19 Mart 2019

Cezayir halkı demokrasi istikametinde uzun ince bir yolda

Yasaları değiştirerek, zorlama yöntemlerle görevi uzatan ve koltuğuna yapışan politikacılar arasında itibarını koruyabilen var mıdır acaba?

Cezayir’de gençler ve öğrencilerin başını çektiği geniş kitleler, bir aydır, barışçıl biçimde, başkent ve diğer büyük şehirlerin meydanlarında boy gösteriyorlar. Bir yandan Devlet Başkanı Bouteflika’yı, diğer yandan 20 yıldır Bouteflika’nın başında bulunduğu rejimin işbirlikçilerini protesto etmeyi sürdürüyorlar. Bu gösteriler neticesinde, 18 Nisan tarihinde düzenlenecek devlet başkanlığı seçimlerine,  mevcut cumhurbaşkanı Bouteflika’nın 5. kez katılması önlenmiş oldu. Bouteflika, yazılı açıklamayla, protestolardan gerekli mesajın alındığını, seçimlere katılmaktan vazgeçtiğini,  18 Nisan seçimlerinin ertelendiğini duyurdu. Halkın memnun kalmadığı mevcut sistemin aksayan yönlerinin reforme edilmesi amacıyla bir “ulusal konferans” toplanmasının kararlaştırıldığını, konferans bünyesinde yeni anayasa ve reform yasalarının hazırlanarak halk oyuna sunulacağını, ardından da seçimlerin düzenleneceğini ilan etti; bu çalışmaları başlatmak üzere yeni bir başbakan atadı.

Protestocular, Bouteflika’nın adaylıktan çekilmesinden memnun kalmakla birlikte, kendilerine sunulan reform taahhütleri paketinin zeminine ve aktörlerine karşı gelmeye devam ediyorlar. Ülkeyi son 20 yıldır idare eden ve işleri içinden çıkılmaz hale getiren mevcut rejimin içinden gelen politikacıların, bu defa reformları gerçekleştirmek üzere öngörülen geçiş dönemini yönetmeye talip olduklarını ileri sürüyorlar. Bouteflika sonrası dönemin omurgasını, Bouteflika ekibine dahil adamların hazırlamasını kabul etmeyeceklerini vurguluyorlar. Bouteflika‘nın yeni bir hilesi ile karşı karşıya bulunduklarını, onun iktidarını uzatmak amacıyla yeni komplolar peşinde koştuğunu iddia ediyorlar.

Yeni başbakanın, göstericileri reform projelerine inandırabilmek amacıyla, sokağın temsilcilerini yeni kurulan kabineye dahil etmeye hazır olduklarını açıklaması, önümüzdeki kısa dönemde, sivil toplumun, geçiş dönemi için güvendiği kadroları seçebilmesine olanak tanıyacak. Bu hayli zor ve hassas bir görev.

Bugün varılan aşamayı, sokağa inen kitlelerin güçlü olduklarını ilgili çevrelere kanıtladıkları, iktidar bakımından ise, sokağın gücünün farkına vardığı, bu gerçek çerçevesinde sivil toplumu çözüme dahil etmeyi kabul ettiği şeklinde özetleyebiliriz.

Cezayir halkının sağlık nedenleriyle liderlik kapasitesini kaybetmiş kişinin koltuk inadına son vermek, yolsuzluklara karışan iktidarın arkasındaki güçleri devreden çıkarmak üzere başlattığı halk hareketinin henüz çok başındayız. Cezayir halkı gerçek demokrasiyle yönetilmek ve bu amaçla serbest seçimler gerçekleştirmek yönünde ortaya koyduğu iradenin, Cezayir derin devleti tarafından sulandırılarak ele geçirmesine karşı uyanık duruyor, tetikte bekliyor. Bakalım hangi taraf kazanacak? Barışcıl gösterilerle önemli sonuçlar elde eden Cezayir gençliğinin ileri demokrasi  amacına ulaşması için üzerinden geçeceği sırat köprülerinin sayısı o kadar çok ki!

Peki bu yaşananlar Cezayir için “gecikmeli bir Arap Baharı”nın habercisi olabilir mi? Libya’da, Tunus’da, Mısır’da meydana gelenler 8 yıl gecikmeyle Cezayir’e yansıyabilir mi? Zannetmiyoruz. Cezayir 1990’ lı yıllarda, neredeyse 10 yıl siyasal İslamcı grupların terörüne maruz kaldı. 1991 yılında İslamcı partinin seçimleri kazanacağını gören Cezayir ordusu, seçimlerin 2. turunu iptal ederek İslamcı grupları yasakladı. Bu gelişme üzerine, İslami Selamet Cephesi (FIS-Front Islamique du Salut) önderliğinde silahlanan radikal İslamcı gruplar ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarda 200 bin civarında insan hayatını kaybetti. “Kara on yıl” adıyla hatırlanan, her gün bombaların patladığı bu felaket döneminin Cezayir halkının zihninde yarattığı derin travma ve bilinç nedeniyle Cezayir halkı 2011 yılında tüm kuzey Afrika’yı saran “Arap Baharı”ndan çok fazla etkilenmedi. Son bir aydır sokağa inen Cezayir halkının protestolar esnasında şiddetten uzak durması ve güvenlik güçleriyle çatışmaya girmekten kaçınması işte bu siyasi bilinçlenmeden kaynaklanıyor.

Cezayir’de yaşananları tahlil ederken ekonomik faktörleri hesaba katmazsak tablomuz eksik kalır. Ülke sokaklarına ve meydanlarına yansıyan huzursuzlukların gerisinde, siyasi gelişmelerin yanı sıra, petrol ve doğalgaz zengini ülkenin hesap bilmeyen maliye teşkilatı, üretmek yerine ithal etmek kolaylığına yönelen iktisadi tercihler, ülke hazinesini petrol fiyatlarına bağımlı olmaktan çıkaracak rasyonel kararların alınamaması ve en önemlisi geçmiş ekonomik krizlerden gerekli derslerin çıkarılamaması gibi temel yanlışlar yatmaktadır.

2014 yılında petrol fiyatlarında meydana gelen büyük düşüşler Venezuela, Angola, Kazakistan ve Cezayir gibi petrol gelirlerine dayalı ülkeleri derinden sarsmıştır. Gelirlerdeki düşüşler neticesinde, Cezayir hazinesi, 2015-2017 yılları arasında, döviz rezervlerinin büyük kısmını (200 milyar dolar civarı) harcamak zorunda kalmıştır. Bu sıkıntılar sebebiyle, hükümet tasarruf tedbirleri uygulamaya başlamış, sosyal harcamalar ve sübvansiyonlarda kesintilere gitmiş, tüm bu gelişmeler halk arasında memnuniyetsizliklere yol açmıştır. Sonuç olarak, seçimler öncesinde Bouteflika hükümetine yönelik güven kaybolmuş, geçirdiği felç nedeniyle sağlığını kaybeden yaşlı liderin kredisi sıfıra inmiştir.

Yukarıdaki satırlarda Cezayir’i, yanlış iktisadi politikaları ve demokrasi alanındaki zayıflıkları açısından eleştirirken, bu ülkenin, gerek Afrika kıtasında, gerek bağlantısız ülkeler arasında, özel bir yer kazandıran yönüne, değinmediğimiz takdirde haksızlık yapmış olacağımıza inanıyoruz. 1962 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazanan 40 milyon nüfuslu Cezayir, dış politika ve diplomasi alanında Afrika ve Ortadoğu’nun en başarılı ülkeleri arasındadır. Bağlantısız ülkeler hareketi içinde en saygın 3-5 ülkeden birisi Cezayir’dir. 1975 yılında İran-Irak arasındaki sınır anlaşmazlığı (Şattül-Arab üzerindeki sınır çizgisi), 1981 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği rehineleri krizi, 2000 yılında Eritre ile Etiyopya arasındaki sınır savaşı, Mali’de önce Tuaregler ile 2006 yılında,  bilahare diğer çatışan taraflar arasında 2015 yılında varılan uzlaşı, hep Cezayir’in arabuluculuğu ve katkılarıyla imzalanmış barış belgeleriyle çözülmüştür. Arap Baharı ertesinde, iç savaş yaşayan Libya’daki siyasi gruplar Cezayir’de bir araya getirilerek barışa teşvik edilmiştir. Afrika Birliği’nin kurulmasında Cezayir’in rolü en ön sıralardadır. Sahel bölgesinde faaliyetlerini sürdüren Magreb El-Kaidesi ve diğer cihatçı gruplara karşı yürütülen bölgesel mücadelede Cezayir kilit bir rol üstlenmiştir.

Belgrad’da büyükelçi olduğum dönemde, 2005 yılında, hayırlı bir iş için Cezayir’e gitmem gerekti. O dönemde yüksek petrol fiyatlarının yardımıyla Cezayir de yükselişe geçmişti. Bouteflika, ağzına kadar dolarla dolu hazinenin verdiği güvenle sosyal harcamaları arttırıyor, evsizlere neredeyse bedava ev dağıtıyor, ihtiyaç duyulan her şeyi ithal ediyor, benzinin litresini Türkiye’den 10 kat daha ucuza satıyordu. Petrol zengini ülkelerde çok sık rastlanan bu tür yanlış iktisadi politikalar nedeniyle yaşanan büyük sıkıntılara bir çok ülkede şahit oluyoruz.

1963-1979 yılları arasında çok başarılı bir Dışişleri Bakanı olarak temayüz eden Bouteflika, 1999 yılından itibaren iki dönem cumhurbaşkanlığı görevinin ardından, anayasa uyarınca koltuğunu bırakabilseydi, bugün ülkesinin gelmiş geçmiş en saygın lideri sıfatıyla tarihteki yerini alırdı. Yasaları değiştirerek, zorlama yöntemlerle görevi uzatan ve koltuğuna yapışan politikacılar arasında itibarını koruyabilen var mıdır acaba?

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Nedir bu Küba’nın ABD’nden çektikleri!

Vaşington’un, John Bolton’un aklına uyarak soğuk savaş dönemi zihniyetine geri dönmesinden ötürü,  Küba’da yaşam, her geçen gün daha da zorlaşmakta

Meksika’ya gitmek ister misiniz?

Yeni cumhurbaşkanı görev süresinin sonunda, uyuşturucu çetelerini sindirerek öldürülen ve kaçırılan vatandaş sayılarını aşağılara çekebilirse, ülke ve Latin Amerika tarihine adını yazdırabilir

Venezuela’nın durumuna düşer miyiz?

"Venezuela halkı, bu çok vahim noktaya  bir kaç yıl içinde gelmedi. Bir ülkenin halkını birbirini düşman telakki eden gruplara bölmek çok kolay bir iş değildir"