17 Temmuz 2011

Kendi kendine gülmek

Kendi kendine gülmek ne keyifli bir iştir! Doğallığın, rahatlığın, özgürlüğün dışa vurumudur. Son derece insanca bir davranıştır yani.


Kendi kendine gülmek ne keyifli bir iştir! Doğallığın, rahatlığın, özgürlüğün dışa vurumudur. Son derece insanca bir davranıştır yani.
Kendi kendine gülene “deli” diyenin aklına şaşarım. Kendi kendine somurtan, kaşlarını çatan, sinir küpünü oynayan insanlara kimse bir şey demez. (Ciddiyeti severiz biz!)
Ama bir gülmeye görün: Adınız deliye çıkar. Deli damgası yememek için de kendinizi sıkı denetlersiniz; gülüşünüze set çekmek için aklınıza ciddi şeyler getirirsiniz; olmazsa başınızı başka yana çevirirsiniz, ya da elinizin ardına gizlersiniz gülüşünüzü, utanılacak bir şeymiş gibi…
Orhan Veli gibi davranmak yürek ister:
“Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.”


* * *

Bu dizeleri geçenlerde hatırladım. Metrodaydım. Karşımda güzelce bir kadın vardı. Kendi kendine gülümsüyordu. Çevresinde olup bitenler onu hiç ilgilendirmiyordu. Zaman zaman gülücüğü bütün yüzünü kaplıyor, sonra biraz toparlanıyor, ardından yeniden dalga dalga yayılıyordu.
Çevredekilere baktım. Herkes işini gücünü bırakmış kendi kendine gülen kadını izliyordu.
Bazılarının bakışında şaşkın bir soru işareti vardı: Acaba kadın, orada olup biten ve onların gözünden kaçan bir şeye mi gülüyordu?..
Bazıları güldüğü için neredeyse kızıyordu kadına: Ne var böyle gülecek, deli mi ne?..
Ötekiler alay etmeyi yeğliyorlardı: Kadına bak, keçileri kaçırmış!..
Birkaç kişi de kadının gülüşünden esinlenerek gülümsemeye başlamışlardı; kadının kendilerine bakmasını ve gülücük ortak paydasında bir iletişim kurmayı umuyorlardı.
En inatçı bakanlar bu sonunculardı. Ötekiler sıkılıp vazgeçtiler.
Kadın ise çevresinden habersizdi…

* * *

Acaba neye gülüyordu kadın?
Aklına bir fıkra mı gelmişti?
Hoşuna giden bir erkekten iltifat mı almıştı?
Çocuklarından birinin doğum gününü kutlarken ne kadar mutlu bir anne olduğunun farkına mı varmıştı?
Maaşına zam mı gelmişti?
Piyangodan para mı kazanmıştı?
Yoksa tüm yoksulluğuna karşın, Başbakanın “Halkımızın refah düzeyi giderek artıyor” demesine mi gülüyordu?

* * *

Ben bunları düşünürken kadın iniverdi.
Vagon biz ciddilere kaldı.
Sanki birbirlerinin soğuk yüz ifadelerine özel bir saygı gösteren tek tip kuklalar gibiydik.
Bu kadar ciddiyet maskesi sinirlerimi gevşetti. Gülümsemeye başladım.
Az önce inen kadın için kaldırılan damgaların, şimdi benim alnıma vurulabileceğini düşünmeme rağmen, kendimi tutamıyordum.
Kendi kendime güldüğümü ilk fark eden karşımdaki çocuk oldu.
O da güldü.
Gülüştük.
Artık deli değildim...

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...