14 Ocak 2015

AKP ile dalga geçiyoruz iyi hoş da

AKP muhaliflerinin mizah silahına, AKP de anti-elitizm silahıyla karşılık veriyor

Son üç günümüz sağ olsunlar Davutoğlu ve Erdoğan’a gülmekle geçti. Davutoğlu’nun Paris yürüyüşünde önden ikinci sırada kalakalması, sonra önündeki devlet başkanlarına hafifçe omuz atarak birinci sıraya geçme çabası, Hollande tarafından bir türlü öpülememesi, kabul etmek lazım, kendiliğinden komikti. Tam gülmemiz daha geçmemişken, Aksaray’daki 16 askerli karşılama olayı vuku buldu. Ünlü komedyenlerin bile “ben bundan daha komiğini yapamam” dediği bu seremoni için adeta Tayyip Erdoğan’a teşekkür edecek hale geldik, bu soğuk günlerde içimizi ısıtmıştı. Bu iki olayın kendiliğinden aşırı komik olmaları yetmiyormuş gibi, twitter’dan yayılan caps’ler cumhurbaşkanımız ve başbakanımızı bir anda mizah tarihinin altına sayfalarına kazıdı.

Şahsen ben de çok güldüm, twitter’dan bu caps’leri ben de paylaştım, arkadaşlarıma yolladım vs. Ama sonra kafam karışmaya başladı, acaba AKP’yi sevmeyenler olarak AKP ile bu kadar dalga geçerek kendi açımızdan iyi bir şey mi yapıyoruz, diye düşündüm. Zira bir taraftan iyi, bir taraftan da değil. Bir taraftan şu açıdan iyi. Komedinin, dalga geçmenin kitlesel siyasi bir enstrüman haline gelmesi duruma var, Gezi’den sonra mizah artık sadece karikatüristlerin ve komedyenlerin yaptığı bir eleştiri biçimi değil. Komedi demokratikleşti, eğer sağlam bir caps yaparsanız, artık bir saat içinden milyonlarca insanı güldürebiliyorsunuz. Bu da AKP’ye karşı olan muhalefetin kitlesel bir dili ve aracı oldu. Bu muhalifleri güçlendiriyor, AKP kendini o kadar kadir-i mutlak olarak gösteriyor ki, iktidarın acziyetini, kapasitesizliklerini, beceriksizliklerini, bir türlü “Dünya Lideri” olamayışlarını komik komik göstermek, iktidara karşı çıkanları güçlü hissettiren bir şey oluyor. Yani, iktidarla dalga geçerken, kendimizi güçlendiriyoruz. Ama iktidarı gerçekten zayıflatıyor muyuz, bu bence çok net değil.

Brezilyalı bir sosyolog arkadaşım anlattı: orada iktidardaki İşçi Partisi’ne (PT) karşı orta üst sınıflardan ve elitlerden gelen yoğun bir rahatsızlık var. Bu kesimler bir önceki devlet başkanı PT lideri Lula’nın konuştuğu Portekizce ile çokça dalga geçerlermiş, zira Lula eski bir işçi ve Brezilyalı bir işçi gibi konuşuyor. Arkadaşımın anlattığına göre elitlerin bu dalgası Lula’nın yoksul halk nezdindeki popüleritesini iyiden artırmış. Hatta Lula, zeki bir siyasetçi olarak bundan faydalanmayı da bilmiş. Fransa’da katıldığı bir TV programında spikere “kusura bakmayın, ben Fransızca bilmiyorum, İngilizce de bilmiyorum, aslına bakarsanız Portekizce’yi de pek bilemiyorum” dediğinde, yoksul halkın yüzünde kocaman bir gülümseme olmuş.  Bu bana Devlet Bahçeli’nin “püskevit” olayını de hatırlattı, MHP’nin popülaritesi 1970’ler ve Abdullah Öcalan’ın yakalanması dışında belki ilk kez bu kadar artmıştı. Çünkü milyonlarca insan da püskevite püskevit diyordu.

Gezi’deki “orantısız zeka”yı, “hülooo”ları hatırlayalım. Bütün bunlar AKP tabanı tarafından elitizm olarak algılandı. AKP tabanı, maalesef, AKP ile dalga geçildiği zaman kendileri ile dalga geçiliyor, diye düşünüyor.  Tabi AKP tabanının dalgayı üzerinde alması tamamen kendiliğinden de olmuyor. Sabah gazetesinde bugün yayınlanan bir haberde “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın 16 Türk devletini simgeleyen askerlerin yer aldığı kareyi alay konusu yapan Hürriyet'in ahlaksızlığına binlerce twitter kullanıcısı sert tepki gösterdi” deniliyordu. Şunu unutmayalım, AKP’nin destekçileri ile muhalifleri arasında açık sınıfsal bir fark var. Ve AKP muhaliflerinin mizah silahına, AKP de anti-elitizm silahıyla karşılık veriyor. Ve sanırım AKP’nin silahı daha kuvvetli. Biz AKP ile dalga geçerken kendimizi mizahla örgütleyip güçlendiriyoruz ama bu olurken AKP kitlesi “gülünesi duruma düşmüş liderlerinden” soğumuyor, aksine onlara daha da bağlanıyor. Dolayısı ile dalga geçmeyelim demiyorum, hobi olarak yine geçelim, ama bunun maliyetini de gözden kaçırmayalım, derim. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Covid-19 önlemlerine kimler uymuyor?; Türkiye'de bir kamu sağlığı tehdidi olarak erkekler ve ataerki

Hepimiz etrafımıza baktığımız zaman, bazı insanların önlemlere daha çok uyduğunu, bazılarının ise bunları ciddiye almadığını görüyoruz. Covid-19 önlemlerini umursayıp umursamamak neye göre değişiyor? Bu soruya cevap bulabilmek için, istatistiksel bir analiz gerçekleştirmeye karar verdik

Covid-19 ve ev ofis sömürüsü: Dünyanın tüm beyaz yakalıları, birleşin!

Beyaz yakalı arkadaşlarıma sesleniyorum. Ne kadar eğitimli olursanız olun, maaş karşılığında haftalık 40 saat (inşallah!) emeğinizi satıyorsunuz ve o maaşı almazsanız da geçinecek başka bir şeyiniz yok. Dolayısı ile cuma günleri tiyatroya, temmuz ayında da Selimiye’ye gidiyor olabilirsiniz ama sizler de işçisiniz.

Koronavirüs ve kapitalizmin çelişkileri

Bu çelişkiden ne çıkacak? Bence iki yol var: Biri daha fazla otoriterleşmeye, diğeri daha fazla özgürlüğe doğru