06 Nisan 2010

VATAN SAĞOLSUN PAŞAM!

Üzerinden çok zaman geçmiş ama yoksula hâlâ aynı biçimde düşünmesi öğütleniyor...

1- DÖVEN DEVLET KÜÇÜLÜR MÜ?
Liberalizm, devleti küçültüp piyasayı 'özgür kılarak' insanlığa refah ve mutluluk getireceği iddiasındadır ya, gözünü sevdiğimin 'acayiplikler ülkesi Türkiye'de her şey gibi bu 'liberal' kavramı da bir acayiplik arz eder.
Şimdi düşünün, TEKEL işçisinin bir meramı var, onu anlatmak için Ankara'ya geliyor. Başbakan "Niye geldiler anlayan var mı?" diye soruyor hepimize... Polis, haliyle İçişleri Bakanlığı, devlet nizamına bir saldırı olduğunu düşünüyor ki basıyor gazı, yakıyor genzi. Haliyle ne TEKEL işçileri niye geldiklerini anlatabiliyorlar ne de biz niye geldiklerinİanlayabiliyoruz. Oysa 73 günlük eylemin ardından da gördük ki, işçiler direndi diye Türkiye yıkılmıyormuş...
Hedeflerinin devleti küçülterek özgürlükler dünyası inşaa etmek olduğunu iddia edenler, demokratik hak arayışları karşısında Ergenekoncuları ve 12 Eylülcüleri aratmayacak bir kararlılıkla 'devleti korumak' için veriyorlar copu, gazı millete. Hükümet çırpınıyor da ya bu 'soldan çarklı destekçiler'le, ezelden liberaller!.. Onlara ne demeli? Utanma belası bile insan ses çıkarmaz mı? Görülmüyor mu, iktidar resme 'cebberrut Türkiye Cumhuriyeti devleti'ni işçilere, emekçilere karşı koruma kollama görevi ifade ediyor... Hani 'devlet küçülsün'dü? Hakkını arayanı döverek küçülen bir devlet var mı bu dünyada?

2 - "O DA MI YILAN, BU DA MI YILAN!"

Geçen aylarda ölen 'aksi müzisyen' Vic Chesnutt, memleketin güzide şarkıcılarından, şahane şarkı ve şarkı sözü yazarı Nazan Öncel'in 'Hatırına Sustum' albümündeki 'Seni Bugün Görmem Lazım' adlı parçasına uzak diyarlardan gitarıyla eşlik etmiş biriydi. Şarkı çok güzeldir, altını çizerek, 'dinleyin' derim ya anlatacağım o değil... "Hâlâ posta kutusuna bir şeyler yazıp yolluyorum" diyor ilk sayısı çıkan Bir+Bir dergisinde Nazan Öncel ve devam ediyor; "Bazen, "hey Vic, biliyor musun, anlamak da yetmiyormuş, anladım" diyorum; o da bana sanki şöyle bir şey söylüyor: O şarkıyı bir de böyle söyle istersen: O da mı yılan, bu da mı yılan."
Ölmüş birisinin posta kutusuna hâlâ mektup atmak! Ölmüş adamı yaşar kılmak... Ona bir şarkı sözünü yeniden yazdırmak... Ne kadın be!

3 - VATAN SAĞOLSUN PAŞAM!
Üzerinden çok zaman geçmiş ama yoksula hâlâ aynı biçimde düşünmesi öğütleniyor... O sigorta reklamında 1924 Erzurum depreminde evi yerle bir olmuş olan dede, Gazi Paşa'ya, oğullarını şehit verdiğini, kimi kimsesi kalmadığını söylerken "Biz bu memleketi" diye başlıyor "Vatan sağ olsun"la bitiriyor konuşmasını.
Devlet o dedenin evini yaptı mı, yapmadı mı bilmiyoruz!.. Şunun için bilmiyoruz; geçen ay Elazığ'da meydana gelen depremde tıpkı o reklamdaki dedenin yıkık evinin benzeri evlerin altında can verdi insanlar. Devlet reklamdaki dedenin evini yapmış olsa bile anlaşılıyor ki, 'komşu'sununkine el sürmemiş. Aradan onca yıl geçtiği halde acılı dedenin 'vatan' ile 'ekonomi' arasında yapmak zorunda kaldığı 'vatan' tercihi yoksullar için hâlâ tek seçenek olarak sunuluyor.
Burjuva ideolojisinin belki de en büyük başarısı bu. Ekonomiyi 'şeyleştirebilmesi.' Cebinde beş parası olmayanlara, oğlunun dershane parasını ödeyemediği için hapse giren annelere, direniş öncesi daha 'uyanmamış' TEKEL işçilerine televizyonda alttan geçen borsa rakamları bandını gösterip 'işlerin iyiye gittiğine' ikna edebilmesi.
Kredi kartı borcunu ödeyemeyenleri, ay başını getiremeyenleri bile "Türkiye'nin büyüdüğüne" ikna edebiliyor bu fikrayat.
O reklamda Gazi Paşa'nın hemen ardından gelen cumhuriyetin kurucu kodamanlarının evi başına geçmiş dedenin omzuna vurup geçmeleri misali, yoksulların omzuna vurup yanlarından geçip gidiliyor. Onlar da tıpkı o dede gibi bir kez daha göz göze gelebilmek umuduyla bakıyorlar gidenlere.
Neyse ki reklamda Gazi Paşa dönüp bakıyor dedeye. Şimdilerde evi başına geçenlere dönüp bakan da yok...

4 - MIRCEA LUCESCU BİR ŞEY Mİ DUYMUŞTU?
Boş boş geziyorum kanallar arasında. Hiç durmam ya Samanyolu TV'de bir tanışı görünce duralıyorum. Ümit Aydın, eski Beşiktaşlı futbolcu, şuna benzer bir şeyler anlatıyor; "Ligde 8 puan öndeyiz. Önümüze geleni yeniyoruz. O maça gelirken Lucescu otobüste, biliyorsunuz kendisi yabancıdır, 'Bu maçta yenilsek bile adam kaybetmememiz gerek' dedi. Oyuna girmek için ısınıyordum ama üst üste kırmızı kartlar yüzünden oyuna giremeden maç iptal oldu ve hükmen yenildik. O sezonu güç bela üçüncü bitirebildik... Düşünüyorum da demek ki Lucescu bir şeyler duymuştu. Yoksa neden öyle söylesin? Ya dışarıdan ya kulüp içinden birilerinden bilgi almış olmalı..."
Beşiktaş'ın 101. yılında İnönü'de oynanan ve benim de tribünden bizzat şahit yazıldığım şu meşhur Samsunspor maçının öncesini işte böyle anlattı Ümit Aydın.

Yazarın Diğer Yazıları

Empati ödülünden küfür utancına

Günümüz futbolunda hücum aksiyonları \'sahanın merkezi\'nde kurgulanır

Alex de Souza dersleri!

Birçok konuda olduğu gibi hatırı sayılır bir kalabalığın futbol konusunda da kafasının hayli karışık olduğu şu bir iki haftada bir kez daha ortaya çıktı

Beşiktaş'ın bitmeyen 'güvenlik' sorunu

Beşiktaş\'ın yeni yönetiminin göreve gelişinin ardından yaptığı en sansasyonel çıkışlardan biri de TT Arena\'da oynama isteğiydi