06 Nisan 2016

50 milyon kişisel verinin yayınlanmasında yapılan bakan açıklamaları dava açmaya zemin hazırlıyor

Veriler siyasi partilerden çıkmış ise, onlara verirken önlem alınmadı mı?

50 milyon vatandaşın verileri yayınlandı. Hem de 2 ay içinde galiba ikinci kez. Birincisi teknik açıdan erişimi zor bir şekildeydi. İkincisi kolaylaştırılmış olarak verildi.

Verilere bakıldığında, tüm nüfusu kapsamıyor olması bir yana, sadece 1/1/1990 sonrası doğan vatandaşların verilerinin yer aldığı görülüyor. Buradan hareketle bu verilerin seçmen bilgileri olduğu düşünülüyor.

Buraya kadar körlemesine alınan bilgiler. Şimdi bunların yorumlanmasına bakalım;
 

Devlet seyreder mi? Korur mu?
 

2 gündür yapılan bakan açıklamaları bir felaket. Önce bilişim konusunun ilgilisi olan Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım dün bir açıklama yaptı ve dedi ki;

  •  “Yeni değil. 2010’daki veriler.”

Bu ifade pek çok insanda “dehşet” hissi uyandırdı. Bize gelen yorumlar şunlar;

  • Madem biliyorsun, 2010’dan bu yana 6 yıldır nerdesin? Niye bunu araştırmıyorsun?
  • Ne acaip bir devlet, en çok koruması gereken varlık konusunda “haberim var deyip, geçiyor musun?
  • Özrü kabahatinden büyük
  • Rezalet mi? Çaresizlik mi? Pişkinlik mi?
  • Söylediği sözün nereye gittiğini biliyor mu?
  • Madem biliyorlar ama önlem almamışlar, o zaman haklarında dava açılabilir.

Bu konuyu bir de hukukçuya sorduk. Av.Gökhan Candoğan şöyle dedi;

“2004 yılında güncelenen TCK 135'ci madde, kişisel verilerin kopyalanmasına dairdir. 136 ise ele geçiren, yayan, dağıtan hakkında maddeler içerir. Üstelik bunu kamu görevlisi yapmış ise ağırlaştıran bir özelliği var.

“Şimdi, 50 milyon veriler bir şekilde ele geçirilmiş. Çeşitli şirketlerin, pazarlama departmanlarına ya da bu tür bilgilere ihtiyacı olan yerlere satılmış. Bu arada devlet ne yapmış? Soruşturma açmış mı? YSK’dan mı çıkmış, Mernis’ten mi? Siyasi partilerden mi? 6 yıllık sürede olayın şekli ya da sorumluları ortaya çıkartılmış mı?

“Okuyucunuzun da sorusu çerçevesinde şöyle denilebilir;

“Haberiniz var da 5 yıldır ne yapıyorsunuz? Sadece seyrediyor musun?

“Ayrıca bildiğiniz gibi, son yıllarda artan oranda telefon dolandırıcılığı var. Canan Karatay gibi Profesörleri bile inandırabilen dolandırıcıların bir avantajı, telefonda söyledikleri o kişiye ait bilgiler. Bunlar bazen eşinin adı, ya da bulunduğu yer vs olabiliyor.

“Dolayısıyla, bu çalınma ile telefonla dolandırıcılıkları arasında bir bağlantı kurulursa, devlet bütün dolandırıcılık zararlarını  ödemek zorunda kalır..

“Daha da ilerisi, bakanın “haberimiz vardı” açıklaması ile, bu süreçte zarara uğrayan herkes devlete tazminat davası açabilir hale geldi.”

 

Veriler siyasi partilerden çıkmış ise, onlara verirken önlem alınmadı mı?
 

Öte yandan, Adalet Bakanı Bozdağ bugün verilerin siyasal partiler üzerinden çıktığı iddiasında bulundu. Ancak bu da sorumluluğu hükümetin üzerinden alabilecek bir durum değil. Çünkü bu verileri koruması gereken devletin (hükümetin) kendisi. Oysa Sayıştay raporu ile biliniyor ki; devlet bunları korumak bir yana, satabiliyor. SGK’nın bu verileri 65 milyon TL karşılığında sattığı muhalefet tarafından açıklanmıştı.

Yani Adalet Bakanı olan Bozdağ da güya hükümetin sorumluluğunu üzerilerinden tamak isterken, tamamen hükümetin yetersizliğini ortaya koyan  talihsiz bir açıklama yapmış.
 

Eski tarihli çalınma ise hukuki süreç geriye işlemez mi?
 

Avukat Candoğan’a bunu da sorduk. Çünkü gelen yorumlardan birisi de bununla ilgili. Olayın 2010’da olmasının hukuki açıdan sorumluluğu ortadan kaldırıp, kaldırmadığı soruluyor. Cevap şu şekilde;

 “Bu yeniden yayınlanmış bir olay. Yani çalınma eski bile olsa, devam eden bir etki var. Veri sürekli el değiştiriyor. Bazen bu verileri kullanan çeşitli kurumlara, bazen pazarlama firmasına satıldığı duyuluyor. Şimdi de halka açık yayınlanıyor. Bunu süresi geçmiş kabul edemezsiniz.

“Örnek verelim. 6 yıl önce adam öldürdünüz başka bir şey, adamı gelip gidip bıçaklıyor ve sürekli yaralıyor olmanız başka bir şey. Bu olayda sorumluluk devam etmektedir.”

Bir son ifade de şu; bu verileri kim ve ne nedenle yayınlıyor bilemiyoruz. Ama faydalı bir noktasına işaret edelim. 2010’dan beri bu veriler pazarda alınıp, satılıyorsa da kimse tam anlamıyla farkında değildi. Telefon dolandırıcılıklarında ya da başka şekilde kullanılıyorsa, yine vatandaşlar bilincinde değildi.

Oysa karşımızda bu verilerimizi alan ama layıkıyla korumayan, üstelik 6 yıldır önlem almak ve 6 yıldır soruşturma başlatmak yerine “haberimiz var, eski veriler” ya da “siyasal partilerdir” diyen bir hükümet var. Yani kişisel verilerimizin korunması için gerekli mercilere  başvurmak, bireysel AİHM hakkını kullanmak dahil, hukuki süreçleri başlatmak lazımdır.

Son olarak uyaralım, herkes şifre kullandığı yerlerdeki şifrelerini ya da bilgilerini güncellesin. Bakanların açıklamasına bakmayın, “listede anne kızlık soyadı yok” diyenlere de bakmayın. Çünkü ilişkisel bir yapıda sorgulanabiliyor. Kolaylıkla annenize, anneannenize ulaşılabilir.

Bu olay çok ciddi bir olay. Bütün dünyada da zaten “en büyük veri sızıntılarından birisi” başlıkları ile veriliyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Cihan Ekşioğlu türü yazılımlar tartışılıyor

50 bin kişilik dediğimiz takip listesindeki insanlar genellikle hükümetlerin yaptıkları yolsuzluk ve adaletsizlikleri takip eden insanlar. Yani gazeteciler ve aktivistler. Aralarında bazı iş insanları da var

iOS 14, Facebook ve medya satın almacılarda panik yarattı

Kullanıcıların kendi isteği ile verdiği ya da vermediği kişisel verilerin üstünde yükselen "Mobil Reklam" sektörünü temelden değiştirecek olan bu gelişmeyi yakından takip ediyoruz

Twitter'ın Mavi Tik'ine nasıl inanacağız?

Twitter, sahte profil resimleri olan ve 26 gün önce oluşturulup hiç tweet atmadıkları halde, nasıl olduysa 1000 takipçisi olan 6 bot hesaba onay vermiş