18 Mart 2009

Krizde Yeni Kavşak: 2 Nisan 2009

G-20'nin, 2 Nisan'da yapacağı toplantı çok önemli, dikkatle izlenmeli

Son iki gündür yükselen ekonomiler hakkında yazıyorum. Bugün ise bu ülkeler ile gelişmiş ülkeleri bir araya getiren G-20’nin, 2 Nisan’da yapacağı toplantı üzerinde duracağım. Bu toplantıyı önemli kılan birden çok faktör var. En önemlisi, kriz için küresel bir önlem paketinin açıklanma ihtimali.
G-20, dokuz gelişmiş (AB de temsil ediliyor), on bir yükselen ülkeyi bir araya getiren bir oluşum. Üye ülkeler dünya milli gelir toplamının %85’ini oluşturuyor, ihracatının %80’ini yapıyor. Bu nedenle, benzeri uluslar arası girişimlerle kıyaslandığında G-20, daha etkili bir tartışma ve politika belirleme ortamı yaratıyor. 1999’da oluşturulan ve resmi adı ‘Yirmiler Grubu’ olan bu yapının bir üyesi de Türkiye.
G-20 ülkeleri 2 Nisan günü, İngiltere’nin dönem başkanlığında, Londra’da bir araya gelecekler ve kriz için ortak çözüm önerilerini tartışacaklar. Hatırlarsınız, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, hafta sonu Londra’da IMF yöneticileri ile görüşmüştü. Orada bulunmasının nedeni IMF yöneticileri ile görüşmek değil, G-20 Liderler Zirvesi için maliye bakanları ve merkez bankaları başkanlarının katılımıyla yapılan hazırlık toplantısına katılmaktı. Küresel krizin aşmak için gereken ortak çaba ve koordineli önlemlerin bir göstergesi olan bu hazırlık toplantısı ve özellikle 2 Nisan’da yapılacak olan zirve bu anlamda küresel krizde önemli bir kavşak olacak.
Hazırlık toplantısında sekiz karar alındı. Kararlardan birkaçı Türkiye’yi de etkileyecek nitelikte. Örneğin dış ticaret hacminin gerilemesinde önemli bir payı olan korumacılıkla mücadele edileceği, serbest ticaret ve yatırım imkânlarının geliştirilmesi için çalışılacağı sözü veriliyor. Türkiye, ihracatını azaltması nedeniyle, korumacı önlemlerden olumsuz etkilenen bir ülke. Bu sorunun çözülmesi, yıl sonunda 100 milyar doların altında kalması beklenen ihracatımızı bir parça da olsa artırmak için önemli bir yardım olacaktır.
Bir başka karar mali genişlemenin, büyüme ve istihdam üzerindeki olumlu etkisine işaret ediyor. Karar, mali istikrarın uzun vadede sürdürülebilir olmasına vurgu yaparak, büyümenin sağlanması için, kısa vadede genişlemeye gidilebileceğini ima ediyor. Bu, kısaca devletin yatırım harcamalarının artırılması ve vergilerde indirime gidilmesi, dolayısıyla bütçe açığı verilmesi anlamına geliyor. Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, geçtiğimiz haftalarda bu yönde açıklamalar yapmış, büyüme için gerekirse bütçe açığı vermekten kaçınılmaması gerektiğini savunmuştu.
Son aylarda Türkiye’de, vergi gelirleri azalırken, kamu harcamaları artıyor. Yani bütçe açığı yükseliyor. Ancak, G-20 kararı ile Türkiye’deki durum arasında tam bir paralellik yok. Bunun nedeni açık. Karar, vergi oranlarının aşağı çekilmesi yoluyla devletin vergi gelirinden bir süre için vazgeçmesine ve piyasanın canlanmasına işaret ediyor. Fakat son aylarda Türkiye’nin vergi gelirleri, düşen vergi oranları nedeniyle değil, harcama ve satışlardaki azalma nedeniyle geriliyor. G-20 kararı aslen, geçtiğimiz gün hükümetçe ilan edilen vergi indirimlerini kastediyor. Bu anlamda, vergi indirimleri yerinde bir karar olmakla birlikte, daha önce atılması gereken bir adımdı.
Diğer önemli kararlar ise IMF için yeni fonlar yaratılması ve gelecek yıllarda gelişmekte olan ülke vatandaşlarının Dünya Bankası ve IMF’ye başkanlık etmesinin önünün açılması olarak özetlenebilir.

Türkiye’nin İstekleri

2 Nisan’da yapılacak zirveye hükümet ve devlet başkanları katılacak. Türkiye’nin zirvede üç odak noktası var. Bunlardan birincisi, ihracatın yaklaşık yarısını yaptığımız AB ülkelerinin, kendi ekonomilerini canlandırmak için daha fazla çaba göstermesi. Böylece, AB ekonomisi canlandıkça, Türkiye ihracatının da artması hedefleniyor. İkincisi, özellikle ihracatımızın yüksek olduğu ülkelerin dış ticarette korumacı önlemler almaktan vazgeçirilmesi. Üçüncüsü ise krizden kötü etkilenen yoksul ülkelere daha fazla yardım yapılması. Bu açıdan, BM Güvenlik Konseyi üyeliği bağlamında politik bir amaç da güdülüyor izlenimi var. Bu üç odak noktasının yanında Türkiye, küresel bir ortak önlem paketi açıklanması için de oldukça istekli. Fakat bu yönde bir karar çıkması bugün itibarı ile zor.
Uzun zamandır kendi aralarında ortak bir politika belirleme konusunda kötü bir üne sahip olan AB ülkeleri G-20 öncesinde de benzer bir tutum sergilediler. Neyse ki son haberler, AB’nin daha fazla vergi indirimi ve daha fazla kamu harcaması yapma konusunda uzlaşmaya yakın olduğunu gösteriyor. Bu kesinlikle en çok Türkiye’nin lehine olacaktır.
Katılımcı ülkelerin farklı beklenti ve önceliklerinin olması, G-20 toplantısından önemli bir sonuç alınmasının önündeki en önemli tehdit. Fakat, yine de bir ortak eylem planı ilan edilir ya da beklentileri aşan önlemler alınırsa, bu tüm dünyada yeni bir iyimserlik havası estirecektir. Dünyada “Krizin kaynağı ABD, öyleyse kurtarma görevi de ABD’nin olmalı” gibi bir düşünce var. Oysa, ne krizin tek nedeni, ne de bunu çözebilecek tek güç ABD. Kriz, şu ana dek, ulusal politikalarla çözülebilecek bir yapı da olmadı; bundan sonra olması da beklenemez. AB ülkeleri bunu anlamakta, daha doğrusu, bunun gereklerini yapmakta geriden geliyorlar.

Yazarın Diğer Yazıları

5 yıl önce, kaç yıl sonra

Dün, küresel krizin 5. sene-i devriyesini idrak ettik. Lehman Brothers\'ın 15 Eylül 2008\'deki iflas başvurusunun üzerinden 5 yıl geçti

İkinci çeyrekte büyüme ne olacak?

2013 için birçok uluslararası kurum parlak bir yıl tahmini yapmamıştı. Fakat son beş yılda alıştığımız üzere, bu pek de parlak olmayan tahminler, yıl içinde daha kötüleri ile revize edildi

Turizmde yılın ilk yarısı nasıl geçti?

Dünyanın 6, Avrupa’nın 4. en çok yabancı turist çeken ülkesi olduğumuzu eminim çoğunuz biliyorsunuz.