İpteki cambaz: Nick Cave
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İpteki cambaz: Nick Cave

“İnsanlar belki müziğimi sevebilirler fakat benim gibi olmak isteyeceklerini düşünmüyorum”

Taner Turna*

Benim öyle uzun uzun anlatacağım ve bir nesil atlatabileceğim İstanbul Caz Festivali hatıralarım yok. Fakat bu şehrin yedi tepesi değil, uçsuz bucaksız güzelliklerinin olduğunu, tarihi surların değil, müzikle örülmüş hikâyelerinin olduğunu bana ilk kez gösteren İstanbul Caz Festivali oldu. Her senesinde beni başka bir yerden yakalayan ve her defasında yaşadığım şehre başka bir açıdan bakmamı sağlayan İstanbul Caz Festivali, bu sene 10 Temmuz’da Nick Cave and The Bad Seeds’i konuk edecek. Nick Cave, ilk kez İstanbul’a geldiğinde henüz liseye bile başlamamıştım. Aradan 14 yıl geçtikten sonra tekrardan şehri kutsamaya ve benim gibi onu hayatının önemli bir parçası haline getiren pek çok insan ile müziğini ve acılarla yıkanmış ruhunu paylaşmaya geliyor. Hal böyle iken dizlerim ve parmaklarım titreyerek onun yanına oturmak istedim. Kuşkusuz bu tekinsiz adamın hayatından çıkarılacak çok şey var.

“İnsanlar belki müziğimi sevebilirler fakat benim gibi olmak isteyeceklerini düşünmüyorum.”

Hayatı boyunca kendi gerçeklerinin peşinden giden bir adam hayal edin. Henüz daha çocuk yaşlarda dünyanın en iyi ressamı olduğunu düşündüğü için sanat okuluna yazılan cinsten. Nick Cave, çok önceden neye sahip olduğunun farkına varanlardan. O bir cambaz. Diğerlerinden tek farkı, bir noktadan diğerine bağlanan sözler üstünde yürüyor olması…

Nick Cave, 80’li yıllarda verdiği bir röportajda sesinin sevimsiz olduğunu söyledikten sonra “Peki ya Frank Sinatra ile değiştirme şansınız olsa?” sorusuyla karşılaşıyor. Cave soruyu; “Bu kızgın bir tavaya fırlatılmaktan farksız olurdu ve sonuçta Sinatra ile benim için kötü bir takastan öteye geçmezdi.” diye cevaplıyor. Dediğim gibi, o sadece kendi korkuları, acıları ve heyecanları için yaşıyor. Bir başkası için değil…

Günah, küfür ve lanet

70’li yılların sonunda, yani Lou Reed, David Bowie ve Alice Cooper gibi rock’ın parlayan yıldızlarının olduğu dönemde, bu isimlere punk cover’lar yaparak müziğe başladı Nick Cave. Tek albümlük The Boys Next Door serüvenin ardından Birthday Party projesi başladı. Burada önemli olan ise Nick Cave’in “Prayer on Fire” (1981) albümündeki “King Ink” şarkısı ile ilk kez ortaya kendisine ait bir şey çıkarması. “King Ink” ayrıca Nick Cave’in yayınladığı ilk kitabının da adı. Belli ki onun için bir kırılma noktası.