17 Ekim 2020

Zülal'i öldüren "yargı"

Adalet heykelinin elinde sadece terazi değil, bir de kılıç var. Ve artık isyan ettiren bütün bu cinayetlerde yargının, o kılıcı artık öldürülene değil, öldürene doğru sallaması gerekiyor

Gencecik bir kadının öldürülmesinin, yargı ve emniyet tarafından nasıl algılandığını gösteren bir hikâye bu…

Alışkanlıklardan, bakış açısından nasıl vazgeçilmediğini gösteren bir hikâye…

Çözümün hadım etmekten, idam etmekten değil var olan yasaları, İstanbul Sözleşmesi'ni uygulamaktan geçtiğini gösteren bir hikâye…

Kadının hikâyesinin öldürülmekle bitmediğini, yaşamının didik didik edilip, bir kusurun nasıl arandığını gösteren bir hikâye…

* * *

Küçücük bir haber…

Her gün bir kadının öldürülmesine alışmış toplumun, biraz olsun kulak kesilmesine neden olan tek ayrıntı var haberde…

"26 yaşındaki Günhan Öztürk, üniversitesi öğrencisi Zülal’i öldüren 'yargı'yı, babasına ait kılıçla öldürdü…"

Okuyanların, olayı takip edenlerin biraz daha kulak kesilmesi, cinayeti işleyen Öztürk'ün garip tavırlarından kaynaklanıyor. Konuşmuyor, anlatmıyor, neden öldürdüğünü bilmediğini, öldürmüş olabileceğini söylüyor ifadelerinde…

Sonrası…

Birkaç fikri takip haberi… Ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle dava açılması, duruşmalar…

Ve sonunda karar, kararla birlikte sadece konuyla yakından ilgilenenlerin dikkatini çeken bir ayrıntı…

"Öztürk, kasten öldürme suçundan müebbet hapse mahkûm edildi…"

Zülal Tütüncü'nün annesi, isyan ediyor duruşmadan sonra, artık sesi ne kadar duyuluyorsa, "Nasıl olur da ağırlaştırılmış müebbet vermezler" diye.

Yatakta uyurken, babasının alt kattaki dairesinden bir kılıç alarak gelen ve genç kadını o kılıçla öldüren Öztürk'ün neden ağırlaştırılmış müebbete değil de müebbet hapse mahkûm edildiği merak konusu olan.

Merak dediysek, öyle uzun uzadıya değil elbette. Sadece birkaç dakika, sadece birkaç saat…

* * *

İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararına dönelim şimdi. Yorum bölümüne, neden müebbet hapis verdiği bölüme… Öyle ya, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alsa 30 sene yatması gereken Öztürk, kararla, Türkiye'deki oynak infaz rejimi de düşünülürse, belki de 40 yaşına gelmeden çıkacak cezaevinden…

"Tasarlayarak öldürme nitelikli halinin kabulü için sanığın öldürme kararının almasından sonra, ruhsal dinginliğe ulaşıldığının kabule elverişli makul bir süre geçmesine rağmen eylem kararlılığından dönmemesi ve belli bir hazırlıkla sebat ve ısrarla öldürme fiilini gerçekleştirmesi gerekmekte olup mahkememiz dosyasına konu eylemde bu nitelikli hal için aranan şartların mevcut olmadığı, yine canavarca hisle öldürme nitelikli halinde ise kişinin sırf öldürmüş olmak için öldürmesi, ölenin acı çekmesinden zevk duymak için öldürmesi gerekmekte olup sanığın maktul Zülal'i canavarca hisle sırf öldürmüş olmak için, acı çekmesinden zevk duymak için öldürdüğünü kabule yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı…"

Özetle diyor ki mahkeme, sabahın altısında, yatakta uyuyan kız arkadaşını, alt kattaki daireden kılıç alıp getirerek öldürmek, "Tasarlayarak cinayet" sayılmaz… Kılıçla bir insanın öldürülmesi de "canavarca hisle öldürmek" olarak yorumlanamaz…

Ama bununla da bitmiyor…

"Ayrıca her ne kadar katılan ve vekili tarafından sanık hakkında beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme nitelikli halin uygulanması talep edilmiş ise de maktuleye ait otopsi raporuna göre cesedin boyun ve sağ omuzda yer alan birer adet yaralanması haricindeki diğer yaralanmaların savunma yaraları özelliğinde olduğunun düşünüldüğüne dair tespit, yatak odasında ve salon kısmında kavgadan olduğu değerlendirilen eşyaların yerde ve dağınık vaziyette olduğunun belirlendiği dikkate alındığında sanığın eylemini maktule uyanıkken gerçekleştirdiği kanaatine ulaşılmakla…"

Yine özetle diyor ki mahkeme, genç kadın, yatakta uyanıksa, kılıçla savaşabilir, uyuduğundan emin olsaydık, ağırlaştırılmış müebbet verirdik…

Ve özetle diyor ki kadınlara, karşınızda sevgilinizi, kocanızı, arkadaşınızı, tanımadığınız bir erkeği kılıçla görürseniz, ola ki kendinizi biraz olsun savunmaya kalkarsanız, o zaman katile indirim uygularım…

Üstelik bu indirimi, verilen ceza üzerinden uygulamam. Görünmez olması için, ilk verdiğimiz cezayı indirimli verir, sonradan başka indirim yapmam ki tepki çekmesin…

* * *

Bununla da bitmiyor Zülal'e öldürüldükten sonra yaşatılanlar…

Gerekçeli karar, açık biçimde, Zülal'in yaşamının sorgulandığını, arkadaşlarına sürekli bunların sorulduğunu gösteriyor.

Barlara gider miydi, kimlerle olurdu, ne yapardı, nerede oturur nerede kalkardı?..

Herkes bildiği kadarını anlatıyor. Yargılanan kadınmış ve onun hayatıymış gibi ailesinin katıldığı duruşmalarda hayatına dair ne varsa tartışılıyor.

Bunun nedeni de açık aslında… Kararda da var. Karara göre, Öztürk, cinayet işlediğini itiraf edip, polisi aradıktan sonra, kız arkadaşıyla tartıştığına dair ifade veriyor.

Ancak bu ifade sonradan Öztürk'ün işine gelmiyor. Zira cinayetten itibaren "psikolojik sorunlarım var" görüntüsü çizmek istiyor. Adli Tıp Raporu, akıl sağlığının yerinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor ama bütün savunma stratejisi, ruh sağlığı bozuk olduğu için cinayeti bile anımsamadığı üzerine kurulu…

Stratejisini böyle kuran Öztürk, neden ilk anda, "tartıştıkları" yönünde ifade verdiğini, gerekçeli karara göre, şöyle anlatıyor:

"Polisler, 'erkeklik gururunla mı oynadı, erkekliğine laf mı söyledi' şeklinde sözler söyleyerek çok ısrar ettikleri ve sıkıldığım için Zülal'le olay gecesi  tartıştığım söyledim… Ama çok sinirlendiğimi, ikinci kattaki eve gidip yatağın altındaki kılıcı alıp geri döndüğümü ve yataktaki kız arkadaşımın boynuna vurduğum şeklinde bir şey söylemedim. Sürekli soru sorup beni bunalttıkları için onlara kısaca 'evet' dedim."

Öztürk, savunma stratejisini, "psikolojik rahatsızlık" üzerine değil, polislerin söylediği gibi, "Erkekliğime laf etti" şeklinde kursa, bugün başka bir cezayı ya da indirimi konuşuyor olacaktık muhtemel…

Ancak akıl sağlığının bozukluğu, cezadan bütünüyle kurtulmayı sağlıyor. Fazlasını bekleyen Öztürk, örtülü biçimde indirilmiş cezayla yetinmek zorunda…

* * *

İnsanların yolları, seçimleri var… Hayalleri, hayal kırıklıkları… Güçlerinin yettiği yetmediği zamanlar var. Kendilerini dünyaya bıraktıkları, dünyadan çektikleri…

Hepsi kendileriyle ilgili…

Ama bir de tüm bunlarla ilgilenmeyerek, adaleti sağlamak, ölmüş insanların hayatını değil öldüreni soruşturmak, başka gencecik kadınlar, çocuklar öldürülmesin diye caydırıcılık sağlamakla yükümlü bir yargı var.

Adalet heykelinin elinde sadece terazi değil, bir de kılıç var.

Ve artık isyan ettiren bütün bu cinayetlerde yargının, o kılıcı artık öldürülene değil, öldürene doğru sallaması gerekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Tecavüze uğrayanın "düzeni bozduğu" düzen

Kalabalığın uğultusu, yaşananların üzerinin kolayca örtülebilmesine, bir başına başka bir ülkede yaşam mücadelesi verenlerin ne yaşarlarsa yaşasınlar seslerini çıkartamamasına yol açıyor

Devlet için kurşun atanlar!

Dokunulmayanların ve her şartta dokunulanların belli olduğu, kime neden dokunulmadığının ve kime neden dokunulmadığının gayet iyi bilindiği bir düzen…

İki çocuk öldü, kanıtlar çalındı, duydunuz mu?

Zaten yer yarılmıyor ve içine girmiyoruz, bunu biliyoruz. Ve zaten çocuklar ölüyor, hayat devam ediyor, bunu da biliyoruz. Ve adaletsizlik ne sadece Diyarbakır'da ne sadece İstanbul'da, ne sadece çocukların gözaltına alındığı Fransa'da, ne sadece Amerika'da, bunu da biliyoruz. Ve bazı adaletsizliklerin diğerlerinden daha normal karşılandığını da… Hayat devam ediyor, hep eder, utanır gibi yaparız bazen, bunu da biliyoruz elbette. Ama unutmamak da var, az da olsa utananlar da…