09 Ocak 2019

Hukuku savunmak, 'kötülerin' hakkını savunmaktır

Pentagon Belgelerinin yayınlanması, ABD’yi uçurumun kenarından döndürdüğü ve toplumsal huzuruna da, milli güvenliğine de asıl büyük katkıyı yaptığı artık devlet tarafından da kabul ediliyor

1927 yılında, Minnesotalı ırkçı ve yabancı düşmanı gazeteci J. M. Near, belediye başkanlığına aday olmuş ama kaybetmiş Howard Guilford ile birlikte yayınlamaya başladığı The Saturday Press gazetesinde, Yahudi ve Katolik çetelerin, Minneapolis şehir polisinden bazı üst düzey yetkililerin de işbirliği ile şehri tamamen kontrollerine geçirdiği yönünde haberler yayınlamaya başladı. ABD’deki beyaz ırkçı sağcıların bugün Müslüman veya Hispanik kimlikli herkese gösterdikleri tepkininin benzerini Yahudi ve Katolik olan herkese karşı sergiledikleri yıllardı. Orta Batı’nın bu uzak kentinde ‘yabancı’ ve ‘göçmen’ sözcükleri ile ‘Katolik’ ve ‘Yahudi’ sözcükleri neredeyse aynı anlama geliyordu. 

‘İşgal’ paranoyası yaşamaya başlayan bir sığ akıl, kendisi ile aynı paranoyayı yaşamayan herkesi de bu dış işgalin işbirlikçisi ve kripto kolu gibi görmeye başlar. Gazeteci J.M. Near’ın da bu noktaya savrulması uzun sürmemişti. Gazeteye göre Minneapolis emniyet müdüründen, belediye başkanı George E. Leach’a ve sonraki yıllarda üç kez üst üste Minnesota eyalet valisi seçilecek dönemin eyalet adalet başsavcısı Floyd B. Olson’a kadar herkes bu gizli çetenin bir üyesiydi. Irkçılık ve komplocu bileşimi bütün bağnazlıklar gibi kendisinden başka herkese düşman gözüyle bakan bu zihniyet, siyahları toplumu dejenere eden vahşi sürüsü ve sendikaları da komünist işgalciler olarak görüyordu.

Near’in The Saturday Press gazetesi, adeta kamusal alanda açılmış bir lağım çukuru gibi her gün kentin ve eyaletin günlük toplumsal atmosferini zehirliyordu. Halkta tepki büyüktü. Eyaletin Adalet Bakanı Floyd Olson daha fazla dayanamayarak, eyaletin 1925 tarihli ‘toplumda infial uyandıran suçlar’ yasasına dayanarak gazete aleyhine dava açtı. Minnesota Sansür Yasası olarak da bilinen yasa, halkta infial uyandıran skandal, nefret ve hakaret içerikli yayınlara yasak getiriyordu. Olson, gazetenin 24 Eylül 1927 ve 19 Kasım 1927 tarihleri arasındaki yayınları ile genel haber dilinin bu yasayı açıkça ihlal ettiğini savunuyordu. Yargıç Matthias Baldwin, 22 Kasım 1927 günü verdiği ara kararda, davalı Saturday Press gazetesinin yayınını dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak durdurmaya hükmetti ve gazete ekibinin başka isimle benzeri içerikte bir yayın yapmasını da yasakladı. Yargıç daha sonra nihai kararında da benzeri bir hüküm verdi. 

Davanın önüne geldiği Minnesota Yüksek Mahkemesi, gazetenin skandal yayınlarının çok sayıda kişiye zarar verdiğini ve toplumun genel huzur ve düzenini derinden etkilediğini, haberlere konu olan kişilere olası saldırılara psikolojik zemin hazırlayarak asayişi de tehlikeye düşürdüğünü savunarak, gazetenin, toplumsal infial yasalarını çiğnediğini onayladı. Near ve savunma tarafının, Minnesota eyalet anayasasının 1. maddesinin üçüncü fıkrasında garanti altına alınan ifade ve basın özgürlüğü savunması da mahkeme tarafından ‘’bu anayasal hakkın skandal materyalin yayınlanması hakkını korumayı amaçlamadığı, sadece özenli duyarlı ve dürüst gazeteciliği korumak amaçlı olduğu’’ iddiasıyla reddedildi. Mahkeme, hukukun böylesi bir yayıncılığı korumak görevi olmadığını savundu. 

Bununla beraber eyalet yüksek mahkemesi, Near ve arkadaşlarının, ‘’toplumsal huzura saygılı olduğu sürece’’ yeni bir gazete çıkarabileceklerine de hükmetti. 

Bağnaz ve sevilmeyen bir gazeteci olan Near’in bu hükmü ABD Yüksek Mahkemesine temyize götürebileceği bir maddi olanağı yoktu. Büyük olasılıkla bu dava da bu şekilde unutulup gidecekti. Ancak eyalet mahkemesi kararının basın özgürlüğüne oluşturduğu potansiyel tehdidi gören bir medya patronunun, temyiz başvuru süresinin dolmasına çok az bir süre kala, hiç de hazzetmediği Near’a destek verme kararı, sadece bu davayı değil, ABD’nin medya, özgürlük ve politika tarihini de değiştirdi.  

Chicago Tribune gazetesinin patronu Albay Robert McCormick’in sağladığı maddi ve hukuksal destekle Near davayı ABD Yüksek Mahkemesine taşıdı. McCormick sonradan anılarında desteğinin gerekçesini, ‘’Minnesota mahkemesinin kararını görür görmez, bunun, sadece Near’ın gazetesinin değil, her gazetenin her hangi bir yolsuz yargıcın keyfine bağlı hale geleceğini gördüm’’ diye aktarıyor. McCormick’in Near’i savunan avukatı da, Yüksek Mahkemeye, devlet veya devlet yetkilileri aleyhine aşağılayıcı yayın yapamama iddiasının saçma sapan bir iddia olduğunu ifade ederek, ‘’devleti ve devlet yetkililerini açıkça sözle aşağılaybilme vatandaş olmanın en vazgeçilmez ayrıcalıklarından biridir’’ savunmasında bulundu. McCormick de Tribune’in avukatı Weymouth Kirkland da şuna inanıyordu; ‘’Bir yerde kaçıklar saçma sapan şeyler yayınlama özgürlüğüne sahip değilse, orada basın özgürlüğü diye bir şey yoktur’’. Çünkü, neyin dürüst ve mantıklı gazetecilik olup olmadığına yargıçlar veya devletin karar vereceği yerde, devlet gücünü kullananların istmediği hiç bir haber de yapılamazdı.  

ABD Yüksek Mahkemesi ise, Minnesota eyalet yönetimini ve kamuoyunu şok eden bir karar vererek, ‘toplumsal huzur’ iddiasının değil, gazeteci Near’ın haklarının yanında durdu. Minnesotta eyalet yönetimine gazetelerin yayınını durdurma yetkisi veren 1925 tarihli Toplumsal İnfial Yasasının ve her türlü sansürün ABD Anayasasına aykırı olduğuna da hükmetti. 

Albay McCormick, Yüksek Mahkeme kararını öğrendiğinde bunu kutlamak için üçüncü başkan Thomas Jefferson’ın Virginia’daki ünlü Monticello’suna gitti ve orada gazetecilere şu açıklamayı yaptı: ‘’Devletin, insan zihnine pranga vurma yetkisi yoktur.”

Bir medya patronu ve mahkemelerin toplumun ezici çoğunluğunun ve toplumsal huzur iddiasının değil de bağnaz ve berbat bir karakterle yan yana görünme pahasına, ifade özgürlüğünün ve anayasal düzen çizgisinde kalması, sonraki yıllarda ABD’nin önünü açan hukuksal ışık oldu. Örneğin, ABD Yüksek Mahkemesi, 1964 yılında New York Times’ın haberindeki bir bilgi hatasını gerekçe göstererek tazminat isteğiyle dava açan Montgomery Emniyet Müdürü L. B. Sullivan’ın davasını ret ederek, kamu yetkililerinin gazetelere ‘basın yoluyla hakaret davası’ açmasını neredeyse imkansız hale getirdi. Gazetelerin devlet uygulamaları ve yetkilileri hakkında özgürce yayın yapabilmesini garanti altına alan bu kararın hukuksal zeminini Near v. Minnesota içtihadı oluşturdu. Devlet gücünü kullanma konumunda olanların, gazetecileri, ‘haberini ispat et yoksa hesabını vereceksin’ tehdidi ile korkutması olanağı o karar ile yok edildi. Devletten ve devlet yetkililerinden her şüphenin kolayca medyada dile getirilmesinin denge-kontrol sisteminin bir gereği olduğuna vurgu yapıldı.  ”Açık bir toplumun, yalan yanlış beyanlara tahammülü olmadıkça açık ve esaslı tartışmalara sahip olamayacağı” savunulan Yüksek Mahkeme içtihadında, gazetelerin, kamu görevlileri hakkında dedikoduları bile haberleştirme özgürlüğüne sahip oldukları vurgulanıp, bunun demokrasi için yaşamsal öneminin altı çizildi. 

Near davası, 1970’lerde çok daha kritik bir rol daha oynayacaktı. 1971 yılında New York Times gazetesi, son üç başkan Kennedy, Johnson ve Nixon’ın Vietnam Savaşı konusunda ABD kamuoyuna yalan bilgiler verdiğini ispatlayan Pentagon Belgeleri’ni yayınlamaya başladığında Nixon yönetimi derhal mahkemeye başvurarak, yayınlanacak belgelerin ‘devlet sırrı’ olduğu ve ülke güvenliğini tehlikeye düşüreceği iddiasıyla gazetenin bu belgeleri yayınlamasını durdurma kararı çıkardı. Ancak Washington Post gazetesi de New York Times’a destek vererek belgeleri yayınlamaya başladı. Ve bu sırada davanın önüne geldiği ABD Yüksek Mahkemesi tarihi bir karar vererek, sansürün, ABD Anayasasının ifade ve basın özgürlüğünü garanti altına alan Birinci Ek Maddesine aykırı olduğuna hükmetti ve gazetelerin belgeleri yayınlamasının önünü açtı. Bu belgelerin yayınlanması da, ABD’nin 10 yılı aşkın süredir politikacıların politik kariyerleri ile askeri-silah endüstrisinin çıkarları nedeniyle içinden çıkamadığı Vietnam Savaşının sona ermesini sağladı.   

Yüksek Mahkeme sürecini anlatan 2017 tarihli The Post filmini izleyenler filmin en etkileyici sahnesini hatırlarlar. Yüksek Mahkemenin 1971’deki kararının metnini telefondan dinleyen Washington Post muhabiri anı anına duyduklarını yüksek sesle haber odasına okumaktadır. ‘Kazandık’ diye bağırır ardından da Yüksek Mahkeme üyesi yargıç Hugo Black’in, ‘’basın yönetilenlere hizmetle yükümlüdür, yönetenlere hizmetle değil’’ sözünü paylaşır arkadaşlarıyla… 

Ancak bu tarihi kararın bu önemli sahneye yansımayan çok önemli bir detayı vardır. Yüksek Mahkemenin basına sansür uygulanamaz içtihadının temelini de, 1931 tarihli Near v. Minnesota davasının içtihadı oluşturmuştur. 

ABD Yüksek Mahkemesi’nin 1971’de Pentagon Belgeleri davasını henüz karara bağlamadığı ve ilk derece mahkemesinin yasağının sürdüğü günlerde Albay McCormick’in gazetesi Chicago Tribune’de bir başyazı yayınlanır. Gazete, 25 Haziran 1971 günü yayınladığı başyazısında okurlarından, Pentagon Belgeleri hakkında daha önce özel haber yapmadığı ve sadece diğer gazetelerde yayınlanan belgelerden alıntı yaptığı için özür diler. 1955’te ölen Albay McCormick’in 40 yıl önceki mücadelesine atıf yapılarak Tribune’in de Post ve Times ile birlikte basın özgürlüğü savaşına katılarak belgeleri yayınlayacağı duyurulur. 

Bugün geriye dönülüp bakıldığında, Pentagon Belgelerinin yayınlanması, ABD’yi uçurumun kenarından döndürdüğü ve toplumsal huzuruna da, milli güvenliğine de asıl büyük katkıyı yaptığı artık devlet tarafından da kabul ediliyor. Ulusal güvenlik gerekçeli sansürün sürmesi ülkenin geleceğini çok daha büyük felaketlere açık hale getirecekti. Yani bir kaçığın saçmalama hakkının korunması nihayetinde ülkeyi korudu.  

Bir ülkenin ve toplumun çıkarları, basın özgür olduğunda garanti altındadır. Basın da en aykırı fikirler ve hatta en rahatsızlık verici saçmalıklar bile kendini ifade edebildiğinde gerçekten özgürdür.  

Yani, hukuk ve özgürlük, sevilen, iyi ve normal vatandaşların hakları, özgürlüğü savunulduğunda değil, sevilmeyen, kötü ve aykırı karakterlerin hakları, özgürlükleri savunulduğunda tesis edilir.    


@CemalTdemir 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ufku görünmeyen bembeyaz bir karanlıkta yürüyenler

Biz mukaddes yolun yolcularıyız efendim, gitmek zorundayız, daima bir adım ileriye; mavi ufuktaki son karlı dağın ötesinde belki menzilimiz, set olsa da yolumuza, bazen ışıltılı bazen öfkeli bir deniz…

O kadar doğru görünüyor ki kontrol etmeye gerek yok!

Kolomb için anlatılan keşif öyküsü tamamen uydurma; 1490’lı yıllarda, dünyanın tepsi gibi düz olduğuna inanan aklı başında kimse yoktu

Tarım cenneti bir ülkede nasıl kitlesel açlık yaratılabilir?

Bütün üretimi devletleştirmek, dünyanın her yerinde hep aynı sonucu doğurmuştur, aynı sonucu doğurmaktadır, aynı sonucu doğuracaktır