18 Mayıs 2024

Osmangazi Üniversitesi'nde neler yaşandı?

"O terörist buraya dönmeyecek" diyen hocanın kadroyu almasını istediği kişiyle birlikte sadece iki kişi sınava girebildi. Başvuran 16 kişi ise bu şartı karşılayamadıkları için elendi. Zaten kazanacak kişinin kim olacağını herkes biliyordu, öyle de oldu

Türkiye, günlerdir iki soruşturmada olanı biteni tartışıyor.

Ankara'nın göbeğinde öldürülen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş cinayeti soruşturması ile Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması.

Her iki soruşturma, soruşturma makamlarının becerisi ile değil, soruşturmaların nasıl sulandırıldığı, soruşturmaların içine sokuşturulmak istenenler, yapılanlar ve yapılmayanlarla gündeme geliyor.

Aslında Türkiye'nin herhangi bir yerine objektifi çevirdiğinizde, bütün bunların kaçınılmaz olduğunu da görüyorsunuz.

Ballı ihaleler, rant kavgaları, mafya, koltuk savaşları…

* * *

Osmangazi Üniversitesi

Misal, Anadolu'nun herhangi bir kentine, Eskişehir'e odaklanalım.

Bir üniversite kenti olan Eskişehir'in iki büyük üniversitesinden biri olan Osmangazi Üniversitesi'ne…

Gazeteci Barış Pehlivan, geçtiğimiz ocak ayında, üniversitede yaşananlarla ilgili olarak çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Yazıda, Resmi Gazete'de çıkan bir kadro ilanından yola çıkarak, şunları aktardı:

"…Resmi Gazete'de Osmangazi Üniversitesi'nin bir ilanını görünce dikkat kesildim, aralarında akademisyenlerin de olduğu arkadaşlarımı aradım. Gel gör ki yeni yıl dileklerinden sonra bin ah işittim.

Neler duymadı ki bu kulaklar:

Üniversitedeki beş bölümün başkanı istifa etmiş. Rektör yardımcıları dekanlara sürekli fırça çekiyormuş. Üniversitenin SGK'ye milyonlarca lira borcu varmış. Akademik performansın ölçüldüğü uluslararası raporlarda, üniversite yüzlerce sıra geriye düşmüş. Kalp işaretli bir fotoğraf yüzünden AKP'lilerin baskısıyla bir başhekim üniversiteden ayrılmak zorunda kalmış…

…İktisadi ve idari bilimler fakültesindeki iktisat tarihi anabilim dalı için bir araştırma görevlisi alınacakmış. Başvuru koşulu olarak ilanda şöyle yazılmış: 'İktisadi ve idari bilimler fakültesi ya da siyasal bilgiler fakültesi iktisat bölümünden lisans mezunu olup iktisat tarihi bilim dalında tezli yüksek lisans ya da doktora yapıyor olmak.'

Bunu duyunca, 'Ne var bunda' dedim haliyle.

Konuştuğum kişiler devam etti:

'Bu kadroya alınacak kişinin kim olduğunu şimdiden mercek altına almak gerekiyor. Büyük ihtimalle, Marmara Üniversitesi doktora öğrencisi çünkü bu anabilim dalının bulunduğu çok fazla doktora programı yok ülkede.'

Duydum ki şimdi bu kadro uğruna üniversitede büyük bir kavga ve huzursuzluk yaşanıyor. Zira bu bölüme kadro açmak uzun zamandır görmezden geliniyormuş. Hâl böyleyken bir profesörün kendisine asistan almak için bu kadro için baskı yaptığı, dahası üniversite yönetimiyle bile ters düştüğü konuşuluyormuş…  Bunu da geçtim... O profesörün 'Rektör dediğimi yapmazsa, YÖK başkanı benim arkadaşım, ben de ona yaptırırım' diye rest çektiği bile iddia ediliyor…"

* * *

Bu uzun alıntı, fikri takip açısından gerekli.

Gazeteciler alışkın, doğru da yazsalar, kurumlar açıklama ile olayları geçiştirebileceklerini, birilerinin ne olup bittiğine dönüp bakmasını engelleyebileceklerini biliyorlar.

Öyle oldu.

Pehlivan'ın yazısından sonra üniversite yönetimi yazılı bir açıklama yaparak, nasıl bir barış ikliminde çalıştıklarından, kadroların nasıl adil biçimde dağıtıldığından söz etti. Elbette, Pehlivan'ın somut biçimde gündeme getirdiği kadro ilanının şahsa açıldığı iddiasına değinmedi.

* * *

Sonra ne oldu?

Memlekette aykırı görüş büyük suç sayılıyor, malum… Hendek operasyonları adı verilen, kent merkezlerinde asker ve polisin ağır silahlarla ortak operasyonlar yapmasına ilişkin süreçte, bir bildiriye imza attıkları için yüzlerce akademisyen işinden oldu.

O akademisyenlere yaşatılmayan zulüm kalmadı.

Anayasa Mahkemesi, akademisyenlerin eylemini, "ifade özgürlüğü" olarak nitelendirmesine, haklarındaki ceza davaları beraatle bitmesine rağmen, üniversiteden atılanların büyük bölümü işlerine dönemiyor.

Dönenlerin bir bölümü ise idare mahkemesi kararının bozulması üzerine yeniden, ikinci kez işlerinden oldu.

Bu akademisyenlere ödenen geçmiş maaşlar, faiziyle birlikte geri isteniyor artık.

Faizle 1 milyon liraya ulaşan sayılar, meslekleri ellerinden alınan akademisyenlerden talep ediliyor.

İşe iade kararı çıktığı için çalıştıkları işlerinden ayrılarak üniversiteye dönen ve tekrar atılan akademisyenler, işsizlikle boğuştukları bir ortamda, bir de bu ağır fatura ile karşı karşıya kaldılar.

Uzaktan, başka akademisyenlere zulmeden, fikir özgürlüğünü ayaklar altına alan yabancı üniversiteleri eleştirip, demokrat görünmek kolay…

* * *

O işe iade kararlarından biri de Osmangazi Üniversitesi'nde, tam da Barış Pehlivan'ın konu ettiği ilanın açıldığı bölümden atılan bir akademisyen için verildi.

Mahkeme kararı verilmiş, hemen uygulanması beklenir.

Ama burası Türkiye, kolay değil öyle…

İddiaya göre, iade kararından sonra, ilgili Anabilim Dalı Başkanı, herkesin olduğu ortamlarda, defalarca, "O terörist buraya dönmeyecek" diye konuştu.

23 Ekim'de karar verilmesine rağmen, akademisyen, gerçekten de 11 Ocak'a kadar üniversiteye dönemedi.

2,5 ay, sudan sebeplerle dönüşü engellendi.

Öyle ki mesleği akademisyenlik olan, doktorası devam eden birinden, öğrenci belgesi bile istendi. Belgeyi sunduğunda, "biz sorun olduğunu düşünüyoruz" bile denildi.

* * *

Başlangıçta aşırı hassasiyet nedeniyle bu sürecin yaşandığı düşünülebilir. Anabilim Dalı Başkanı'nın gereksiz biçimde mahkeme kararından rencide olduğu, hassasiyet gösterdiği…

Elbette öyle değil.

Pehlivan'ın sözünü ettiği İktisat Tarihi Anabilim Dalı kadrosu, tam da ihraç akademisyenin dönmesi gereken anabilim dalına açılmıştı.

Dönmesi, işleri berbat edebilirdi.

Bu nedenle bir formül geliştirildi. Üniversiteye dönmemesi için türlü bahaneler bulunan akademisyen, asıl bölümü yerine Sosyal Bilimler Enstitüsü kadrosuna geri alındı.

Böylece, iktisat tarihi anabilim dalı rahatlatıldı.

Kadro da böyle bir ortamda açıldı.

* * *

Eşit ve adil bir sınav açıldığı sanılabilir.

Ancak "iktisat tarihi bölümünde yüksek lisans ya da doktora yapıyor olmak" şartını koyduğunuzda öyle olmuyor. Zira Türkiye'de hepi topu birkaç iktisat tarihi bölümü var.

"O terörist buraya dönmeyecek" diyen hocanın kadroyu almasını istediği kişiyle birlikte sadece iki kişi sınava girebildi. Başvuran 16 kişi ise bu şartı karşılayamadıkları için elendi.

Zaten kazanacak kişinin kim olacağını herkes biliyordu, öyle de oldu.

İddiaya göre, buna rağmen, sınav jürisinde sorun yaşanmaması için, söz konusu hoca, jürideki diğer isimlere, "benim verdiğim puanın ağırlığı yüzde 60 olsun" teklifinde bile bulundu.

Elbette, kimse bu iddiayı doğrulamayacak ama herkes hakikati biliyor.

* * *

Pehlivan'ın haberi aslında üniversitede huzursuzluk yaratmıştı.

Ancak yine iddiaya göre, haberden sonra bir toplantı yapan rektör, torpil iddialarını sormak yerine, bilgileri kimin sızdırdığını araştırdı.

Merak ettiği bu oldu…

* * *

Sonra ne oldu?

Güç bela Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde işine başlayan barış akademisyeni bir ayı aşkın süre görevini sürdürdü.

Çalıştığı sürenin karşılığında aylık maaşını da aldı.

Ve sonra istinaf mahkemesi kararıyla yeniden ihraç edildi.

7 bin lira faiziyle birlikte toplam 45 bin 263 lirayı geri ödemesi istendi.

Çalışmış olmasına, çalıştığının karşılığını almasına rağmen…

* * *

Burası Türkiye, işler böyle yürür.

Yazılı açıklama ile puanlar falan da anlatılır şimdi ama mühim değil.

Herkes neyin ne olduğunu biliyor.

O nedenle büyük büyük soruşturmalarda olana bitene de şaşırmamak gerekir.

Dürüstlük sloganları atıp, hayatını kötülükle sürdürenlere…

Başka hayatları yok etmek dışında şu dünyaya bir çivi çakmayanlara…

Hiç ama hiç şaşırmamak gerekir.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Türkiye komedisi ve skandallar: 2016 öncesi arşiv “bütünüyle yok”, o güne kadar işlem yok ama suçlu olan mağdur

15 Temmuz darbesinden önce işkence ya da kötü muamele görmüşseniz, emniyetin herhangi bir uygulamasından şikâyetçi olmuşsanız artık bunu kanıtlama imkânınız kalmadı. Bu dijital çağda, sadece kâğıt arşiv tutulmuş ne hikmetse ve hiç iz bulunamamış…

JİTEM ve Susurluk cinayetleri dosyaları birer birer böyle kapatılıyor: Sıra Yargıtay'da

İnsanlar öldürüldüler ve yargılanmadıkları, mahkûm olmadıkları suçlamalar isnat edilerek bu cinayetler meşrulaştırılmaya çalışıldı. Ülkesini seven insanlar, o ülkenin karanlık cinayetlerle anılmasını istemez. Ülkenin bir suç örgütüne teslim olmasına rıza göstermez. Ancak hepsi yaşandı ve nedensiz zenginleşmelerin açıklanamadığı bütün bu tarihsel dönemin ismi de "vatan için kurşun atmak" oldu

Tahir Elçi cinayeti dosyasındaki rezaletler, sola sızan ajanlar, gazeteci tehdit eden JİTEM'ciler

Elçi'nin PKK tarafından vurulduğu, polis tarafından vurulduğu, olay anında önlem almadığı ve talihsiz biçimde vurulduğu, seken kurşunla vuruldu, hedef alınarak vurulduğu gibi çok sayıda iddia var. Mühim olan bunlar da değil… Mühim olan çözme iradesinin olup olmaması… Elçi, itinayla hedef gösterildi ve garip bir biçimde öldürüldü