27 Aralık 2014

Taşerona karşı mücadele için bir model ve öneri

Koç Üniversitesi’nde yaklaşık bir yıl önce taşeron işçilerin çalışma koşullarını iyileştirmek için mücadele eden bir Taşeron İzleme Kurulu kuruldu

Soma, Ermenek ve Torunlar İnşaat’taki iş cinayetleri sonrasında Türkiye’de taşeron sisteminin yarattığı felaketler konusunda nihayet bir duyarlılık oluşmaya başladı. Türkiye’de üretim sistemini yakından tanıyanlar ve neoliberal iktisadı teorik olarak bilenler zaten taşeron sistemi hakkında yıllardır şikayetlerde bulunuyorlardı. Ancak artık halk nezdinde de bu sisteme karşı geniş bir rahatsızlık ortaya çıkmaya başladı. Ama bu rahatsızlık, taşeron sistemini ortadan kaldırmaya ve bu süreçte de taşeron işçilerin çalışma koşullarını düzeltmeye çalışacak organize ve güçlü bir mücadeleye henüz evrilmedi. Bu amaç doğrultusunda hem işçi örgütleri hem emek çalışması yapan sol yapılar çok değerli işler gerçekleştiriyorlar. Ben de bu yazıda kendi çalıştığım kurumda, Koç Üniversitesi’nde, ortaya çıkan bir modeli anlatmak istiyorum.

Koç Üniversitesi’nde yaklaşık bir yıl önce taşeron işçilerin çalışma koşullarını iyileştirmek için mücadele eden bir Taşeron İzleme Kurulu kuruldu. Bu kurul, 12 işçi, 6 öğrenci ve 6 öğretim üyesinden oluşuyor ve üyeleri okulda çalışan taşeron işçiler seçiyorlar. Bu kurul, iki haftada bir düzenli olarak toplanıyor. İşçiler, kurul üyelerine o iki hafta zarfında e-mail ile, telefonla veya yüz yüze yaşadıkları sıkıntıları ve taleplerini aktarıyorlar. Kurul, toplantısında bu sorunları değerlendiriyor, sınıflandırıyor ve daha sonra taşeron şirketlerin sorumlu olduğu üniversitenin genel sekreterine bir toplantı ile iletiyor.

Ne tür sorunlar? İşçiler, en küçüğünden en büyüğüne kadar hayatlarını ve çalışma koşullarını ilgilendiren, sıkıntıya sokan bütün meseleleri gündeme getiriyorlar. Ücretleri eksik yatmışsa,  yemekhane kartlarına eksik para yatmışsa, giydikleri ayakkabılar dar gelmişse, mobbing’e uğramışlarsa, personel servisi sabah çok erken kalkıp akşam çok geç varıyorsa, birisi haksız yere işten çıkarılmışsa, işçiler kurula başvuruyorlar. Yani bir işçinin başına gelebilecek her şey bu kurulun gündemi oluyor.

Peki nasıl bir sonuç alınıyor? Oldukça başarılı. Üniversite genel sekreterliği, son bir yıllık tecrübeye baktığımız zaman, kurulun gündeme getirdiği sorunların çok büyük bir kısmını çözmüş durumda. Genel sekreter, kendisiyle yapılan toplantıda gündeme getirilen konular hakkında, bir sonraki toplantıda kurula bir rapor sunuyor ve hangi konu hakkında neler yapıldığını iletiyor – eğer bir şey yapmamışlarsa da bunun nedenini bildiriyor ve kurul bu yeni durum hakkında tekrar bir değerlendirme yapıyor.

Daha düzelecek bir çok şey var tabii ve taşeron sisteminin kalkması gerekiyor. Ancak bu kurulun faaliyetleri sayesinde, artık üniversitedeki taşeron işçilerin görev tanımlarında olmayan işleri yapmaları, üstleri tarafından mobbing’e tabii tutulmaları, ücretlerini alamamaları, öğlen molalarına çıkmamaları, kişiliklerinin çeşitli şekillerde rencide olması, eskisine göre çok çok daha az gerçekleşiyor.

Peki bu nasıl oluyor? Tabii ki en temel sebebi okulda hocalar ve işçiler olmak üzere tüm çalışanlar ve öğrenciler arasında çok sağlam bir dayanışma ve güven ilişkisinin kurulmuş olması. Bu güven ve dayanışmanın sağladığı özgüven ve güç, üniversite idaresinin de sorunları çözmek için adım atmasına sebep oluyor.  Gündeme gelen sorunların çok somut ve işçilerin hayatlarına birebir dokunan meseleler olması ve son kertede bu sorunların çözülmesi, işçilerin bu kurula daha fazla ilgi göstermesine sebep oluyor. Kurulun toplantılarına 30-35 kişi katılıyor ve toplantılar çok demokratik, somut, pratik ve verimli bir şekilde gerçekleşiyor.

Taşeron İzleme Kurulu’nun uyguladığı bu demokratik, katılımcı ve pratiğe dayalı modelin başarısı üzerine, diğer üniversitelerde de benzer sistemleri kurmak üzere çalışmalar başladı. Özyeğin Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde benzer girişimler var. Geçtiğimiz günlerde bu çalışmaları ortaklaştırmak için bir forum gerçekleştirildi. Bu foruma, bu tarz bir taşeron izleme kulurunu ilk inşa eden Boğaziçi Üniversitesi’nden katılan arkadaşlar da oldu ve onlar da kendi kurullarını öğrenci ve işçilerin katılımı ile dönüştürmeyi düşüneceklerini ifade ettiler.

Dolayısı ile bu sistemi taşeron işçilerin çalıştığı Türkiye’deki bütün üniversiteler için öneriyoruz. Öğrenci, işçi ve öğretim üyesi katılımı ile oluşan, bu üç kesimin dayanışmasından ve her birinin farklı tarzlardaki güçlerini birleştirmesinden kuvvet alan bir sistem, üniversitelerdeki taşeron işçilerinin şartlarının iyileşmesi ve taşerona karşı mücadelenin örgütlenmesi açısından çok verimli olacaktır. Bütün üniversitelerin taşeron izleme kurullarının arasında bir koordinasyon oluşturulabilir ve mücadeleler ortaklaştırılabilir. Bu pratik açıdan da gerekli, çünkü bir çok üniversitede temizlik ve kat hizmetlerini aynı taşeron firmalar veriyor. Bu koordine sistem üniversitelerde başarılı olursa, diğer iş yerlerinde de pekala uygulanabilir.

Dolayısı ile Koç Üniversitesi’nde ortaya çıkan işçi-öğrenci-öğretim üyesi dayanışması modelinin, taşeronla mücadelede büyük bir ivme kazandırdığını söylemek istiyorum. Bu model diğer üniversitelerde de uygulanabilir. Taşeron sistemi işçileri gerçekten eziyor ama gökten zembille inecek bir güç bizi bu sistemden kurtarmayacak. Taşeron gidecekse tabandan gelecek bir mücadele ile gidecek. Bu yüzden belki ilk yapılacak iş, bu konuda bir şeyler yapmak isteyen bütün üniversite camialarıyla ortaklaşa bir toplantı yapmak olabilir. Bu konu ile ilgilenenler Koç Üniversitesi Taşeron İzleme Kurulu ile temasa geçebilirler (https://www.facebook.com/pages/Ko%C3%A7-%C3%9Cniversitesi-Ta%C5%9Feron-%C4%B0zleme-Kurulu/629709017089624).

@yorukerdem

 

Yazarın Diğer Yazıları

Covid-19 önlemlerine kimler uymuyor?; Türkiye'de bir kamu sağlığı tehdidi olarak erkekler ve ataerki

Hepimiz etrafımıza baktığımız zaman, bazı insanların önlemlere daha çok uyduğunu, bazılarının ise bunları ciddiye almadığını görüyoruz. Covid-19 önlemlerini umursayıp umursamamak neye göre değişiyor? Bu soruya cevap bulabilmek için, istatistiksel bir analiz gerçekleştirmeye karar verdik

Covid-19 ve ev ofis sömürüsü: Dünyanın tüm beyaz yakalıları, birleşin!

Beyaz yakalı arkadaşlarıma sesleniyorum. Ne kadar eğitimli olursanız olun, maaş karşılığında haftalık 40 saat (inşallah!) emeğinizi satıyorsunuz ve o maaşı almazsanız da geçinecek başka bir şeyiniz yok. Dolayısı ile cuma günleri tiyatroya, temmuz ayında da Selimiye’ye gidiyor olabilirsiniz ama sizler de işçisiniz.

Koronavirüs ve kapitalizmin çelişkileri

Bu çelişkiden ne çıkacak? Bence iki yol var: Biri daha fazla otoriterleşmeye, diğeri daha fazla özgürlüğe doğru