05 Kasım 2017

Evet öyle, bu gidişin sonu hiç sevimli görünmüyor!

Bilal Erdoğan'la Hayrettin Karaman'ın söyledikleri...

Biri Bilal Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu.
Diğeri Hayrettin Karaman, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önemsediği, bazen danıştığı bir ilahiyatçı ve yazar, Yeni Şafak gazetesinde de köşesi var.
Her ikisi de Batı'ya karşı.
Her ikisi de laik Cumhuriyet'e karşı.
Her ikisi de, 1923'te uygulanmaya başlayan Cumhuriyet projesi'ne karşı.
Her ikisi de, Türkiye'nin Cumhuriyet projesi ile Batı tarafından tutsak alınmak istendiğine inanıyor.
Bu nedenle her ikisi de, Türkiye'nin bu yoldan dönmesi, döndürülmesi gerektiğini savunuyor.
Bu nedenle her ikisi de, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi, dindar ve kindar nesiller yetiştirilmesini istiyor.
Bu nedenle, kökleri imam hatipli olan Bilal Erdoğan ve Hayrettin Karaman, eğitimin laiklik ile bağının tümüyle koparılmasından yana.


Bunun için her ikisi de, 'dindar ve kindar nesiller' yetiştirilmesi için eğitimin imam hatipleştirilmesi ve medreseleştirilmesi için çalışıyor.
İkisinin de ortak bir hedefi var:
Kökleri Osmanlı'ya giden Batılılaşma ya da modernleşme sürecini tümüyle tersine çevirmek ve laik Cumhuriyet'ten intikam almak...
Bu açılardan, Bilal Erdoğan'la Hayrettin Karaman'ın son günlerde ilginç sözleri var.
İstanbul’un Okmeydanı'nda, Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü’nün açılışını yapan Bilal Erdoğan bakın neler demiş:

Her ikisi de dindar ve kindar nesiller yetiştirilmesini istiyor

Bizi tutsak edemeyenler, bağımsızlığımızı elimizden
alamayanlar, bizi başka
şekillerde tutsak etmeye
çalışmışlar. "Acaba ben bu milleti
kafalarda, ayaklarda, yaşam
tarzlarında tutsak edebilir
miyim" demişler.
Bizi kültürleriyle tutsak
etmeye çalıştılar.
Müziklerinden yemeklerine,
kıyafetlerine, bütün yaşam
tarzlarına kadar.
Türkiye’de yıllarca müzik
derslerinde blok flüt

çalınmasının sebebi basit bir şey
değildir.
Veyahut da beden eğitim
derslerinde ritmik jimnastiğin
öne çıkarılmasının sebebi
 basit
bir şey değildir.
Buralarda bizim kendi
sporlarımızın, müziklerimizin,
müzik enstrümanlarımızın, kendi
kültürel öğelerimizin yer alması
demek, bir milletin
bağımsızlığının gerçek manada
korunması, sahiplenilmesi
demektir. 

Hayrettin Karaman'a gelince...
O da son yazılarından birinde 'millet'i değil, 'ümmet'i savunuyor.
'Üniter devlet'e karşı çıkıyor.
Milliyetçiliği aşmak için "İslam'ın ipine sarılmak gerektiği"ni savunuyor.
Laikliği, demokrasiyi boşluyor.
Yeni Şafak'taki 22 Ekim 2017 tarihli yazısındaki şu satırları ilginç:

İkisinin de ortak bir hedefi var; laik Cumhuriyet'ten intikam almak...

Şartlar müsait olduğunda 
ümmetin bir tek devleti olacak
ve bütün Müslümanlar da bu
devletin teb’ası olacaklardır.
Defalarca ifade ettiğimiz gibi
İslam devleti yalnızca
Müslümanların devleti değildir, 

gayr-i Müslimler de kabul
ettikleri takdirde basit bir vergi
ödeyerek ve statülerini koruyarak
bu devletin vatandaşları olur ve
temel insan haklarına sahip
bulunurlar.
Şartlar müsait olmadığında
birden fazla İslam devletinin
meşru olup olmadığı tartışılmıştır.
Dinden delil devşirerek bağımsız
devletlerle ümmeti bölmeye
uğraşanların yanlış yolda
oldukları düşüncemi
tekrarlıyorum.

Durum böyle.
Biri, Cumhurbaşkanı'nın oğlu.
Diğeri, gayri resmi danışmanı.
İkisi de, Cumhurbaşkanı'nın dindar ve kindar nesil projesine gönül vermiş kişiler.
Murat Belge'nin T24'teki son yazısında belirttiği gibi:
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne, gerilimin bu kadarını kaldıracak ölçüde güçlü bir toplum olmadı. Bu gidişin sonu hiç sevimli görünmüyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Gazetecilerin adresleri, kapı numaraları bazı çetelere veriliyorsa...

Savunduğum ne kadar değer varsa çöküyor mu ya da çoktan çöktü mü?

Savaş değil barış, ölüm değil hayat, silah değil diplomasi...

Şehitlerin sorumlusu kim? Savaş değil barış isteyenler mi? Yoksa sen misin?

Yazılarıma bir süre ara veriyorum

Okurlarımın bilgisine...