yol açtığı koşullar, bu ülkenin güneyinde bulunan Mali, Nijer ve Çad açısından büyük güvenlik sorunlarına yol açmıştır. 2000’li yılların başlarında Sahel bölgesinde dikkatleri çeken Magrep El Kaidesi Libya’nın karışmasından yararlanarak gücünü ve faaliyet alanını hayli arttırmıştır. Libya ordusuna ait silahların el değiştirmesi, Irak ve Suriye’den kaçan IŞİD mensuplarının Libya’ya yönelmeleri, Sahel bölgesinde yeni cihatçı grupların doğmasına ve güçlenmelerine yol açmıştır. Libya’ya müdahalenin yol açtığı bu kaotik gelişmelerden ötürü, Mali’de konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü (MINUSMA) ve Fransız Müdahale Gücü'nün (BARKHANE) katkı ve çabalarına rağmen, Sahel ülkelerinin teröre karşı ortaklaşa mücadelesinde bir türlü başarılı sonuçlara ulaşılamamaktadır. Özetle, Kaddafi rejiminin devrilmesinin sarsıcı sonuçları halen Libya’dan 2500 km uzaklıkta bulunan Burkina Faso’ya, 1500 km güneydeki Çad gölü bölgesine kadar yansımış durumdadır.

Afrika ülkeleri ve Afrika Birliği, uluslararası toplumun Libya krizinin çözümüne ilişkin çabaları bünyesinde seslerini duyuramamaktan ve geri plana atılmaktan ötürü haklı bir rahatsızlık içindedir. Libya’daki rejimi keyfi biçimde yıkan Fransa ve destekleyicisi İtalya, her nasılsa, bu ülkeye barış ve istikrar getirilmesi için en ön saflarda ve rekabet halindedir. Libya krizinin çözümü, Afrika Birliği'nin Barış ve Güvenlik Konseyi bünyesinde ele alınmaktadır. Bu Konseyin başkanlığı Cibuti devlet başkanı Omar Guelleh tarafından yürütülmektedir. Konsey bünyesinde Libya krizine çözüm aramak üzere Kongo (Brazzaville) Cumhurbaşkanı Denis Sassou Nguesso başkanlığında Yüksek Düzeyli Libya Komitesi oluşturulmuştur. Komite son toplantısını 9-10 şubat tarihlerinde düzenlenen 33. Dönem Afrika Birliği zirvesinden önce Brazzaville’de gerçekleştirmiş ve raporunu zirveye sunmuştur. Afrika Birliği Komisyonu başkanı Moussa Faki Mahamet (eski Çad Başbakanı) Brazzaville toplantısı vesilesiyle, Libyalıların, tarih önünde, silahları susturma sorumlulukları bulunduğunu ve bunu yerine getirmeleri gerektiğini vurgulamıştır.

2019 yılı başında Afrika Birliği dönem başkanlığını üstlenen Mısır’ın Libya sorununda doğrudan taraf olmasının, krizin çözümünde Afrika Birliği’ni ve Afrika ülkelerini geri plana ittiğini söylemek mümkündür. Geçtiğimiz hafta Mısır’ın dönem başkanlığını Güney Afrika’ya devretmesi, Afrika’nın Libya krizinde daha aktif bir rol oynaması açısından bir fırsat oluşturmaktadır. Dış politikada üçüncü dünyacı politikalar izleyen, büyük batılı devletlerle işbirliği yapan ama taviz vermeyen Güney Afrika’nın, 2011 yılında Fransa öncülüğünde Libya’ya yapılan silahlı müdahaleye kuvvetle karşı çıktığı hatırlarımızdadır.

Afrika Birliği'nin Libya konusundaki eleştiri okları daha ziyade Birleşmiş Milletler’e (BM) yöneliktir. Durumun farkında olan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçen hafta Addis Ababa’da gerçekleştirilen Afrika Birliği 33. zirvesine katılarak, iki kuruluşun Libya krizinin çözümü hususunda daha yakın bir işbirliği ve eşgüdüm gerçekleştireceklerini vurgulamış, Tripoli’deki BM misyonuna Afrika Birliği temsilcilerinin de dahil edileceğini duyurmuştur. Aslına bakılırsa, Afrika Birliği’nin krizin çözümüne ilişkin görüşleri 19 Ocak tarihli Berlin Konferansı'nda mutabık kalınan temel noktalarla ve geçen hafta kabul edilen Libya’da ateşkese dair BM Güvenlik Konseyinin 2510 sayılı kararının özüyle uyuşmaktadır: Çatışan taraflar arasında ateşkesin gerçekleştirilmesi, çatışan taraflara uygulanan silah ambargosuna saygı gösterilmesi, dışarıdan müdahaleye son verilmesi, tüm tarafların bir araya getirilerek uzlaşma masasına oturtulması. Bununla birlikte, Afrika Birliği Libya’da barışa doğru giden yol haritasında daha fazla rol istemektedir. Ateşkesin ardından devreye girmesi öngörülen gözlem görevinin BM-Afrika Birliği ortak gözlem misyonu olmasını beklemektedir. Libya sorununun çözümünde BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi olarak 2017 yılından bu yana görev yapan Ghassan Salamé’nin (Lübnan’lı) çalışmalarından hoşnut olmayan Afrika Birliği, bu görev için BM ile ortak bir arabulucu atanmasını tercih etmektedir. Afrika Birliği, Avrupa ülkelerinin, Libya sorununun çözümünü teminen, Avrupa başkentlerinde konferanslar düzenleyerek öne çıkma ve rol çalma çabalarından da rahatsızlık duymaktadır. Bu tür uluslararası konferanslar yerine, BM gözetiminde, Libya’ya komşu ülkelerden birinin ev sahipliğinde, bütün komşuların ve çatışan tüm tarafların katılacağı, Libyalılar arasında kapsamlı bir diyalog mahiyetinde, tarafların ortak bir mutabakata zorlanacakları bir çalışma zeminini tercih etmektedir.

Bu sene, Libya krizinin çözümünde, Afrika kıtasının daha fazla katkı yapmasını sağlayabilecek iki yeni unsur söz konusudur: Krizin doğrudan tarafları arasında sayılabilecek Mısır, Afrika Birliği dönem başkanlığı koltuğunu, "Afrika Çözümünden" yana olan Güney Afrika’ya bırakmıştır. Bölgesel sorunların diplomasi kanalıyla çözümünde tecrübe ve kapasite sahibi Cezayir, hareket kabiliyetini yitirmiş Cumhurbaşkanı Bouteflika defterini kapatmış, aralık ayında yeni cumhurbaşkanını seçerek bölgedeki geleneksel arabulucu rolünü üstlenmeye hazır hale gelmiştir. Dışarıdan müdahalelere son verilmesi ve uluslararası toplumun teşvik etmesi halinde, Güney Afrika ve Cezayir’in önderliğinde, Libya krizinde Afrika imzalı bir çözüme ulaşılması mümkündür.

Bu vesileyle değinmemiz gereken son husus, ülkemizin de, Libya’ya silah ve askeri unsurlar göndermekten ötürü, maalesef, Afrika ülkeleri tarafından eleştirilen yabancı aktörler arasına dahil edilmiş olmasıdır. Geçtiğimiz 12 yıl içinde kıtadaki temsilcilik sayısını 42 ye çıkaran, THY ile rekor sayıda Afrika şehrine uçan, kıtada yaptığı yatırımlarla takdir toplayan, Somali’ye verdiği destek ile öne çıkan Türkiye, Libya’ya dışarıdan müdahaleyle, kendi koyduğu "Afrika sorunlarına Afrika çözümleri" prensibiyle çelişir hale düşmüştür. 

Yazarın Diğer Yazıları

Geri bırakılmış Afrika neyle uğraşsın; Koronavirüs'le mi açlıkla mı, dış borçla mı, demokrasiyle mi?

Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir

Sudan, diktatör Ömer El-Beşir’i Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim eder mi?

Yapılacak en acil iş ABD’nin, "Terörizme Destek Veren Ülkeler" listesine 1993 yılında dahil ettiği Sudan’ın artık bu kara listeden çıkarılmasıdır

Luanda Leaks: Afrika’nın en zengin iş kadını Isabel dos Santos servetini nasıl elde etti?

"Luanda Leaks" gelişmeleri, Isabel dos Santos ve ailesini ülkenin geleceğinin dışına itmiştir. Devlet başkanı Jlo, yolsuzluklara karşı mücadelede önemli bir muharebe daha kazanmıştır