10 Eylül 2019

Netflix, Twitter, Google, Facebook sansüre karşı durur mu?

Hatta "Ah gitti mi, gidiyor mu?" dan önce, bu hükümetle ne tür bir anlaşma yapıyor, hükümetin sansür yapmasına ne kadar müsaade ediyor" diye sorun...

1 Eylül’de yürürlüğe giren yeni RTÜK yönetmeliği [1] sonrasındaki 2-3 gün boyunca, en çok sorulan soru; “Netflix Türkiye’den çıkar mı?” idi.

Yani bazıları, Netflix’in “Ey Türk hükümeti (RTÜK), sen sansürcüsün. Ben artık seninle çalışamam. Hadi bana byeee” filan diyeceğini sanıyordu. Netflix, beklenen açıklamasını yapmadan hemen önce yayınladığım yazıda belirtmiştim[2];

“NETFLİX TÜRKİYE'DEN ÇIKMAZ.”

Çünkü Netflix kendi ifadesi ile Türkiye’de 1,5 milyon aboneye sahip. Bunun anlamı bu yıl Türkiye’de yıllık 100 milyon dolar civarı bir geliri olacağıdır. Gelecek yıl abone artarsa, daha da fazlası gelebilir.

Şimdi aynı soruyu yeniden soralım; herhangi bir birinciliğe oynayan şirkete “100 milyon dolar mı, demokrasi havariliği mi?” desek. Ne cevap alırız? Ya da kaç piyasa lideri şirketten, “100 milyon dolar kalsın, biz demokrasi havarisiyiz” cevabı alırız? Hatta piyasa lideri olmayandan?

AKP iktidarında internet sansürü sürüyor

Maalesef son 10-15 yılda "iyice" sansürcü bir ortamda yaşıyoruz. Medyanın tek elde toplanması bir yana, teknolojinin engellenmesi (tüm ülkede sadece 300 bin km civarı fiber bağlantı olması vs.) ve sosyal medyanın da içerik kontrolü altında tutulması ile karşı karşıyayız.

BTK, 5651 sayılı kanunu genişlettikçe, genişlettiği yetmiyormuş gibi, re'sen verdiği kararlarla eğip büküyor, mevzuata dikkat edilmiyor[3]. Üstelik sadece o değil, diyanetten, sağlık bakanlığına kadar bir sürü kurum kendi kendine erişim engelleme kararı veriyor. Bu kararlar mahkemeden çıkmadığı gibi, ilgili siteye bilgi de verilmiyor (savunma hakkı). ESB (Erişim Sağlayıcılar Birliği) denilen ne olduğu belirsiz kurum, yetkisi olmadan uyguluyor [4].

Şimdi sıra RTÜK'te... Bakalım bu yeni yönetmelikle internete ne yapacak?

Sonuçta yandaş olmadıkları için basından kovulanlar, günümüzde internet üzerinden yayınlar yapıyorlar. Şimdi işten atılma ya da reklamını kesme vs gibi baskılar altında olmadıklarından, muhalefeti fazlasıyla ve yer yer başarılı bir şekilde yürütüyorlar. Artık ana akım medya haline gelmiş olan (ama aslında ana akım-tirajını kaybetmiş) yandaş medyada göremediğimiz, duyamadığımız insan ve haberler bu yayınlarda yer alıyor. Dolayısıyla ana akımın kaybettiği rating/tiraj buralara akmaya başladı. Bayağı etkili olanları var. Bunların engellenmesinin isteneceği çok açık.

RTÜK yönetmeliği şu anda nasıl uygulanacak bilemiyoruz. Ama muhtemelen bu nedenle çıkarıldı. Yani Netflix filan için değil (çünkü şifreli yayın). Zaten Netflix de bu tür kanun/yönetmelik olmasa bile ilgili ülkenin sansür mentalitesine uyum göstereceğini, Hasan Minhaj olayı ile gösterdi. Yani sansüre dur diyecekleri filan yok[5].

RTÜK-BTK-Hükümet'e karşı hakkımızı koruyacak olan biziz

Son 15-20 yıldır yaşadıklarımız ortada. #Susamam isimli şarkıda Şanışer ve 15 arkadaşı pek çok konuyu bir güzel özetlemişler [6].

Onlar "susamam" derken, bütün bu süre boyunca, bizlerin toplum olarak gösterdiğimiz çaba; sosyal medyada, takma isim (nick name) taşıyan hesaplarla muhalif mesaj atmak oldu. Bu nedenle de, Twitter’ın ya da YouTube’un engellenmesi en büyük sorunumuz oluyor. Ya da Netflix’te seyrettiğimiz sansür içermeyen, sigaraları buzlanmamış bir film, bize sanki özgürmüşüz gibi hissettiriyor. Aniden bu firmaların "Sezardan çok Sezarcı" ateşli savunucuları haline geliyoruz.

Ama yukarıda da işaret ettiğim gibi bu firmaların derdi, Türklerin özgürlüğü, demokrasisi ya da sansürünün engellenmesi filan değil. Sadece kazanacakları para önemli.

Gerçi açıklamalarında Türkiye'yi düşündüklerine dair renkli cümleler oluyor. Örneğin Twitter'a, neden bazı tartışmalı konularda hesapları ya da mesajları askıya aldıklarını sorduğumuzda, "(bazı hesapların mahkeme olmadan askıya alınması nedeniyle) 1-2 hesabın değil, bizim genel ifade özgürlüğümüzü korumayı daha fazla önemsedikleri" cevabını almıştık.

Yani Twitter yaklaşımında "gelir" değil, "bizim ifade özgürlüğümüz" öndeymiş gibi bir ifadeleri vardı. Bu yolla Twitter kullanıcılarında "sizi düşünüyorum" algısı yaratıyor. Şeffaflık Raporu dediğimiz rapor da farklı bir şey değil. Bu raporlarla, "Bak Türkiye hükümeti bilmem kaç bin tane talepte bulundu ama biz sadece 1-2 tanesi yerine getirdik" deniliyor. Ama acaba öyle mi?

Dokuz internet firmasının, arka planda ABD hükümetine elini verilere istediği gibi daldırma hakkı verdiğini Snowden göstermişti[7]. Yayınladıkları şeffaflık Raporu bunu içeriyor mu? Cevap hayır...

Benzer bir yaklaşımı Netflix açıklamasının geciktirilmesi ile gördük. Saatlerdir "gelecek" diye beklettikleri açıklama, biz "merak etmeyin gitmez" yazdıktan hemen sonra alelacele geldi.

Bari "içeriğinde bu kadar beklemeye değecek bir şey var mı?" diye baktık. Hayal kırıklığı idi. 3-4 satırlık bu beyanat, 1 Eylül hatta öncesinde bile yayınlanabilir bir açıklamaydı. İçeriğinde yeni ya da farklı bir şey yoktu[2].

O zaman demek ki, "Netflix kullanıcılarını konsolide etmeye çalışıyor" diye düşünüyorsunuz. Bekleterek, "sakın gidiyor olmasın" korkusu ile muhtemelen müşteri kızıştırıyor, bir yandan da RTÜK'e filan "bak biz ne kadar seviliyoruz" şeklinde mesaj veriyorlar sanırım. Ama gidecekleri yok. Ancak para kazanmazsa gider. Aynen Türkiye'deki kredi kartına taksit inovasyonu nedeniyle kendine kârlı bir ortam bulamayan PayPal gibi[8].

Son 10-15 yılda ilgili davalarla uğraşan hukukçulardan aldığımız bilgi şu; çok uluslu firmalar, hükümet ve kurumları ile arayı iyi tutmak için bayağı çaba gösteriyorlar. Çünkü 80 milyon nüfusu ve sınır tanımayan teknoloji merakı ile Türkiye iyi bir pazar. Onların demokrasi, sansür vs derdi yok. Yani şeffaflık raporu sadece ALGI için yayınlanan bir rapor.

Sosyal medya toplumu yumuşatıyor mu?

Hatta bu sosyal medya ortamlarının çeşitli fonksiyonları yanında, tersine bir fonksiyonları da olabilir. Ateşi almaya yaradıklarını da söyleyebiliriz. Çünkü insanlar burada takma isimle de olsa içlerindekileri döküyor. Ya da başkalarının ateşli cümlelerini okuyor. İlk sinir geçip, gidiyor. İnsan kendini sanki bir "tepki" göstermiş gibi görüyor. Başka tepkiye gerek kalmıyor.

Şiddet içerikli elektronik oyunlarla ilgili araştırmalara bakın. Sanılanın aksine, çocuklar bu şiddet oyunları ile çocuklar şiddete yönelmiyormuş. Aksine bu oyunlarda içlerindeki şiddeti harcıyorlarmış. Dolayısıyla sokak suçları azalıyormuş[9].

Bu benim düşüncem; sosyal medya tepki düzeyimizi yumuşatıyor ve yok ediyor. Bir nevi; kızgınlıkların ve tepkilerin çarptığı ön cephe görevi görüyor. Keşke bu ülkenin sosyologları bunu araştırsa.

Ne yapmalı?

Bu yazıyı aslında sadece "ne yapmalı" bölümü için yazdım. Öncenin tamamı "giriş".

Son 15-20 yılda (daha önce problemler bu düzeyde değildi) etrafımda gördüğüm şey şu; hepimiz olaylara tek bir açıdan (genellikle dümdüz) bakıyoruz. Yani birileri "3 çocuk" deyince, bunu "neden dedi?" diye düşünmeden "oooooo olmaz, şu olur, bu olur" diye mesajlar atıyor ve sosyal medya üzerinden tepki gösteriyoruz.

Oysa 360 derece düşünmemiz gereken bir dönemdeyiz. Yani "3 çocuk"un "cambaza bak" demek olabileceğini ve diğer olayların yanında önemsiz bir konu olduğunu, hemen anlamamız gerekirdi. Anlamamız 5-6 sene sürdü. Sorgulamadığımız ve 360 derece bakmadığımız için bugün geldiğimiz noktadayız [10].

Bunu söylememin amacı şu, Netflix, Twitter, Google, Facebook, Apple vs gibi işimize yarayan, bizi eğlendiren portaller için zaman zaman "ben onsuz yaşayamam" türünden ifadeler görüyoruz. Ben de bunların hepsini yoğun bir şekilde kullanıyorum. Ama bu yayınları kullanırken, akılda tutulması gereken hususlar var.

Birincisi -defalarca yazdık ya da yazıldı- bu sosyal medya türü platformlar kişisel verilerinizi, hatta arkadaşlarınızın dediklerine kadar alıyorlar [11]. Bu zaten uzun zamandır konuştuğumuz bir konu[12].

Ama ikincisi, Arap Baharı gibi tepkileri yönlendirebilirlik yanında, acaba bir yandan da yukarıdaki bölümde yazdığımız gibi, toplumun tepkilerini yumuşatabilir bir özelliğe sahip midir? Yani ortamda berbat olaylar olduğunda, bir tweet atmakla terapi yapmış ve ateşimiz (kızgınlığımız) sönmüş oluyor mu?

Üçüncüsü, bu firmaların hangisi tekel haline gelse -ki Netflix de bir hayli önde- aslında tüketiciler açısından bir risktir. Bu riskin bir tarafında "fiyatın yükselmesi ve kalitenin düşmesi" varsa, diğer tarafında da "topluma bir şeyler empoze etmek" var [13].

Örneğin, Netflix'e senaryo göndermek isteyen pek çok kişiyle konuştum. Söyledikleri çok ilginç bir ifade var; "eğer içinde bir gay-lezbiyen ilişki yoksa, senaryoyu kabul etmiyorlar". Bu ifadenin ne kadar doğru olduğu/olmadığı ayrı bir konu ama insanların kafasında bu tür bir mesaj olmasının nedeni; her filmde mutlaka eşcinsel birilerinin olması. İstediğiniz kadar "ben insanların cinsel tercihlerine karışmam, kendi bilecekleri iş" deseniz de, ister istemez akla "özel bir amaç mı var?" türü bir fikir geliyor.

Bu özel amaç, çeşitli konularda olabilir. Örneğin, belli bir siyasi konuda belli bir fikir oluşturmak gibi. Malum günümüz "sahte haber"lerle algı yaratma çağı. Trump seçimleri, Cambridge Analytica tarafından Facebook üzerinde yaratılan ve mikro hedefleme yapan haber tarzı reklamlarla kazandı[14].

Algı yaratmanın daha önemli yolunun filmler olduğunu, Hitler'in kadın filmcisi Leni Riefenstahl öncülüğünde bulmuşlar [15]. Riefenstahl, savaştan sonra da bu görüntüleri yarattığı ve Hitler'e bu yolla destek olduğu suçlamasıyla karşılaşmıştı.

CIA'in Holywood'a özel ilgi gösterdiği, AROG gibi bazı filmleri finanse ettiği de bizzat Amerikan senatosunda bir komisyonda tartışılmıştı [16].

Özetle, Netflix, Twitter, Facebook vs hayatımıza pek çok şey katıyor ama hayatımızı onlar çizmemeli. Bir tarafa muhalif olduğumuz için bunlarla cevap bulacağımızı sanmak doğru değil.

Bunları kullanın ama her zaman mesafeli bakın. Size verdiklerini gözü kapalı almayın. Hele sahte haber, sahte video (deepfake) çağında... Olayı 360 derece düşünerek, hep sorgulayın!!!

Hatta "Ah gitti mi, gidiyor mu?" dan önce, bu hükümetle ne tür bir anlaşma yapıyor, hükümetin sansür yapmasına ne kadar müsaade ediyor" diye sorun!!!

Çünkü bu sosyal medya uygulamalarının 80 milyonluk Türkiye pazarının asıl sahibi sizsiniz, hükümetler, partiler, iktidarlar değil. Siz hakkınızı bilmiyor ve gözü kapalı bunları destekliyor, sorgulamıyorsanız, sadece komiksiniz...


[1] Radyo, Televizyon Ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik

[2] RTÜK Yönetmeliği Devreye Girdi, Netflix Gidecek mi?

[3] Prof.Dr.Yaman Akdeniz : Kurumların Kendi Kendine ESB’ye Yolladığı Engellemeler, Yetki Aşımı ile Gerçekleştiriliyor

[4] 5651 Sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi Tarafından İptal Edilen Hükümleri Neden Mevzuata İşlenmemiş?

[5] Netflix Patriot Act’in Cemal Kaşıkçı ve Yemen Konularının Yer Aldığı Bölümü Suudi Arabistan’da Sansürledi

[6] Yeni Yayınlanan 2 RAP şarkısı güncel içeriği ile İzleyici Patlaması Yaşıyor

[7] Eski CIA Çalışanı, NSA Skandalında Sızıntıların Kaynağının Kendisi Olduğunu Açıkladı

[8] PayPal Giderken, Türkiye’nin Yükselen Elektronik Para Sektörüne Bir Bakış

[9] Araştırmaya Göre, Şiddet İçeren Oyunların Satışı Artarken, Gençlik Suçlarında Azalma Olmuş

[10] Erdoğan ve FuatAvni'yi bırak... Bugün yeni bir söz söylemek gerek...

[11] Arkadaşlarınızın Sosyal Medya Mesajları ABD Vizenizi İptal Ettirir mi?

[12] Facebook İlişkilerinizi Nasıl Biliyor (Gölge Profil)?

[13] Netflix’s algorithms seem to be a new entry point for conspiracy theories. Be aware!

[14] ICO Soruşturması Facebook’un, Cambridge Analytica Veri Skandalındaki Hatalarını Ortaya Koydu

[15] Leni Riefenstahl

[16] CIA ile Hollywood Arasındaki İlişki Sorgulanıyor !!

Yazarın Diğer Yazıları

Cumhurbaşkanlığı'nın Whatsapp kararı, kendi genelgesi ile çelişiyor

Siz "Uçtan uca haberleşiyoruz, sadece biz görüyoruz" diye düşünürken, haberleşmenin arasına giren bir kişi, her iki tarafın mesajlarını görebilir ve kaydedebilir hale geliyor

Kulis: RTÜK ile pazarlık mı var; Netflix yöneticileri geçen hafta RTÜK yönetimi ile bir araya geldi

Netflix, Twitter ve Facebook gibi devletle iyi kötü anlaşmaya ve iş yapmaya mı çalışacak, yoksa gidecek mi?

Gazeteciliğin önemi: Irak Savaşı Bush-Blair ikilisi tarafından nasıl kotarıldı?

Günümüzde ülkemiz gazeteciliğinin kötüye gitmesinden çokça bahsediyoruz ama Schwarz, filmle ilgili olayı anlatırken, 2003'lerdeki Irak savaşının hazırlıkları sırasında Amerikan basınının nasıl sınıfta kaldığına da bol miktarda işaret ediyor