29 Eylül 2019

Şiddetin şöhretle imtihanı: "VOX LUX"

Dünyadaki gelişmelere karşın paradoksal şekilde yaşanmakta olan bu cinnet hali, yaşanılan her şeyi kanıksar durumda...

Tek kutuplu dünyanın merkez güçlerinden birisi olan ABD'de bir süredir, sistemin dışında kalmış oyuncuların öfke ve kızgınlıklarını silaha sarılarak masum insanlara yönelik katliama dönüştürmelerine zaman zaman canlı yayınlarla tanıklık ediyoruz. Dünyadaki gelişmelere karşın paradoksal şekilde yaşanmakta olan bu cinnet hali, 2018 Amerikan yapımı, prömiyerini Venedik Film Festivali'nde (2018) yapan "VOX LUX"ün ana karakteri Celeste'nin (Raffey Cassidy-Nathalie Portman) yaşadığı hiç bir şeye şaşırmaması gibi, insanlık da yaşanılan her şeyi kanıksar durumda...

VOX LUX, yaşadığımız çağda bir genç kızın sarsıcı bir ulusal trajediden beslenip ikonik bir "popstar"a dönüşme hikayesini konu alıyor. 14 yaşındaki Celeste'nin masum ve sevecen çocukluğu, arkadaşı Cullen Active'in (Logan Riley Bruner) 1999'da Amerika'nın Minnesota eyaletinde küçük bir şehir olan New Brighton'da bir lisede müzik dersi öncesinde sınıfı silahla basarak öğretmenini ve arkadaşlarını öldürüp, Celeste'ni ağır yaralamasıyla sona erer. Yaşanan trajediden kurtulan Celeste, yapılan anma töreninde duygularını bir şarkıyla ifade eder. Bu şarkı ABD'de hit olur ve genç kız bir fenomene dönüşerek pop starlığa giden yolda yürümeye başlar... 

İki binli yılların milenyum portresini sunan WOX LUX'ün başrollerinde Natalie Portman (Siyah Kuğu-2010), Jude Law (Yetenekli Bay Ripley-1999), Stacy Martin (İtiraf: Bölüm 1-2, 2013) ve Raffey Cassidy (Pamuk Prenses ve Avcı-2012) yer alıyorlar. Sinemanın zaman zaman kullandığı üçüncü tekil şahıs anlatıcıya (dış ses) ise, önemli oyuncu Willem Dafoe'nun sesi hayat vermiş. Filmin yönetmeni Brady Corbet, "Bir Liderin Çocukluğu" (2015) filmiyle akıllarda yer eden bir yönetmen.

Natalie Portman'ın yetişkinliğini canlandırdığı ana karakter Celeste, Avustralya'lı şarkıcı ve söz yazarı Sia (Sia Kate Isobelle Furler) tarafından VOX LUX için özel olarak yazılan özgün şarkıları seslendiriyor. Celeste, Madonna ve Lady Gaga gibi pop ikonlarının karışımını anımsatan bir karakter olarak nitelenebilir. Sinemaya sıkı bir giriş yapan film, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali'nde yaptı ve Altın Aslan için yarıştı. Ayrıca Toronto, Londra ve Rotterdam gibi önemli festivallerin programında yer aldı.

Planlı ya da irticalen silahlı şiddet ve terör, günümüzde insanlığın en önemli sorunlarının başında geliyor. VOX LUX öyküsünü anlatırken sistem dışına itilmiş ya da ırkçı veya nefret suçu kabul edilen nedenlerle şiddete başvuran kişilere göndermeler yapıyor ve film başlangıcında şiddetin neden sonuç ilişkileri üzerine saptamalar yaratabileceği olasılığını ortaya koyuyor. Diğer yandan bu yılın Mart ayında Yeni Zelanda'da, Cuma namazı sırasında iki camiye yapılan terör saldırısı, pek çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmuştu. Kısacası böylesi silahlı şiddet ve terör olayları yerel değil, evrensel bir soruna da dönüşmüş durumda.

Celeste'nin bilim kurgu unsurlardan oluşan altıncı albümünün isminden adını alan VOX LUX, bahsettiğimiz bu şiddet olgusuna karşın, hızlıca eksen değiştirerek silahlı şiddet gibi önemli bir olguyu kendisine malzeme yaparak, şiddet kurbanı bir ergenin, giderek dünya çapında önlenemez bir pop ikonu olmasının öyküsüne dönüşüyor. Bu süreç salt bu düzlemde ilerlemiyor, aynı zamanda 21.yüzyıl dünyasının ahlaki ve sosyal değişimi hakkında saptamalara ve yüzleşmeye de seyirciyi davet ediyor. Taki ana karakter Celeste'nin bir videosundaki maskeleri takarak onun imajıyla bir gurubun Hırvatistan'da bir plajda katliam yaparak 14 kişiyi öldürüp, onlarca kişiyi de yaralayıp ortaya çıkmasına kadar...

Celeste'nin yetişkinlik döneminde ortaya çıkan ve Batıdaki ahlaki yozlaşma ve çürümeye karşı ders vermek iddiasını taşıyan bu şiddet olgusu da filmde dekor olmaktan öteye gidemese de; yönetmen Cobert, şiddet sosundan beslenen şöhret öyküsünün finalinde mesajını, vurulduğu an şeytanın kendisine göründüğünü ve üç ana şart öne sürdüğünü konser öncesinde kız kardeşine itiraf eden Celeste'nin ağzından: Para, şöhret ve ruhunu şeytana satmak olarak özetliyor...

VOX LUX, dolaylı olarak sorunun aslında kapitalizmin yarattığı çarpık ve adaletsiz dünya düzeninden oluştuğunu hissettirip, kapitalizmin şiddet karşıtı naif eylemleri bile para ve kar kokusuyla sömürmesini vurgularken, günümüzde ulaşılan bilimsel gelişmeler ve teknolojik devrimin ürünleri ve onların yarattığı sanal dünya düzeni aracılığıyla, seyircisine dramaturji tuzağı kurarak onu eksen kaydırmasıyla tavlamaya çalışıyor. Böylesi bir durum aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir soruyu da ortaya atıyor: Planlı ya da irticalen yapılan silahlı şiddeti dekor olarak kullanarak bir pop müzik figürünün yükseliş öyküsünü anlatmak etik mi?

Sanatçı için şüphesiz yaşama dair her şey bir malzemedir. Sanatçı yaşamı duygu, gözlem ve sezgileriyle anlatır. Önemli ayrım ise estetik olarak bunu yapması ve insanlık suçu olarak kabul edilen olguların tarafı olmamasıdır. Kaldı ki bir sosyolojik olgu olarak küresel düzeyde ilgi gören pop müzik ikonlarının, konserlerinde oluşturdukları görsel ve akustik şovun da bir bakıma toplu bir arınma ritüelini anımsatarak, seçilen öz ve biçimin günümüz dünyasının bilinçaltını yansıtması açısından etkili olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda VOX LUX'ün etik olmayan bir durumu yansıttığını iddia etmek abartı olur. Diğer yandan hakkını teslim etmek gerekirse yönetmen Brady Corbet, filmini etkili bir biçim kullanarak kuruyor ve öyküsünü gerek kamera kullanımı, gerekse kurgunun sunduğu olanaklardan besleyerek günümüz dünyasındaki karmaşayı etkili görsel ve işitsel yollarla yansıtıyor. Şüphesiz bu süreçte filmin doğası gereği müzik de önemli bir işlev taşıyor.

Filmin öncelikli artılarından oyunculuğun üzerinde durmadan geçmeyelim. Filmde, Celeste'nin orta yaş sürecini canlandıran Nathalie Portman, etkili bir performans sergiliyor. Bu ensemble (toplu performans) da Hollywood'un karizmatik starı Jude Law, menajer rolünde ve kızkardeşler arasındaki rekabette geride kalan ve gerçekte daha güzel şarkı söyleyip, Celeste'nin şarkılarını yazsa da kıskançlığını engelleyemeyen, kişiliği zayıf ablası Eleanor'u başarıyla canlandıran Stacy Martin, Portman'ı yalnız bırakmıyor. Özellikle genç Celeste'nin ve onun ergen kızı Albertine'i canlandırmada Raffey Cassidy'nin de başarılı performanslarının altını çizmek lazım...

Sinefillerin bayramı "18. Filmekimi" başlıyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen ve sonbaharın kendini hissettirdiği günlerde, sinefillerin dört gözle beklediği Filmekimi'nin on sekizincisi, 4-13 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek. 18. Filmekimi'ne bu yıl Avrupa yakasında Beyoğlu'nda Atlas ve Beyoğlu, Nişantaşı City's Cinemaximum ile Kadıköy'de Rexx ve Kadıköy sinemaları ev sahipliği yapıyor. Bu yıl TV+ işbirliğinde gerçekleştirilen Filmekimi, İstanbul'daki gösterimlerden sonra Ankaralı ve İzmirli sinefillerin ilgisine sunulacak. Bu bağlamda Filmekimi, 11-15 Ekim tarihleri arasında Ankara'da, 1822 Ekim tarihleri arasında ise İzmir'de gösterimleriyle yer alacak.

Zengin bir programla seyircilere sunulan 18. Filmekimi'nde bu yıl öncelikle 72. Cannes Film Festivali'nde değişik dallarda ödül alan filmler dikkati çekiyor. Örneğin Dardanne Kardeşlerin bu yıl Cannes'da "En iyi Yönetmen Ödülü"nü aldıkları "Genç Ahmet" (Le Jeune Ahmet) bunlardan sadece birisi.

Bu sene sloganı "spoiler yeme" olan Filmekimi'nde, aralarında Pedro Almodovar, Noah Baumbach, Steven Soderbergh, Arnaud Desplechin, Marco Bellocchio, Claude Lelouch gibi pek çok önemli yönetmenin filmleri yer alacak. Ayrıca Leonard Cohen, Roger Waters, Miles Davis gibi müziğin büyük ustalarını merkeze alan yapımlar da programda yer alıyor.

Diğer yandan ayrıksı yönetmen Terrence Malick'in "Gizli Bir Yaşam" (A Hidden Life) ve dünya prömiyerini Cannes Film Festivali'nde yapan, İsveç'in Oscar adayı olan Gürcü asıllı İsveç'li yönetmen Levan Akin'in yönettiği "Ve Sonra Dans Ettik" (And Then We Danced) filmleri merakla beklenen yapımlar arasında yer alıyorlar. Bu filmin 72. Cannes Film Festivali'nin en çok beğenilen filmlerinden biri olduğunu belirtelim. İzleyiciler, İKSV'nin web sitesinden 18. Filmekimi'nin programına ulaşarak ayrıntılı şekilde seçimlerini yapabilirler. İyi seyirler...

Yazarın Diğer Yazıları

Şiddetin masalla telafisi; Malefiz: Kötülüğün Gücü

Disney'in yapımcılığını, Joachim Ronning'in yönetmenliği yaptığı Malefiz: Kötülüğün Gücü, büyülü dünyasını special effect'lerden destek alarak inşa ediyor

Sanat ve tasarım eğitiminde sonun başlangıcı mı?

Sanat ve tasarım eğitiminin doğasına uygun olan sınav yöntemlerinin devam ettirilmesinin sağlanmasının önemli olduğunu hatırlatalım

"Alamancı"ya röntgen tutan film: "Oray"

38. İstanbul Film Festivali'nde gösterimdeki Oray, yaşamları hakkında fikrimiz olsa da yeterince bilgi sahibi olmadığımız gurbetteki vatandaşlarımızın, yaşadıkları ülkeye uyum sorunları, var olma mücadeleleri ve farklı iki kültür arasında kalmalarından kaynaklı çelişki ve açmazları yansıtan bir film