24 Ağustos 2019

Emine Bulut cinayetini görünür kılan kayıt ve ötesi

Bir Özgecan vardı ve tabii daha niceleri, bir de Emine Bulut olmasın tarihin sayfalarında...

Bir cinayetin ardından 6 koca gün geçiyor.

Ölen ve öldürenin birinci derece yakınları ve cinayete tanıklık eden çevre ve onların anlattıklarıyla olayı öğrenen diğer çevreler, cinayet büro ve belki yerel basın dışında Kırıkkale’de 3. sayfa haberi olabilecek bir cinayeti Türkiye olay anına ait bir kayıtla öğreniyor; tam 6 gün sonra.

Bu altı günde neler oluyor? O kız çocuğu bu 6 gün boyunca hangi evde kalıyor, cenaze nasıl defnediliyor? Katil namus cinayeti işlemiş bir kahraman gibi karakolda, savcılıkta ve tutukevinde göğsü kabarık mı dolaşıyor?

Dünden bu yana tek yürek bu olayı kınayan bizlerin geçen 6 günde hayatımızda daha neleri kınadığımızı düşünüyorum. Hatta bu kınamayı sosyal medyadan yapan birçok kişinin üzerinden bir saat bile geçmemişken yediği yemeği, yaptığı seyahati, gördüğü gün batımını paylaşması midemi ağrıtıyor.

"İdam" diye seslenen en okumuşundan en sosyetiğine, ev hanımından dindarına, gazetecisine, doktoruna şaşkınlıkla izliyorum. İdam talebinin işte bu kadar duygusal anlarda istenmesinin artık hukukun tükenme noktasına geldiği ülkemizde nelere yol açacağını düşünmek tam da bu anlarda bize düşer. İsteyemezsin. Eğer bu tip cezalar caydırıcı olsaydı, hukuk sistemi gelişmiş ülkeler bu cezayı uygular ve suçun sıfırlandığı masal diyarları olurlardı. Demek ki bu böyle idamla, hadımla cezalandırıldığında bitecek bir suç değil bu. Suçun işleniş sebepleri, işleyenler, işlenmesine sebep olan sosyal, ekonomik, politik koşullar, toplumsal sınıflandırmalar, bölgeler, ahlak, etik, inanç… Öyle çok başlık var ki, ceza sistemi bunların sonucunda cezalandırma ve caydırmayı kapsamalı. Vicdanımıza dokunduğu anda duygusal reflekslerimizi tatmin etmemeli.

Artık olmuş bir cinayet ve ölümün ardından katilin mevcut cezalar neyse onunla yargılanacağını bilmek zorundayız. Ne ceza indirimlerine şaşıracağız ne gelecek olan afla bir zaman sonra sokakta bizimle birlikte yürüyebileceğine. Naif kınamalar için artık zaman yok. Bundan önce öldürülen nicesinin evlatlarının, ebeveynlerinin, sevdiklerinin ne yaşadıklarına duyarsız kaldığımız gibi bu 10 yaşındaki kız çocuğunun ne olacağını da bir zaman geçtikten sonra hatırlamayacağız. Zaten olanağı da yok. Başkasının hangi acısına tutunup orada kalacak ve onun sonuna kadar takipçisi olabilecek vaktimiz var ki. Olaylar sağanağı altında yaşıyoruz.

6 gün o kız çocuğu cinayetin sürekli konuşulduğu, ağıtların yakıldığı evde katile, babasına yöneltilen bütün nefret cümleleriyle yattı kalktı.

Ve bir video çıktı ortaya, çok kişi iştahla bir kez, bir kez daha seyretti o vahşet anını. Neden? Bunu düşündünüz mü hiç? Seyretmeme seçeneğiniz vardı ama seyrettiniz. Ancak gözünüzün içine sokulunca mı vahşet, yakarışlar vicdanlarınızda bir yerlere dokunabildi? Bir kurgu sahnesi değildi seyrettiğiniz, aslında kimsenin ölmediği bir sinema ya da dizi sahnesi de değildi. Planlayarak öldürmek için yola çıkmış bir katilin, gerçek kanları akıttığı, kalbi atan bir hayatı ve beraberinde hayat boyu onun yüküyle yaşayacakları öldürdüğü bir anı seyrettiniz. Gerçekti, pornografikti ve bunu seyretmeme seçeneği varken seyrettiniz. Ve gece rahatça uyudunuz. Niye biliyor musunuz? Alıştırıldık da ondan.

Televizyonda sabah akşam buna yüksek dozda alıştırıldık, kanıksatıldık. Sabahları ahlaksız, yalancı, cani gerçek ailelerin hikayeleriyle, akşamları dizilerle kadının aşağılanmasına, dövülmesine, öldürülmesine, aldatılmasına, tecavüze uğramasına, çaresizliğine alıştırıldık. Bu programları kim onaylıyor, kim bu beklentileri besliyor, kim izliyor, kim reklam veriyor? Kim bu senaryoları yazabiliyor, kimler bu rolleri oynamayı kabul ediyor? İşte bu sebeplerden 6 gün önce sadece 3. sayfa haberiyken bugün konuşulan bu cinayetin suç ortaklarıyız.

6 günde kaç kadın daha öldürülmüş olabilir diye düşünürken kahvaltı masasında katlanmış duran gazeteden cevap geliyor, haber başlığı; ‘Devlet yine koruyamadı: Konya’da kadın cinayeti’. Okuduk geçtik. Oysa Tuba Erkol’un da 3 çocuğu var ve kocası tarafından 20 yerinden bıçaklanmış ve olay yerinde bıraktığı kızına, "Yardım istemene gerek yok. Anneniz öldü" demiş. Bu çocuğun haykıran videosu, kadının yakarışları ve kanlar içinde görüntüsü olmadığı için o kız çocuğunun travmasını, o kadının vahşice öldürülmüş olduğunu rahatlıkla görmezden gelebiliriz.

Olayı kayda alanı gözaltına aldılar; "Niye müdahale etmek yerine kaydetti" diye. O kayıtlar olmasaydı bugün cinayetin üzerinden 7 gün geçmiş olacak ve kimsenin haberi olmayacaktı, Tuba Erkol cinayetinden farksız 3. sayfanın kısa haberi kalacaktı. Adsız, hikâyesiz, istatistikler için bir rakamdan ibaret Emine Bulut kalacaktı. Kayıt alan olaya müdahale etmedi, şartlarını bilmiyoruz. Peki o zaman başka gözaltılar için de ihbarda bulunuyorum; kavga başladığında kavgaya müdahale etmeyenler, bindiği araçtan zorla indirilirken karşı koymayanlar, cinayet işledikten sonra kanlı gömleğiyle yolda yürürken onu derdest etmeyenler, bindiği taksiyle onu istediği yere bırakan şoför hadi bakalım bunları da alın gözaltına çünkü bunlar da kayıt yapan kişi kadar sorumlu olaydan. Kendimle çelişmiyorum, kayıtların iştahla seyredilmesi benim için hâlâ sorun, olayın toplumda karşılık bulmuş olmasının aracı olması sebebiyle o kayıt bir kanıt.

Kendimizle yüzleşelim ve çözümün günü birlik sloganlar, ekran karartmalarla, büyükşehirlere ve belli semtlerine sıkışmış, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu sokak protestolarıyla olamayacağını anlayalım. Bu işlerin bugünden yarına kolayca çözülemeyeceğinin ayırdında olalım. Birçok STK ve devlet insanının birlikte üreteceği ve bir anayasa gibi bu cinayetler, tecavüzler oransal olarak hedeflenen azalmayı gösterene kadar sabırla, tavizsiz uygulanacak işler planlanmalı Tabana yayılmalı, aileden, okuldan, iş yerlerinden, sokaktan, hukuktan karşılık bulmalı. Kadını, kız çocuğunu ayrı yere koyarak cinsiyetler üzerinden ayrı ayrı bu işin çözülemeyeceğini artık kavramak lazım. Şu infial küle dönmeyip kor kalsın istiyorum. Birkaç süslü sözle, sosyal medyadaki veryansınlarla, bizimki gibi yazılarda unutulup gitmesin. Bir Özgecan vardı ve tabii daha niceleri, bir de Emine Bulut olmasın tarihin sayfalarında.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Mutlu sonlar masallarda kaldı

Bu insanların direnişlerine bakıp utanmalı mı, umudu kaybetmemeli miyiz artık kafam karmakarışık

Haziran umut, Temmuz sarı sıcak demek

Tarihi değiştirir mi bilmem ama CHP içinde epey değişikliğe, dinamizme sebep olan yürüyüş bugün Maltepe’de taçlanıyor

Kibritçi Kız

Adalet hepimiz için ortak ihtiyaç. Yemek, içmek, nefes almak gibi...