24 Ocak 2014

'Neden Biz?'

At izinin it izine karıştığı, her konunun esasının unutulup politik bir çekişmeye kurban edildiği bu ortamda, “ ‘Spor’, ‘sportmenlik’ ne ola ki?” diyebilirsiniz.

Malum; şu günlerde kimse Yargı’nın kararlarından memnun değil. Her mahkûmiyet alan ‘yeniden yargılanmak’ istiyor.  Aziz Yıldırım da Yargıta’yın şike kararını onaması üzerine modaya uydu ve yeniden yargılanma istedi. Bunun üzerine ben de Zaytung’ta çıkan bir haberi(!) sizinle paylaşmak istedim. Bu habere(!) göre Abdullah Öcalan herkesin yeniden yargılanma talebine sinirlenmiş ve “Lan bi’ tek ben miyim yargı kararlarını tanıyan?” demiş.

Şaka bir yana öyle şeyler yaşıyoruz ki işi komediye dökmek galiba en iyisi. Başka türlü normal bir insanın aklını kaybetmemesi mümkün değil bu ortamda.

 

Taraftarı anlamak lazım

Süreç başladığından beri Fenerbahçeli taraftarlar olayı şikeye karşı bir hareket değil Fenerbahçe’ye ve Aziz yıldırım’a karşı bir hareket olarak gördü. Ve kulüplerini, başkanlarını korumaya aldı.

O gün bugündür fikirlerinden şaşmadılar. Ne sayfa sayfa tapeler, ne mahkeme kararları, ne TFF, ne UEFA, ne CAS onları ikna edebildi.

En mantıklı olanlar bile “Tamam şike olabilir ama sadece biz mi şike yaptık bu ülkede?” noktasına geldiler ancak.

Bu savda haksız da sayılmazlar. Hepimiz kendimizi bildik bileli futbolun gidişatına dair pek çok hoş olmayan iddiaya tanık olduk.

Ayrıca takım taraftarlığı öyle bir şey ki akıl değil duygular ön planda oluyor.

Buna bir de Aziz Yıldırım’ın izlediği akıllı stratejiyi, kendisini Fenerbahçe’yle özleştirmesini ekleyin.

Neredeyse Fenerbahçe demek Aziz Yıldırım demek oldu. Hatta Fenerbahçe’ye artık Azizbahçe diyenler de var.

Oysaki yüz yedi yıllık Fenerbahçe’de kalıcı olan kulüp geçici olan yöneticiler değil miydi?

Ama nedense Fenerbahçe’nin şu veya bu nedenle, haklı ya da haksız şike’yle anılmasına sebep olanlardan hesap sorma gerekliliğine inanan Fenerbahçeliler  hep azınlıkta kaldı.

Tam tersine kulübü bu duruma düşürenler kahraman oldular. Şike yok farz edilince Başkanın başına gelenler de mağduriyet olarak görüldü.

 

Ezeli rekabet göz ardı ediliyor

Fenerbahçe’nin en büyük rakibi Galatasaray. Çünkü şampiyonluk sayıları, taraftar sayıları, itibarları, sistemden aldıkları destek birbirine yakın.

Ama bu şike olayı Fenerbahçe’yi ezeli rakibi karşısında mağdur pozisyonuna soktu.

Fenerbahçe yara alırken, Galatasaray yoluna güçlenerek devam etti.

Eğer şöyle bir tablo olsaydı; mesela Şike davasından hem Fenerbahçe hem de Galatasaray yargılansaydı, her ikisi de birbirine yakın cezalar alsaydı ben Fenerbahçeli taraftarların bugün gösterdikleri tepkiyi aynen vereceğini hiç sanmıyorum.

Öyle olsaydı herkes kaderine razı olur, hatta şikenin kökünün kazınması için birlikte çaba gösterirdi. Ve kulüplerini bu hale düşüren yöneticilerini bırakın kahraman yapmayı cezalandırır adlarını bile anmak istemezlerdi.

Diyeceksiniz ki “Beşiktaş da Şike davasına eklendi, o da bir başka büyük kulüp.”

Ne var ki Fenerbahçe için Beşiktaş hafif kaldı. Çünkü Fenerbahçe’nin bugün yarıştığı asıl kulüp Galatasaray.

Galatasaray’ın şike davasında  dışarda kalması ve Türkiye’de şikenin suçlusu olarak Fenerbahçe’nin yargılanması Fenerbahçelilerin tüm gerçeklere kulağını tıkayıp Aziz Yıldırım’a sonuna kadar destek vermesine yol açtı. Fenerbahçe’nin başına gelenler bir haksızlık olarak görüldü.

Şikenin futboldan temizlenmesi için bir yerden başlanması gerektiği hiç dikkate alınmadı. Tabii bunda, Galatasaray’ın durumdan istifade, araya iki şampiyonluk sığdırma fırsatçılığının etkisi büyük oldu. Galatasaray yönetimleri ve teknik direktörü, “durun beyler, bu kulüp sorunu değil, hep birlikte temiz futbol için ne gerekiyorsa yapalım” deseydi bugün farklı noktada olurduk.

Bunlar olmayınca “Neden biz?” sorusu sürekli gündemde kaldı.

 

Zamanlama manidar

Şahsen ben Şike davasına kadar Aziz Yıldırım’ın hiç bir konuda iktidarlara, güç odaklarına karşı çıktığını, çatıştığını görmedim. Bu yüzden hiç bir işinin en azından Fenerbahçe’ye başkan olduğundan bu yana sekteye uğradığını da zannetmiyorum.

Ne zaman ki Şike davası ortaya çıktı Aziz Yıldırım da siyasi konuşmalar yapmaya başladı. Birden muhalif oldu. Yanlış anlaşılmasın herkesin siyasi tavrını gösterme hakkı vardır. Siyaset kimseye yasak değil. Burada sadece zamanlamadan bahsediyorum ben.

Ve en son olarak da “Fenerbahçe son kaledir yıkılmaz” sözleriyle gündeme damgasını vurdu.

Samimi olarak merak ediyorum; burada yıkılan kaleler neler ve neden Fenerbahçe son kale oluyor?

 

Spor adamlarının hapis yatması hoş değil

Biliyorsunuz; 3 Temmuz’da başlatılan soruşturma kapsamında çok uzun süreli tutuklu yargılanmalar oldu.

Maalesef bu Türkiye’nin en önemli demokratik zaaflarından biri. Cezası netleşmemiş kişileri uzun süre tutuklu yargılamak her şeyden önce insani değil.

Bu bir.

İkincisi; spor adamlarını hapiste yatırarak sporun kurtulacağına da hiç inanmıyorum ben.

O zaman ne olacak?

Şike gibi suçlar cezasız mı kalacak?

Tabii ki hayır.

 

‘Futbolspor’ harap olduktan sonra çözüm

Yapılması gereken sporu, kafası bu şekilde işleyen insanlardan kurtarmak olmalı. Sporu kolay başarı, şan, şöhret, güç kazanma yolu olarak görenleri ve bu yolda şike’yi, teşvik’i, doping’i mubah görenleri ortamdan uzaklaştırmak olmalı.

Yoksa Aziz Yıldırım’ın hapiste yatmasıyla ülke sporu kurtulmaz.

Kalıcı değişiklikler için, futbolun selameti için ‘spor adamı’ profilinin değişmesi gerek.

At izinin it izine karıştığı, her konunun esasının unutulup politik bir çekişmeye kurban edildiği bu ortamda, “ ‘Spor’, ‘sportmenlik’ ne ola ki?” diyebilirsiniz.

“Futbolspor” katledildikten sonra artık herkes haklı…

Yazarın Diğer Yazıları

Oynamadan üç puan

Balıkesir karşısında yavaş, dağınık, çabuk unutulacak bir top oynadı Beşiktaş. Buna rağmen 3 puan aldı

Tottenham-Beşiktaş: 1-1'e üzüldük

Deplasmanda elde edilen puan açısından bakıldığında sevindirici bir beraberlik ama oynanan futbola ve elde edilen pozisyonlara bakınca üzülmemek elde değil

Futbol durarak oynanınca

Tribünlerin boş olduğu futbol karşılaşmaları TV'den izlenirken bile zevksiz. Ama ne gam! Yeter ki tribünlerden istenmeyen sesler çıkmasın