08 Aralık 2019

PISA, bize çocuklarımızı eğitemediğimizi söylüyor!

PISA, güçlü eğitim sistemlerinin ortak yanının motivasyon olduğunu söylüyor. Bu güçlü sistemler standartları yüksek, güçlü ve motive edilmiş, her öğrencinin eğitimden en iyi şekilde yararlanabilmesi için özel çaba sarf eden eğitim kadrolarına sahipler

2018 PISA sonuçları gösteriyor ki yine OECD ülkeleri arasında son sıraları paylaşmaktayız. 2015 sonuçlarına bakarak "başarı"var gibi bir izlenim varsa da değişen bir şey yok. Enflansyon baz etkisine benzer bir durum söz konusu.

2018'in birincisi açık ara Çin, Avrupa şampiyonu ise Estonya. Artık eğitimcilerimiz için Finlandiya yerine Estonya'ya yolculuk görünüyor!

Eğitim, yerel ayağı olmakla birlikte günümüzde küresel ölçekli bir sorun. Ve bu nedenle elli yılı aşkın süredir, uluslararası toplumun ve örgütlerin de en önemli konusu.

Başta OECD olmak üzere UNICEF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler ve daha birçok kuruluş, eğitimle ilgili çalışmaları öncelikli olarak ele alıyor.

Özellikle OECD, 2000 yılından bu yana üye ve katılımcı ülkelerin eğitim sistemlerini PISA (Program for International Student Assesment) programıyla değerlendirmekte.

Öte yandan OECD' nin elinde referans olabilecek ve en iyi olarak tanımlanabilecek bir eğitim modeli yok. Bu nedenle, PISA ile amaçlanan, eğitim kazanımlarının izlerini sürerek ülke eğitim sistemlerinin kendi içinde bir sıralamasını yapmak. Üye ve katılımcı ülkelere düşen görev ise, kendi eğitim sistemlerinin çıktılarını bu sıralamada görmek ve değerlendirmek.

PISA, zorunlu eğitimi tamamlamak üzere olan 15 yaş grubu öğrencilerin matematik, fen ve okuma-anlama alanındaki becerilerinin 6 düzeyde ölçülmesini hedefliyor.

Ölçütler şöyle;

  • Öğrenciler, öğrendiklerinden hareketle bilinmeyen durumlar için çözüm üretebiliyorlar mı?
  • Okuduklarını anlayıp yorumlama kapasitesine sahipler mi?
  • Yaratıcı fikirler sergileyebiliyorlar mı?
  • Sınıfta öğrendiklerini gerçek yaşamda uygulayabiliyorlar mı?
  • Kritik düşünce yapısı geliştirebilmişler mi?
  • Kendilerini iyi ifade edebiliyorlar mı?

Bu ölçütler ışığında ülkelerin eğitim sistemleri konusunda temel bazı çıkarımlar yapılıyor.

PISA sonuçları genel olarak neler söylüyor?

PISA araştırmasına 2003 yılında 41, 2006 yılında 57, 2009 ve 2012 yıllarında 65, 2015 yılında 72, son olarak 2018'de ise 79 ülke katıldı.

PISA verilerine göre uzak doğuda Japonya, Güney Kore, Çin; Avrupa'da Estonya, Finlandiya; Amerika'da Kanada en güçlü eğitim sistemlerine sahip ülkeler. Avustralya da ilk sıraları paylaşan ülkeler arasında.


En çarpıcı yanı ise, başarılı eğitim sistemleri birbirinin kopyası değil, her birinin özgün tarafları bulunuyor.

PISA, güçlü eğitim sistemlerinin ortak yanının motivasyon olduğunu söylüyor. Bu güçlü sistemler standartları yüksek, güçlü ve motive edilmiş, her öğrencinin eğitimden en iyi şekilde yararlanabilmesi için özel çaba sarfeden eğitim kadrolarına sahipler.

Eğitime ayrılan bütçe önemli, ama temel kriter değil, performans üzerinde yüzde 20 oranında etkili. Daha az parayla iyi sonuç alan ülkeler olduğu gibi yüksek harcamalara rağmen kötü sonuç alan ülkeler mevcut.

PISA'nın vurguladığı en önemli ölçüt öğretmen: İyi eğitim sistemi, iyi öğretmenlerin elinde şekilleniyor. Tartışmasız.

Peki, PISA bize ne söylüyor?

PISA'nın bize söyledikleri, bizim beklentilerimizle örtüşmüyor.

Türkiye, PISA araştırmasına 2003 yılından bu yana katılıyor ve her defasında OECD ülkeleri içinde son sıralarda yer aldı.

2015'te her üç alanda elde edilen puanlarda sert bir düşüş yaşandı. 2018'da ise bu düşüşe bağlı olarak bir sıçrama var gibi görünüyor ancak 2018 puanı, 2009-2012 puanlarının uzantısı üzerinde yer alıyor. 2015 verileri gözardı edilirse, bu trendi net olarak görmek mümkün.

Normal koşullarda bir eğitim sistemi, 3 yıl gibi kısa bir zaman diliminde bu denli sert düşüş göstermemeli ve yine aynı oranda sıçrama da eğitim açısından anlamlı değil. Bu bağlamda 2015 Türkiye sonuçları istatistiksel olarak sorgulanmalı.

 

"Fen alanı 5-6 düzeyi" ve çıkarımlar

PISA araştırmasının 6 düzeyde yapıldığını belirtmiştik. "fen alanı 5-6 düzeyi", bir ülkenin bilim insanı potansiyelini adresliyor.

Nitekim, "fen alanı 5-6.düzey" de çocukları başarılı olan ülkelerin, bilim ve teknolojide de ileride olduklarını görüyoruz. 

 2015 sonuçlarına göre en üst düzey olan "fen alanı 6. düzey" OECD ortalaması 1.1 iken, yani 1000 öğrenciden 11'i bu düzeyde bulunurken, Türkiye'nin bu düzeyde tek öğrencisi bile bulunmuyordu. Yine üst düzey "fen alanı 5.düzey" OECD ortalaması 6.7 iken Türkiye'de 0.3, yani OECD ortalamasında her 1000 öğrenciden 67'si bu düzeyde bulunurken Türkiye'den yalnızca 3 öğrenci vardı.

2018 rakamları 2015'e göre daha iyi durumda, ancak yeterli değil. OECD ortalaması, "fen alanı 5-6.düzey" oranı yüzde 7 ile korunurken bu oran Türkiye'de yüzde 2 oldu.

Bu oran, tüm testlerde PISA 2018'in zirvesinde yer alan Çin'de ise yüzde 32.

Öte yandan OECD ülkeleri öğrencilerinin yüzde 78'i, alt seviye olan "fen alanı 1-2.düzey" in üstüne çıkarken Çin'de bu oran yüzde 98. Türkiye'de ise en alt düzeyde yeterlilik gösteren (düzey 1 ve aşağısı) çocukların oranı ise yüzde 25.2; yani çocuklarımızın büyük bir bölümü temel bilgi ve becerilerden yoksun.

PISA sonuçlarının en çarpıcı yanı, "İleri düzey 5-6" ya giren öğrenci sayımızın azlığı, buna karşın "Alt düzey 1-2" deki öğrenci sayısının fazlalığı. Bu yalnızca fen alanında değil, matematik ve okuma-anlama için de geçerli.

Özetle, geleceğin itici gücü olan, bilimi ve teknolojiyi yaratacak insan kaynağını yetiştirmede zorlanıyoruz. Bırakın bilim insanı yetiştirmeyi, temel becerileri kazandırmada bile başarılı değiliz.

PISA'ya göre en önemli ölçüt öğretmen. Eğer güçlü bir eğitim sistemi, iyi öğretmenlerin elinde şekilleniyor ise, bizim acilen öğretmen yetiştirme modelimizi sorgulamamız gerekiyor.

Belki de en temel sorun, temel eğitimin temel hedefleri üzerinde toplumsal bir uzlaşımızın olmayışıdır. Bu nedenle bir strateji geliştiremiyoruzdur ve taktik önlemlerle de ancak bu kadar oluyordur.

O zaman çözümsüzlüğümüzün kaynağını da orada aramalıyız, daha fazla gecikmeden!

Yazarın Diğer Yazıları

Nebula ve yıldızların doğumu

Nebula, yıldızların ana rahmi, bir yıldızın doğumu için gerekli koşulların oluştuğu yer… Günümüzden 5 milyar yıl önce, Samanyolu galaksisinin uzak bir köşesindeki nebulada bizim yıldızımız, Güneş evrene gözlerini açtı

Kuantum sıçramalar

Kuantum sıçramalarda atom enerji alır veya enerji salınımı yapar. Bu enerji miktarı, sıçrama yapılan enerji seviyeleri arasındaki enerji farkı kadar bir enerjidir

Radyometrik zaman: Doğanın gizli belleği

Radyoaktif bozunumdan, bilim dünyası 1900'lerin başına kadar habersizdir. Onu keşfeden Rutherford, öğrencisine, "Soddy, korkarım, şimdi bizi simyacı sanacaklar!" der… Onlar elbette simyacı değildiler, ama bu keşifleri ile çok daha fazlasını, doğanın çok önemli bir gizemini ortaya çıkarmış oldular