16 Haziran 2019

Kızlarının haklarını arayan babalara!

Kişisel olarak, anneler  ve babalar günlerinin  kutlanmasına karşıyım. Tüketim kültürünü pekiştirmesinin ötesinde, annesini , babasını kaybetmiş çocukları ve evlatlarını kaybetmiş aileleri düşündüğümüzde bu günlerin şatafatlı ve zorlayıcı kutlama telaşlarını biraz incitici  buluyorum.

Bugün babalar günü. 

Kişisel olarak, anneler  ve babalar günlerinin  kutlanmasına karşıyım. 
 
Tüketim kültürünü pekiştirmesinin ötesinde, annesini , babasını kaybetmiş çocukları ve evlatlarını kaybetmiş aileleri düşündüğümüzde bu günlerin şatafatlı ve zorlayıcı kutlama telaşlarını biraz incitici  buluyorum. BM’nin rakamlarına göre, dünyada 140 milyon civarında çocuk anne ya da babasını 15 yaşından önce kaybediyor. 
 
Üstelik Türkiye gibi bir ülkede, faili meçhul cinayetlerden tutun da  terör saldırıları sonucunda evlat acısı yaşayan, babalarını henüz bebekken kaybeden sayısız çocuk var. Birde komşularımızdan Suriye’de 1 milyon, Irak’ta 5 milyon çocuğun savaş nedeniyle öksüz ya da yetim kaldıklarnı  düşündüğümüzde durum iyice üzücü bir hal alıyor. (BM, 2017). O yüzden, bir kaç traş köpüğü, elektrikli ev aleti satmak için vakitsiz ve acı kayıplar yaşayanların, bugünlerde fazlasıyla hırpalandığına inanıyorum.
 
Ancak, bugün vasıtasıyla, son dönemlerde yaşanan aile içi taciz, kadın cinayeti, kız çocuklarının eğitim hakkı, ensest ilişki gibi bireylerin temel haklarını hiçe sayan ve toplumsal düzeni derinden etkileyen ataerkil düzen içerisinde, “babaların, bir ebeveyn olarak ailedeki önemini, toplumsal cinsiyeti sağlamadaki yerini ve toplumların kalkınmasındaki önemini konuşmak için bulunmaz bir fırsat olabileceğini düşünüyorum. 
 
Sanayileşme, kentleşme, teknolojik devrimler ve sağlıktaki gelişmeler kaçınılmaz olarak günümüzde kadın özgürleşmesine büyük katkılarda bulundu. Özellikle kadınların eğitim olanaklarından yararlanmaları, meslek sahibi olmaları ve dolayısıyla ekonomik güce sahip olmaları ile aile içinde bazı “ toplumsal cinsiyet rolleri” olarak adlandırdığımız rollerin değişimine etki etti. Erkekler, güçlenen kadınlar karşısında kendilerini daha sıkça güçsüz, işlevsiz ve tehdit altında hissetmeye başladılar. Bunun sonucunda şiddet iyiden iyiye artarken, evlilik içinde kadının gördüğü şiddete, boşanma talep eden kadınları hunharca katletmeye kadar varan kadın cinayetleri yaşanmaya başladı. Halbuki, kadın-erkek eşitliği, kadınlar için  olduğu kadar erkekler içinde farklı açılardan özgürleşmeler sağlayan toplumsal bir değişim. 
 
Değişen rollere dikkat çeken ve  değişim getirdiği bazı sorumlulukları güzelce anlatan bir video bu hafta Birleşmiş Milletler tarafından yayınlandı. Bilinçlendirme kampanyasında, bebek bezlerini değiştirme alanının  yalnızca, kadınlar tuvaletinde olması nedeniyle, babaların bilgisayar üstünde, araba bagajı gibi yerlerde bebek bezlerini değiştirmesine dikkat çekerken artık erkek tuvaletlerine  ya da ortak alanlara da değişim alanlarının konması talep ediliyor. Günümüzde babaların, ebeveyn olarak çocukların hayatlarındaki 4 ana alandaki önemi artık bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmış durumda. Davranışsal, duygusal, toplumsal ve düşünsel alanda babaların yeri çok önemli. ( Byrd-Craven, Auer, Granger, & Massey, 2012 ). Çocukluk döneminde, babalarından, duygusal açıdan destek gören çocuklar hayatlarında daha az depresyon yaşarken, hayattaki başarılarının daha yüksek olduğu tespit edilmiş. Ergenlik döneminde, özenli , sevgi dolu bir baba ise, çocuğunun ruhsal sağlığı gelişmiş bir yetişkin olmasını sağladığı kanıtlamış  olduğu kanıtlanmış. ( Flouri & Buchanan, 2003).
 
Fakat en önemlilerinden biri de, bir babanın eşine nasıl davrandığı ve bu davranışlarının aile içindeki etkilerine dair yapılan araştırma. Öncelikle, henüz doğum aşamasında ve  sonrasında, babalık izni alıp eşinin yanında olan erkeklerin eşlerinin doğum sonrasında depresyon oranlarının çok azaldığı tespit edilirken, evliliklerinin de daha iyi yürüdüğü kanıtlanmış. (Levtov, van der Gaag, Green, Kaufman, & Barker, 2015).  Yine aynı araştırmada, erkeklerin ev işlerinde aktif rol almaları, aile hayatı ile doğrudan ilgilenmeleri özellikle kız çocuklarının başarılı bir kariyer sahibi olmalarına  etki ederken, oğullarının da kadınlara iyi ve eşit davranışlar geliştirmesine sebebiyet verdiği keşfedilmiş. 
 
Her ne kadar, eğitim sürelerinin artışı, iş hayatına girişin gecikmesi, bireyselleşme gibi toplumsal değişmeler aile kurma yaşının ileriye taşınmasına neden oluyorsa da, bireylerin aileye geriksinimi gerçeğini ve aile ile iyi ilişkileri kurduklarında mutlu olduklarını değiştirmiyor. Bizler, toplumsal varlıklarız. Mutluluklarımızın en önemli kaynağı ise aileden geliyor. 
 
Sağlıklı bireyler ve gelişmiş toplumların anahtarı ise, toplumsal cinsiyet eşitliğinden önce eşine sevgi ve saygı duyan , onu eşidi olarak benimseyen erkeklerden, babalardan geçiyor. Bugünün babalarının en büyük sorumlulukları ise şüphesiz hayat boyu kendi ayaklarının üzerinde durabilecek, hiç kimsenin önünde eğilmeyecek eğitimi, bilgisi ve dolayısla ona ekonomik özgürleşme sağlayacak kız çocukları yetiştirmekten geçiyor. Böylelikle kızı da, yalnızca karşısındaki eşi sevdiği için birlikte olma şansına sahip olurken, gerçekten mutlu ve özgür bireylerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.
 
Tüm bunlarla birlikte, Şule Çet’in babası gibi kızı katledilen, çirkin ithamlarda bulunulan ama hiç birisine kulak asmayan, Rabia Naz’ın babası gibi hakkını arıyan, kızlarının önünü açan, oğullarına önce annelerine iyi davranarak, kadın erkek eşitliğine önem veren, vermiş olan tüm babaları kutlarım! 

Yazarın Diğer Yazıları

Kadınların yasını tutmak istiyorum

"Elimizde bıçak, silah, kimi zaman kezzap. Yakıyoruz, yıkıyoruz…Toprakta onlar yatıyor, ama ne hikmetse onları suçlu buluyoruz. "

"Bişey olmaz ağbiden”, her şey çok güzel olacağa!

23 Haziran'ın bıçak sırtı geçeceği kesin fakat İslam dininin en kutsal ayında bu kadar dünyevi bir işle uğraşmak, finansal kaygılar yaşamak, seçmenin İmamoğlu’na daha fazla yönelmesine etki edebililir

Bergen’den Berfin’e; Erkeklerin şiddeti, kadınların acıları

O yıllarda yaşanan, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının, eşitsizliğinin belki de en acı dolu hikayelerinden biridir Bergen’in hikayesi. Magazinleştirerek hikayenin derinliğinde yatan acının sebepleri ayıklanmış bir biçimde basında yankı bulmuştur hep. Kadına karşı şiddet sıradan hale getirilmiş, yüze atılan kezzap adeta tutkunun, sıkılan kurşun ise aşkın bir uzantısında yer almıştır.