11 Aralık 2019

12 Aralık Cezayir seçimleri ülkeye hayır mı getirecek yoksa şer mi?

1962 yılından günümüze Cezayir’i yöneten asker-sivil oligarşi, 12 Aralık seçimleri vasıtasıyla çıkış yolu aramaktadır. Yolsuzluk, nepotizm ve hukuksuzluktan usanan Cezayir halkı ise, artık eski yüzleri görmek istememekte...

Doğalgaz ve petrol zengini dost ve kardeş ülke Cezayir ciddi siyasi istikrarsızlık ve derin ekonomik sıkıntılar içinde seçimlere gidiyor. Seçimler dünyamızda genellikle ülkelerin sorunlarının çözümü açısından ümit kaynağı oluştururken, yarın düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimleri Afrika’nın ve batı Akdeniz’in dikkat çeken bu ülkesinde endişelere yol açmaktadır.

Cezayir’e ilgi duyanlar, başkanlık seçimlerinin geçtiğimiz nisan ayında yapılmasının öngörüldüğünü, ancak 20 yıldır ülkenin başında bulunan ve ciddi sağlık sorunlarından muzdarip 82 yaşındaki Abdülaziz Buteflika’nın beşinci kez seçimlere katılma kararı karşısında, halkın şubat ayından itibaren sokaklara inerek seçimleri iptal ettirdiğini, yaşlı ve felçli başkanı dinlenmek üzere evine yolladığını hatırlayacaklardır.

Fransa’dan bağımsızlığın kazanılmasından (1962) günümüze, yönetimden ayrılmayan Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN – Front de Liberation Nationale) ve ordu ile son 20 yıldır başkan Buteflika’nın yakın çevresinden oluşan iktidar koalisyonu, anayasa gereği parlamento başkanının önderliğinde teşkil edilen geçici hükümet kanalıyla, "Buteflika’sız Buteflika rejimini" sürdürmek üzere, seçimlerin bu defa 4 Temmuz tarihinde yapılacağını duyurmuştur. Bilinçli Cezayir halkı, ülkedeki "derin devletin" bu aldatmacasına inanmamış, her cuma günü sokakları ve meydanları barışçıl biçimde doldurarak ülkeyi yönetilemez hale getiren yolsuzluklara bulaşmış ekibin iktidardan tamamen ayrılmasında ısrarcı olmuş, bağımsız isimlerden kurulu bir geçiş döneminin ardından, yeni ve temiz bir siyaset zemininde şeffaf ve özgür seçimler düzenlenmesini talep etmeyi sürdürmüştür. Sokağın (muhalif protesto hareketine "hırak" denilmektedir) ağır baskısından ötürü, 4 temmuz seçimlerine katılacak adayların yeterli imzaları toplayamamaları üzerine, geçici hükümet bu defa seçimleri 12 Aralık tarihine ertelemiştir.

Protestocuların yolsuzlukla suçladığı iktidarın en şaibeli isimlerinden, Abdülaziz Buteflika’nın kardeşi ve resmi danışmanı Said Buteflika ile kamu ihaleleri kanalıyla aşırı zenginleşen iktidara yakın çok sayıda iş adamının ve bazı üst düzey askerlerin geçtiğimiz aylarda tutuklanmaları ve yargılanarak hapis cezalarına çarptırılmaları, geçici hükümeti halk nezdinde aklamamıştır. Geniş halk kesimlerinin , dayatılan seçimlere ve önerilen yol haritasına açık ve net biçimde karşı gelmeyi sürdürmesine rağmen, ülkenin en güçlü adamı, Genel Kurmay Başkanı Ahmed Kaid Salih’in, anayasayı ileri sürerek seçimlerin 12 Aralık'ta yapılmasında ısrarcı olması, geçici hükümetin ve Seçim Kurulu'nun seçim takvimini uygulamaya koymalarını zorunlu kılmıştır. Bu çerçevede başvuru dosyalarını usulüne uygun biçimde tamamlayan aday adayları arasından önceki yönetimler döneminde görev yapan beş eski kabine üyesinin adaylıkları uygun görülmüş ve 17 Kasım tarihinden itibaren cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanya dönemi resmen başlamıştır.

Söz konusu 5 aday arasından, önceki yıllarda Buteflika hükümetlerinde başbakan olarak görev yapan Abdülmecid Tebün ile Ali Bin Filis’in diğer adaylara oranla daha şanslı oldukları anlaşılmaktadır. Özellikle Ali Bin Filis’in başbakan koltuğunda oturduğu dönemde (2003 yılı), Buteflika yönetimi ile çatışmaya girerek görevinden istifa etmesi, o günlerden itibaren iktidara fasılasız muhalefet etmesi, Buteflika yönetimini monarşilere özgü sapmalar içine girmekle suçlaması, adı geçeni, muhalif kanat nezdinde, diğer adaylara oranla daha öne çıkarmaktadır. Seçim kampanyaları sırasında tüm adayların sokak gösterilerine katılan muhalif kitleleri karşılarına almamaya özen gösterdikleri, ve "Hırak"ın desteğini kazanmak amacıyla ellerinden gelen çabayı gösterdikleri görülmüştür. Bununla birlikte, seçimlere karşı gelmeyi sürdüren protestocuların, 12 Aralık günü sandık başına gitmeleri halinde, kötünün iyisi, veya duyguların değil ama mantığın seçeneği konumundaki aday olan Ali Bin Filis’in pusulasına damga vuracakları varsayılmaktadır. 

Nitekim Ali Bin Filis, seçildiği takdirde, sokakları dolduran ve seçimlere karşı gelen protestocuların beklentilerini karşılama imkanına sahip olacağını, reformları küçük adımlar halinde gerçekleştirme imkanı elde edeceğini, gelişmelerin yönünü etkileme kudretine kavuşacağını ileri sürerek "hırak" mensuplarına ve muhalif seçmene olumlu mesajlar vermeyi sürdürmektedir.

Ülkenin güçlü adamı, Genel Kurmay Başkanı Ahmed Kaid Salih’in, seçime günler kala, halkın birliğini ve kahramanlığını öne çıkardığı, emperyalist ve sömürgeci ülkelere karşı Cezayir halkının sergilediği şanlı mücadeleyi örnek vererek halkın milliyetçi duygularına seslendiği, bu şekilde halkın sandık başına gitmesini teşvik etmeye gayret ettiği dikkat çekmektedir.

Şubat ayından itibaren 12 Aralık seçim gününe kadar, 42 kez, her cuma, sokakları, meydanları istila eden başta gençler ve kadınlar olmak üzere, toplumun bütün kesimlerinden insanların açık ve ısrarlı itirazlarına rağmen, zoraki seçimlerin sükunet ve barış içinde yapılacağı, ancak katılımın dikkat çekici seviyelerde düşük kalacağı ortak kanaat haline gelmiştir. Bu seçim inatlaşması neticesinde göreve gelecek yeni cumhurbaşkanının meşruiyet sorunu yaşayacağına şüphe bulunmamaktadır.

1962 yılından günümüze Cezayir’i yöneten asker-sivil oligarşi, 12 Aralık seçimleri vasıtasıyla çıkış yolu aramaktadır. Yolsuzluk, nepotizm ve hukuksuzluktan usanan Cezayir halkı ise, artık eski yüzleri görmek istememekte, sivil bir geçiş hükümeti vasıtasıyla, yeni anayasa, yeni seçim kanunu gibi, demokratik alt yapının inşasının ardından yeni, serbest ve şeffaf seçimlerin düzenlenmesini tercih etmektedir.

1990’lı yılların başında çok partili ilk seçim denemesinden sınıfta kalan Cezayir toplumu, yapılan karşılıklı yanlışların bedelini "kara on yıl" olarak adlandırılan terör ve kaos döneminde binlerce vatandaşını kaybederek ödemiştir. Travmanın sorumlularından ve halen sessiz kalmayı tercih eden siyasi islamcı kesimlerin katliamlardan gerekli dersleri alıp almadıkları meçhuldur. 12 Aralık seçimleri siyasi, askeri ve iktisadi elitin demokrasi ve insan hakları derslerine devam etmeleri gerektiğine işaret etmektedir. Magrep ülkeleri arasında dostluk ve işbirliğinin gelişmesi, Batı Sahra sorununun çözümü, Mali’nin istikrara kavuşması ve Sahel bölgesinde (Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Burkina Faso) süren cihatçı terör örgütleriyle mücadele açılarından hayati önem arzeden 40 milyon nüfuslu Afrika’nın en büyük ülkesi Cezayir’in bu defaki demokrasi sınavından başarıyla mezun olması samimi temennimizdir.

Yazarın Diğer Yazıları

Geri bırakılmış Afrika neyle uğraşsın; Koronavirüs'le mi açlıkla mı, dış borçla mı, demokrasiyle mi?

Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir

Sudan, diktatör Ömer El-Beşir’i Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim eder mi?

Yapılacak en acil iş ABD’nin, "Terörizme Destek Veren Ülkeler" listesine 1993 yılında dahil ettiği Sudan’ın artık bu kara listeden çıkarılmasıdır

Libya krizinin çözümünde Afrika Birliği niye kenara itiliyor?

Dışarıdan müdahalelere son verilmesi ve uluslararası toplumun teşvik etmesi halinde, Güney Afrika ve Cezayir’in önderliğinde, Libya krizinde Afrika imzalı bir çözüme ulaşılması mümkündür