11 Ekim 2021

Şişedeki mesaj: Kışı sağlıklı geçirmenin ipuçları

10 Ekim 2015, Ankara ‘da barış ve özgürlük için katledilenlerin anısına… Özgürlük ve barış isterken “nefes”siz bırakıldılar… Bizi de “nefes”imizden hastalandıran bir virüsün lanetiyle arkalarında bıraktılar…

Yazıya başlık olarak “KORONA İLE YAŞAMAK” diye düşünmüştüm ki artık bizatihi yaşamımızın katı gerçekliği bu olduğu için kulağa eskisi kadar romantik gelmediğini fark edip vazgeçtim.

Tam 22 aydır bir gün kendiliğinden geçip gidecekmiş gibi davranılan salgının etkeni olan virüs kapalı ortamlarda, aşısız, hatta maskesiz olunması durumunda doğal enfeksiyonu geçirmiş ve aşılı kişilere dahi kolaylıkla bulaşabiliyor.

“Ya delta ya aşı olacaksınız” cümlesi yerini “ bu kış herkes delta olacak”  cümlesine bırakmakta.

Yeterince kişi aşılanmadığı için, girdiğimiz kapalı ve havasız tüm ortamlar riskli.

Okullar, çalışma ortamları, hastaneler, toplu taşıma gibi yaşamsal alanlar ile konser, sinema, tiyatro, maç gibi nefesimizi biraz olsun dinlendireceğimiz tüm alanlar risk taşıyor.

İki yıldır hayatımızı iş-güç ve hastalık-sağ kalım çıkmazındaki çaresiz sıkışmışlığın elinden kurtaramıyoruz bir türlü.

Bunun nedeni, bir türlü geçmediği gibi artık kendi geçmişi ile kesintisiz bir hikâye yazmakta olan bir salgını anlamamakta direnen ve bilimden, gerçeklerden hoşlanmayıp bildiğini okuyan iktidar sahipleri.

Aşı, havalandırma, maske gibi kolay önlemler ile kolayca aşılabilecek bir pandeminin yalnızca kontrolünü elimizden kaçırmış olmakla kalmadık, yakın ve hatta uzak gelecek de öngörülemez oldu.

Virüsün evrimi ve uzayan pandemi nedeniyle gelişebilecek farklı pandemilerle ilişkili de endişelerimiz var.

Aşılamaya erkenden başlayan ama bilim karşıtı gruplar nedeniyle istenilen aşılama eşiğine ulaşamayan ABD ile birlikte,  günlük ölüm sayısında ilk altı, vaka sayısında ilk üç ülke arasındayız.

Her gün 200-300 kişi ölüyor, aşılama durma noktasında ve aşı kararsızlığını giderecek hiçbir iletişim kampanyası yürütülmediği gibi, aşı karşıtlarının ölümcül “bilgi kirliliği” ve “yalanları” ve bilim insanlarını hedef alan örgütlü kampanyaları, başka hiçbir demokratik hak için gösterilmeyen bir hoşgörü ile izleniliyor.

Bu bilim karşıtı gruplar, belirsizlik ile beslenilen salgın yönetimi için belli ki  bilim insanlarından ve aşılamadan daha öncelikli.

Aslında salgın yönetimi ve tüm tedbirler sonlandırılmış ve bireylerin salgın ile kavramsal bağı koparılmış olmakla birlikte ve on binlerle ifade edilen vaka sayılarına rağmen henüz taşmayan sağlık sistemlerini ise  yeterli  düzeyde olmasa da aşılamaya borçluyuz.

Ama İran, Hindistan ve Latin Amerika örneklerinde olduğu gibi kontrol edilmemiş bir salgın için her zaman “epidemik yangın”a dönüşme ve sistemleri felç etme riski bulunmaktadır.

Aşılı olmak, virüs ile yakın ve yoğun karşılaşmalarda, virüsün ağız ve buruna tutunmasını önleyemiyorsa da, aşının oluşturduğu bağışık cevap, akciğer hücrelerimizle virüsün arasına bir tampon gibi yerleşiyor. Hastalık nezle grip gibi geçiriliyor ama aşılamaya karşın bağışık cevap veremeyecek kanser hastaları, ileri yaş, kortizon ve benzeri ilaç kullananlarda ciddi-kritik seyirlere de yol açabiliyor.

Türkiye’de tam 110 milyon doz aşı yapıldığı, elimizde 10 aydır aşı olduğu ve Haziran 2020 tarihinden itibaren sağlanan tedarik imkânları ile birlikte ülkenin gerçek aşılama kapasitesi düşünüldüğünde, bunca doz aşı ile henüz %50 bağışık kişiye ulaşabilmemiz, aşılama kapasitemizin ve aşı dozlarının yerli yerinde kullanılmadığını apaçık gösteriyor.

Dünyadaki durum küresel bir salgın ile ülke ve topluluk temelli mücadelenin başarısızlığı iken, ülkemizdeki durum salgın ile bilimsiz, verisiz günlük taktikler ile mücadele edilemeyeceğini anlatıyor.

Biz sağlıkçılar ile sorumluluklarını yerine getirenler, amatör ve otoriter bir ailede büyümeye çalışan, büyüyene kadar bir köşeye saklanmak durumunda kalan çocuklar gibiyiz.

Sokaklardaki tek tehdit virüs ile karşılaşmak değil. Artık elinde sopayla dolaşıp, düzgün yürümeye çalışanlara laf atan, çelme takan “aşı ve bilim karşıtları” örgütlü bir mahalle çetesi gibi serbestçe dolaşıyor ve aşı tereddütü olanları aşı reddine götürüyor.

Koronanın bizimle kalmaya karar verdiğinin idrakine vardıysak ben de önümüzdeki zor kış mevsimini nasıl geçirmemiz gerektiğine dair ipuçlarını şişeye bırakıp atıyorum şimdi;

Korona ile bir kış daha geçirmek

Hiçbirimiz nasıl seyredeceği belli olmayan ve yalnızca kısa süreli değil, uzun dönemli etkilerinin beyin, kalp, böbrekler gibi organları hasarlandırma potansiyeli olan bu hastalık ile karşılaşmak istemeyiz.

Bu yüzden en basit ve makul olanı yaparak, ben, 2 doz inaktif aşı ve ikinci dozdan 5 ay sonra yaptırdığım mRNA aşısı ile bağışıklandım.

Pandemi sürdüğü için, bağışıklık sistemi problemleri olanlarda daha erken ve hızla bir üçüncü doz gereksinimi olmakla birlikte, 2 doz mRNA aşısı veya 2 doz inaktif + 1 doz mRNA aşılarının pekiştirme dozlarının da altıncı aydan itibaren yapılması gerekecek.

Kış sokaklarda uzun süre zaman geçiremeyeceğimiz bir mevsim.

Aşılı olsak dahi kimlerle paylaştığımızı bilmediğimiz kapalı ortamlarda maske ve mesafe önlemlerini sürdürmeliyiz.

Ama riskli ortamlarda ve riskli davranışlarda bulunmadığını bildiğimiz ve aşılarını olmuş kişiler ile küçük topluluklar olarak bir arada vakit geçirilebilir.

Bulunduğunuz ortamda ileri yaş, ek hastalıkları olanlar gibi aşı cevabı sorunlu olabilecekler varsa “ev tipi test”ler ve “portatif hava temizleyiciler” ile ek önlemler alınmalıdır…

Bulunduğunuz ortamda herkesin aşılı olması ve hastalık belirtisi bulunmaması en önemli koruyucu yaklaşımdır.

Bu nedenle ben bu kış, aşı kaydı soran işletmelerde vakit geçirmeyi seçeceğim.

Ama illa ki havalandırması ve mesafesi doğru kurgulanmış tiyatro ve sinema salonlarına gideceğim.

Salgın ile geçen zamanda öğrendiğimiz en önemli şey, virüs ile karşılaşma riskinin kümülatif olduğu. Bu nedenle, sürekli risk yönetimi ve öncelikler sıralaması yapmak durumundayız.

Örneğin, okula gönderdiğiniz ve aşısız bir çocuğunuz var ya da siz riskli bir ortamda bulunduysanız, riskli akraba ve dostlarınızla kapalı ortamda uzun vakit geçirmemelisiniz.

Virüsün bir aklı bir stratejisi olmadığını, tek derdinin bulaşmak olduğunu ve bunun için kolay olanı seçeceğini sürekli anımsamalıyız.

Bu nedenle şimdi de hızla henüz aşılanmamış çocuklar ve erişkinlerde yayılacağını anlamalıyız.

Pandemiyi biz bitiremeyeceğiz artık ama pandemi kendisi bitene kadar “nefes”imizden hastalanmamak çabamızı sürdürmek durumundayız.

Yazarın Diğer Yazıları

Omikron bize bir torpil yap

Büyük Fredrich'in (Nietzche) söylediği gibi: "Umut en büyük kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır"

Yeni normalimiz

Omikron adı verilen varyant tanımlanmazdan önceki ay pek çok öngörü modelimiz varken şimdi artan belirsizliklerle birlikte bir öngörü modeli dahi kurabilmek çok güç

Yeni yıl bayramını kutlayamadığımız yeni bir takvim yılı

Keşke yine eskisi gibi gelen ve giden yıllara yalnızca yaşlanmanın hüznü karışsa