11 Ağustos 2019

Cüneyt Cebenoyan ve Umur Bugay'ın ardından

Çoğunlukla ölümün yaşama üstün geldiği ülkemizde, ölümler gündemi daha fazla belirliyor

Yaşama dair yazmak ölüme dair yazmaya galebe çalmalı aslında. Yaşamın en temel anlamı hayatta kalmak ve yaşamı sürdürmektir. Ama diğer yandan yaşamın gerçekleri ölümü de içine alıyor. Hele çoğunlukla ölümün yaşama üstün geldiği ülkemizde, ölümler gündemi daha fazla belirliyor.

Cüneyt Cebenoyan, sinema ve entelektüel camianın iyi tanıdığı, sinema yazarı arkadaşımızdı. Boğaziçi Üniversitesi mezunuydu. Tutkunu olduğu sinemayı hobi gibi yaşıyor, parasını rehberlikten kazanıyordu. Yaşamı çoğu kişi için tahammül edilmesi zor acılara katlanmasını gerektirmişti. Trajedi, 1994 yılında The Marmara Oteli'nin kafesinde patlayan bombayla ablası Yasemin Cebenoyan'ı kaybetmesiyle başladı. Aynı saldırıda ülkemizin sanat ve kültür yaşamında önemli bir yeri olan yazar ve sinemacı Onat Kutlar da yaşamını kaybetmişti.

Cüneyt bu acıyla mücadele ederken küçük oğlu Ali'yle, anne ve babasını 1999 Yalova depreminde kaybetti. Anne ve babasının oturduğu Yalova'daki Yüksel Sitesi, deprem sonrasında dümdüz olmuştu. Ülkemizin kapkaççı, cahillikten beslenen, açgözlü zihniyeti müteahhit kılığında Cüneyt'i yeniden tarifsiz acılara ve pişmanlıklara savurmuştu. Yıllar sonra yaşadığı bu dramı etkili kalemiyle yazdığı zaman göz pınarlarımızda yaşlar birikmişti.

Cüneyt, sinemayı entelektüel bir uğraş olarak benimsemiş ve sinema eleştirmenleri içinde kendine özgü tarzıyla her zaman ilgi uyandırmıştı. Sinema Yazarları Derneği içinde kendine özgü bir tarzı, düşüncelerinden ödün vermeyen ilkeli bir yapısı vardı. Basın gösterimleri ya da festivallerde karşılaştığımızda selamlaşır, sohbet ederdik. İyi ki bu dünyada Cüneyt gibi insanlar var dediğiniz kişilerdendi. Filmleri kendine özgü bir bakış açısı ve mantıkla irdeler, kimi zaman göremediğim farklı yerlerini görerek yaklaşmış derdiniz. Yurt dışında gittiği festivaller hakkında yazar, bazen çok bilinmeyen festivallerin de sinema sanatına katkıda bulunan özelliklerini ondan öğrenirdiniz. Yazıları genelde düz ve yalın olurdu. Amacını net açıklar, gereksiz söz oyunlarına yer vermezdi. Bir süre SİYAD yönetim kurulunda da yer almıştı. Kurulduğundan günümüze Birgün Gazetesi'nde sinema yazıları yazdı. Yaşamını ödünsüz, eğilmeden, bükülmeden ve çok insanın tahammül edemeyeceği acılara katlanarak sürdürdü; hem de kibarlığından ve kalitesinden ödün vermeden. Çok erken bir ölümdü şüphesiz. Işıklar içinde uyusun…

Türk edebiyat, dizi ve sinema dünyasından bir usta kaydı. Her ölüm erkendir derler. Umur Bugay yaşadığı Kınalıada'da, 78 yaşında yaşamını kaybetti. 1941 yılında Ankara'da doğan Umur Bugay, 1959'da Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden 1964 yılında mezun oldu. Bugay, 1975 yılında Rıfat Ilgaz'ın romanından uyarlanan efsanevi Hababam Sınıfı filminin senaryosunu yazmıştı. Sinema için ayrıca Zeki Ökten'in yönettiği "Kapıcılar Kralı" (1976), "Çöpçüler Kralı" (1978), "Pisi Pisi" (1975), "Yoksul"(1986), "Davacı" (1986) ve "Düttürü Dünya" (1988) adlı senaryoları yazdı. Diğer yandan, Memduh Ün'ün yönettiği, "Postacı" (1984) ve Zeki Alasya'nın yönettiği "Aslan Bacanak" (1977) adlı filmlerin de senaryolarını yazdı. Çöpçüler Kralı filminin senaryosuyla, 15. Antalya Film Festivali'nde (1978) "En İyi Senaryo" ödülünü kazandı.

Bugay'ın sanat yaşamı sinemadan önce tiyatroyla başlamıştı. 1962'de Arena Tiyatrosu'nda başlayan bu süreci, Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Halk Oyuncuları, Dostlar Tiyatrosu'nda, oyuncu, yönetmen ve dramaturg olarak sürdürdü. 1972 yılında yazdığı oyunlar toplumumuzun geçmişinde kolektif bir zamk olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda sahneye kondu. Bunlar arasında o dönemde büyük gişe yapan popüler oyunlar olan "Haneler", "Reklâmlar", "Taşıtlar" sayılabilir. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde mizah ağırlıklı öyküleri yayınlandı. Televizyon için milyonların gönlünde taht kurmuş ve aralıksız 13 yıl devam eden “Bizimkiler” dizisini yaratmıştı. Tiyatro ve sinema için yarattığı çalışmalar döneminde, kimisinde ergenlik ya da gençlik yıllarımızdaydık. Ortak değerleri paylaşıyor, “Bizimkiler” dizisinin oynadığı Pazar günü yayın saatini toplumca ibadet eder gibi bekliyorduk. Önemli oyuncuların resmi geçidi sayılabilecek bir oyuncu kadrosu vardı. Ülkemiz pek çok varta atlatsa da, masumiyetini tümüyle yitirmemişti.

Umur Bugay, tiyatro, sinema ve televizyon çevrelerinin çok iyi tanıdığı önemli bir yaratıcı ve aydındı. Bu sektörün alemetifarikası olan kibir, önemli insan pozları onun yanına uğramamıştı. İçten, tevazu sahibi, çok konuşmayı sevmeyen, dostluklara önem veren bir insandı. Toplumumuzun samimi değerlerinin sürdürülebilmesinde ve geleceğe taşınabilmesinde Umur Bugay gibi insanların önemli bir payı olduğunu kabul etmek lazım. Sağlam birikimi ve toplumsal yaşamın sinir uçlarını kavrayan gözlemciliği ve yaratıcılığıyla sahnede, beyaz perdede ya da televizyon ekranlarında yaşamın turnusol kağıdı olma işlevini taşıyordu. Bu büyük ustayı saygıyla anıyoruz…

Yazarın Diğer Yazıları

Sinemanın başkenti mi yoksa bir lunapark mı: Hollywood!

ABD gezisinden geriye, burası görülmeden dünyadaki egemen gerçekliğin kavranmasının mümkün olmadığı ve bir şeylerin eksik kalacağı düşüncesi aklınızda yer ediyor

Hızlı ve Öfkeli: Hobbs & Shaw

Hızlı ve Öfkeli, yeraltı sokak yarışlarına bir saygı olarak, naive bir amaçla ortaya çıktıktan sonra giderek günümüz aksiyon sinemasının başka pek çok örneğinde tanıklık ettiğimiz dünyayı kurtarma eylemine soyunmaya iyiden iyiye ısınmış artık

Sinemamızın "Gülen Adam"ı 19 yıl önce sonsuzluğa göçtü

Kemal Sunal, 1972 yılında Ertem Eğilmez’in “Tatlı Dillim” filmiyle sinemaya ilk adımını attı. Oynadığı filmlerdeki karakterlerin genel özelliği haksızlıkların karşısında duran, iyiliği ve saflığı yüzünden başına sürekli iş açılan, insanlara doğru yolu gösteren, daima "gülen" adamdır