30 Haziran 2019

Ateşle oynama yanarsın

Ateşle Oynayanlar, genç bir kadının sıradan yaşamının dışındaki varolan bir başka dünyayla tanışması ve tutkuyla bağlanmaya başladığı bir erkeğin ve çevresinin yarattığı adrenalinin, onu nerelere sürükleyebileceğine dair trajik bir hikâyesi

Ülkemizde ticari sinemanın hegemonyasının arasına sızabilen filmlerin seyirciyle buluşabilmesine olanak sağlayan Başka Sinemanın lanse ettiği ve Mars Prodüksiyon’un ithal ettiği “Ateşle Oynayanlar” (Joueurs), 2018 Cannes Film Festivali’nin farklı bölümlerinden “Director’s Fortnight”ın seçkisinde yer almış; aynı zamanda festivalde ilk gösterimi yapılan filmlerin en iyisine verilen “Altın Kamera” ödülüne de aday olmuştu. Ateşle Oynayanlar, sıradan bir yaşamı olan genç Ella’nın (Stacy Martin), yaşamına sızan ve tanımadığı bir yaşamın anahtarlarını ona sunan Abel’e (Tahar Rahim) yönelik önüne geçemediği tutkunun, üzerinde yarattığı yıkımın aşama aşama dozunu yükselten hikâyesini anlatıyor.

Ella, Paris’te babasının restoranında çalışmaktadır. Sakin ve sıradan bir hayatı olan Ella’nın yaşamı, garson olarak çalışmaya başlayan Abel (Tahar Rahim) ile tanışmasıyla yoldan çıkar. Abel, çalıştığı ilk günün sonunda kasayı soyarak kaçar. Etkilendiği genç adamı işe alması için babasına emrivaki yapan Ella, Abel’in peşine düşerek onu kovalamaya başlar. Abel’e ulaştığında ona karşı koyamayan genç kadın, önünde açılan ve daha önce tanımadığı bir başka Paris’le karşılaşır. Abel’e hissettiği karşı konulamaz çekim, genç kadına aynı zamanda Paris’in yeraltı kumarhanelerinin ve heyecan dolu bir dünyanın da kapılarını açar. Bu süreç Ella’nın bütün yaşamını da altüst edecektir…

Ateşle Oynayanlar, genç bir kadının sıradan yaşamının dışındaki varolan bir başka dünyayla tanışması ve tutkuyla bağlanmaya başladığı bir erkeğin ve çevresinin yarattığı adrenalinin, onu nerelere sürükleyebileceğine dair trajik bir hikâyesi. Bu aslında yaşama tutunma sorunları olan iki travmatik karakterin öyküsü. Annesini kaybetmiş, babasının restoranında bir makine gibi çalışarak sorunlarıyla yüzleşmekten kaçan genç bir kadınla, küçükken kendisini okula götüren kişinin babası olduğunu düşünürken bunun gerçek olmadığıyla yüzleşen ve öteki konumunda kalmış bir genç adamın karşılaşmasının yarattığı ve kaybeden iki insanın yaşama tutunma mücadelesine yoğunlaşan bir film Ateşle Oynayanlar.

Ateşle Oynamak riskli midir? Bu hem evet hem de hayır olarak yanıtlanabilecek bir soru. Bu paradoksa neden olan şey ise, uyumakta olan bir” hayvanı” ortaya çıkarmaya teşvik etmesi, verili olana, statükoya karşı çıkışın da uç vermesine zemin hazırlamasıdır. Alışılmış olan kolay, bilinmeyen ise hem tehlikeli hem de çekicidir.

Yönetmen Marie Monge’nin filminin başrollerinde ünlü yönetmen Asghar Farhadi’nin “Geçmiş” (The Past/2013) filminden tanıdığımız yetenekli oyuncu Tahar Rahim ve diğer ünlü bir yönetmen Lars Von Trier’in yönettiği “İtiraf: Bölüm 1-2” (Nymphomaniac 1-2/2013) gibi filmlerle adından sıkça bahsedilen Stacy Martin yer alıyor. Film dramaturjik olarak, sorunsalını ortaya çıkarmak için gelişme sürecine yeterince olgunlaşma olanağı tanımasa da, finaline doğru Abel’in bize çok yakın bir hissiyat olan “acıların çocuğuyum” söylemiyle de zaafiyete uğruyor ve başta yarattığı etkiyi ve sürükleyiciliği sıkıntıya sokuyor. Diğer yandan başlangıçta Elle’in geçmişi hakkında yeterince aydınlanmayan seyirci için, genç kadının bir anda restoranında çalışmaya başlayan bir garsonun peşine kolayca takılması ve alışık olduğu yaşamın rayından çıkması da dramaturjik olarak sorunlu görünüyor.

Yönetmen filmiyle aslında salt iki travmatik karakterin yarattığı açmazlara yoğunlaşmıyor. Onları sanki “leit motive” olarak kullanarak aynı zamanda kapitalist dünyanın önemli ülkelerinden Fransa’nın, önemli bir metropol olan başkenti Paris’teki etnik çeşitlilikle ilgili oluşan sorunlara göz kırpıyor. Film bu perspektifini oluştururken, özellikle Paris’in alışık olmadığımız banliyö mahalleleri üzerine yoğunlaşıyor ve şık, şablon Paris görüntülerine yüz vermiyor.

Şüphesiz bu tercih, yönetmen Marie Monge’nin amacına uygun bir seçim olarak öne çıkıyor ve bu bağlamda da kendi biçimini yaratıyor. Marie Monge’nin, yaratmak istediği dünyayı etkili olarak vurgulamasında özellikle iki sinematografik öge, görüntü yönetmenliği ve film müzikleri etkili oluyor. Görüntü yönetmeni Paul Guilhaume’nin yarattığı atmosfer, yönetmenin yaratmak istediği evrene başarıyla hizmet ediyor. Diğer yandan Nicolas Beker ve Maxence Dussère’in imza attığı film müzikleri, gerek travmatik karakterleri vurgulamada gerekse de yaratılan sinematografik evrenin yaratıcı bir yorumla yansıtılmasında estetik ve işlevsel unsurlar olarak dikkati çekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Sinemamızın "Gülen Adam"ı 19 yıl önce sonsuzluğa göçtü

Kemal Sunal, 1972 yılında Ertem Eğilmez’in “Tatlı Dillim” filmiyle sinemaya ilk adımını attı. Oynadığı filmlerdeki karakterlerin genel özelliği haksızlıkların karşısında duran, iyiliği ve saflığı yüzünden başına sürekli iş açılan, insanlara doğru yolu gösteren, daima "gülen" adamdır

Aşırı sıcaklarda ürperten bir korku sineması örneği: Ölümcül Sular

Ölümcül Sular, korku sinemasının bilinen trüklerini başarıyla uygulayarak sıradan bir korku filmi olma tuzağına düşmüyor

Yeni sinema yasası ne getirdi, neyi götürdü?

Ortalama sinema seyircisi açısından şüphesiz öne çıkan en büyük sorun, indirimli seansların ve günlerin, öğrenci indiriminin iptal edilmesi oldu