02 Şubat 2020

Yerküre hasta, öksürüyor, yoğun bakım yakındır!

Dünya'mız bugün hasta, ateşi sürekli yükseliyor, öksürüyor ve bir türlü ateşini düşüremiyoruz. Kutuplarda eriyen buzullar bile düşürmeye yetmedi

Yerküre, yalnızca üzerine bastığımız toprak değil; yaşayan, yaşatan, üreten, nefes alan devasa bir organizma.

Ama o şimdi çok hasta, ateşi var, öksürüyor!

Ateş, titreme, öksürük nasıl bizler için sorunsa; sıcaklık artışı, volkanlar, depremler, kirlilik, sera gazları da onun için sorun, hepsi onu hasta ediyor.

Sorumlusu biraz onun doğası, ama büyük ölçüde bizleriz.

Deniliyor ki insanlar kadar gezegeni değiştiren ya da tüketen başka bir tür olmamıştır, özellikle son elli yıldaki hızlı ısınma ile.

Ama sonuçlarını almaya başladık. En son örnek Avustralya; kıtayı baştan sona saran ve bir türlü söndürülemeyen yangınlar, nihayet bizi olası sonla yüzleştirdi.

Yangın kurbanları kangurular, koala yavruları ve dahası yaşam alanları yalnızca Avustralya olan çeşitli türde canlıların yanısıra, son olarak kıyıma uğrayan develeriyle bu uzak kıta zihinlerimize silinmemek üzere kazınmış bulunuyor.

Neredeyse 100 yıldır bilim insanlarının uyarılarını bir yana bırakan dünya yerleşikleri de Avustralya yangını ile şoka girdiler.

Sonra ne mi oldu?

Karar vericiler, Davos'ta 17 yaşına yeni girmiş bir kız çocuğu aktivist ile atışıp durdular, ama yerkürenin ısınması durmadı, sıcaklık artmaya devam etti.

Bilim insanları da uyarmaya devam ediyor!

Yukarıdaki grafik, Dünya ve Avustralya'nın sıcaklığının son 30 yıl içinde, 1990'lardan bu yana nasıl arttığını gösteriyor.

Korkutucu değil mi?

Yerküre öksürüyor

Öte yandan yerküre titriyor, terliyor, öksürüyor.

Yerküremiz, iç içe itinayla yerleştirilmiş 5 küresel katmandan oluşmakta; dıştan içe sırasıyla hava, su, yer kabuğu, sıvı magma ve çekirdek.

 

Çekirdek toprak yüzeyin 5120 km altında, merkezde bulunuyor. Katı formda, yerküre ile aynı yönde dönüyor, ancak ondan biraz daha hızlı, çünkü metalik bir magma sıvısı içinde yüzmekte.

Çekirdeğin içinde yüzdüğü sıvı magma ise yerkabuğuna doğru bir basınç uygulayarak onu yukarı itiyor. Bu itme, zaman içinde yer kabuğunda bir enerji birikimi yaratıyor. Bunun sonucunda karasal levhalar birbirlerini iterek ya da birbirine çarparak sismik olayların oluşmasına neden oluyorlar.

Yerküre üzerinde tanık olduğumuz volkanik aktiviteler, deprem ve sarsıntıların baş sorumlusunun bu sıra dışı mekanizma olduğunu biliyoruz.

Bu onun doğası, doğal bir süreç. Yerküre enerjisini bu yolla boşaltmak zorunda.

Bu yeryüzünün bir anlamda nefes alması, bu nefes alışlar bazan da öksürük nöbetlerine dönüşüyor ve biz onları deprem ve volkanik aktiviteler olarak deneyimliyoruz.

Ülkemiz yeryüzünün en aktif depremler üreten fay hatları üzerinde kurulu, dolayısıyla sismik aktiviteler bizim gerçekliğimiz.

Ardı arkası kesilmeyen, irili ufaklı depremler yaşıyoruz. Bu hafta yine yaşadık.

Dünya üzerinde kendini tekrar eden fraktal yapılar gibi, yaşadıklarımız kendi örüntüsü içinde tekrar ediliyor: Önce korkuyoruz, üzülüyoruz, gözyaşlarıyla yardıma koşuyoruz.

Sonrasında öfke geliyor: Neden ders çıkarmıyoruz, neden önlem almıyoruz, toplanan paralar ne oldu, deprem öldürmez bina öldürür vs.

Bu arada bilim insanları hatırlanıyor ve ekranlarda yine aynı söylemler.

Biz, yurtiçi yerleşiklerin durumu da böyle.

Küresel ısınma ve depremsellik

Sismik aktiviteler, depremler, volkanlar bizim kontrolümüzün dışında doğa olayları.

Dünya'nın iklim geçmişinin bu doğal afet süreçlerinden etkilendiğini biliyoruz.

Acaba etkiliyor olabilir mi?

Bir başka deyişle, küresel ısınma ve dolayısıyla iklim değişikliği depremselliği tetikliyor olabilir mi?

Japon deprem uzmanı Prof. Dr. Masanori Hamada'ya göre mümkün: "Küresel ısınma bazı hava olaylarını tetiklemekte, yoğun yağışlar, tayfunlar ve fırtınalar gibi. Bunlar su baskınları ve erozyonlara neden oluyor. Dolaylı da olsa depremi tetikleyebilir."

Dünyada risk yönetimi, sigorta ve reasürans brokerliği ile insan kaynakları danışmanlığı konularında faaliyet gösteren AON'un yayınladığı 2019 Küresel İklim ve Felaket Raporunda da benzer görüşler var.

Bu rapora göre küresel felaketlerin yarattığı ekonomik kayıp, doğal afetlerin artışıyla orantılı olarak artıyor ve doğal afetlerdeki artış eğilimi de küresel ısınmayla paralel seyrediyor.

Raporda son 10 yılda en çok artış gösteren tehditlerin deprem, su baskınları ve atmosfer kaynaklı olduğu belirtiliyor. Aşağıdaki grafik bu durumu çarpıcı şekilde ortaya koymakta.

  

Türlerin geleceği ve planktonlar

Bizler, yani insan, Dünya üzerinde en gelişmiş ve en önemli tür olduğumuzu düşünürüz.

Neye göre?

Acaba karıncalar daha mı az önemli?

Peki ya bakteriler, planktonlar?

Biliyoruz ki yerküre üzerindeki tüm karıncaların ağırlığı nerdedeyse toplam insan ağırlığına eşit.

Planktonlar daha küçük, mikro ölçekte deniz canlıları, Dünya üzerindeki yaşam için çok önemli varlıklar. Bitkilere benzerler, canlıdırlar ve karbon dioksiti alır oksijen üretirler. Dünya'daki oksijenin neredeyse yarısını planktonlar üretir. Yeryüzünde termostat gazı olarak işlev gören sülfür gazının yüzde 30’u yine planktonlar tarafından üretiliyor, kalan yüzde 70’nin kaynağı ise volkanlar.

Sudaki canlı devamlılığı açısından olmazsa olmaz bir canlı türü olan planktonlar, boyutları oldukça küçük olmasına karşın, suda yaşayan en büyük memeli olan mavi balinaların temel besin kaynağı.

Dahası var: Planktonlar öldüklerinde okyanus dibinde birikirler ve suyun oksijenini azaltarak deniz ekosisteminin değişmesine neden olurlar.

Onlar küresel ısınmanın kurbanları. Onların yok olması, Dünya üzerindeki canlı yaşamı derinden etkileyecektir.

Peki ya insan? Aynı şeyleri bizler için söyleyebilir miyiz?

Küresel ısınmanın atmosfer üzerinde yıkıcı etkileri ise çok büyük. Rüzgarlar, okyanusun ılık su akıntılarını sürükler. Isınma ile rüzgarların hızı ve yönünün değişiyor olması, deniz ekosisteminin değişmesi demektir.

Biliyorsunuz, yaşam önce denizlerde başladı, farkında olsak da olmasak da ona bağımlıyız.

Dünya'mız bugün hasta, ateşi sürekli yükseliyor, öksürüyor ve bir türlü ateşini düşüremiyoruz. Kutuplarda eriyen buzullar bile düşürmeye yetmedi.

Depremler kontrolümüzde olmayabilir, ama kontrollü olmak bizim elimizde.

Küresel ısınmaya dur demek ise tümüyle bizim elimizde.

Ama küresel ısınma devam ediyor, depremler deseniz sıraya girmiş, ülkemizde hortumlar görmeye başladık, kaynaklar hoyratça tüketilirken kirlilik, kuraklık ve su kaynakları alarm veriyor.

Manzara bu!

Bakalım, bizim kuşak daha nelere tanıklık edecek?

Yoksa hep birlikte sanık sandalyesinde mi oturuyor olacağız?


Kaynakça

https://www.aon.com/global-weather-catastrophe-natural-disasters-costs-climate-change-2019-annual-report/index.html?utm_source=aoncom&utm_medium=global&utm_campaign=natcat20&promo_name=HP-01-2020-01-22-natcat20&promo_position=HP-01

http://thoughtleadership.aon.com/Documents/20200122-if-natcat2020.pdf?utm_source=ceros&utm_medium=storypage&utm_campaign=natcat20

https://www.austrotherm.com.tr/bilgi-servisi/haberler/kueresel-iklim-ve-felaket-raporu-en-cok-artis-goesteren-tehditler-deprem-su-baskinlari-ve-kuraklik

https://www.bbc.com/turkce/vert-fut-44799213

Yazarın Diğer Yazıları

Kozmik ağlar: Evrenin bir yerleşim planı mı var?

Son yapılan gözlemlerde, çok uzaklarda bir grup galaksiyi birbirine bağlayan bir kozmik ağın görüntülendiği bilgisi medyada yer aldı. 12 milyar ışık yılı uzaklıkta olan bu galaksi kümesinin, ağlar aracılığıyla birbirine bağlandığı ilk kez görüntülenmiş oluyor

Bir belirsizlik hikâyesi!

Werner Karl Heisenberg, bir Alman bilim insanı, kuantum mekaniğinin geliştirilmesine büyük katkı sağlayan isimlerden biri ve bu çalışmaları ile 1932 Nobel Ödülü sahibidir. Onun da yaşamında Nazi Almanyasının karanlık gölgesini görmek mümkün

Nebula ve yıldızların doğumu

Nebula, yıldızların ana rahmi, bir yıldızın doğumu için gerekli koşulların oluştuğu yer… Günümüzden 5 milyar yıl önce, Samanyolu galaksisinin uzak bir köşesindeki nebulada bizim yıldızımız, Güneş evrene gözlerini açtı