08 Mart 2021

Benim bedenim, benim yumurtam, benim kararım

Yumurta dondurmak yani doğurganlığını istediği zamana ertelemek için kadınları kurallarla hizaya sokamazsınız. Hekim olarak itirazım var. Kadın olarak itirazım var

Günlerden 8 Mart, ne kadar çok konuda "kadın olarak eşit olma hakkı" talebimiz var. Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü vesile sayıp epey zamandır hastalarımla konuşurken kafamda çarpışan "yumurta dondurma" ile ilgili ters köşe soruları sormak istiyorum. Doğurganlık potansiyelini korumanın kanunlarla sınırlandırılmasını insan haklarının neresine koymamız gerektiğini bulamıyorum.

Doğurganlık doğanın içinde tüm canlıların sürekliliğini sağlaması için var olan bilgi, hatta bilgelik. İnsan da doğanın bir parçası ve akıllı. Bu akıllı insan yaratığı sosyal varlık olmasından ve topluluklar içinde yaşamasından dolayı bazı kurallara ve düzenlemelere ihtiyaç duydu. Başlangıçta bu kurallar kadın ve erkek için eşitti. Günümüzde ise cinsel kimlik ve yaşam hakları kadın aleyhinde çok kayıplar verdi; giderek daha da sıkıştırılmış, kurallara hapsedilmiş bir cinsellik sundu. Gelişmiş ülkelerde kadına ait hakların geri alınma mücadelesi çok daha önce başladığı için biz gene 5-0, 10-0 gerideyiz. Anayasal hakkımız olan "toplanma ve gösteri yürüyüşünde", "kadın hakları için sözümüz var", "taleplerimiz var", "biz varız" derken, kolluk kuvvetlerince derdest edilip, göz altına alınıyoruz. Günümüzde artmış kadın cinayetleri, tecavüzleri ve şiddetin her türlüsü Türkiye Cumhuriyeti için utanç duyulacak sınırları çoktan aşmışken, gösterilerde kadınları, hemcinsleri polislerin hırsla darp ettiğini görüyoruz. Akıl tutulması böyle bir şey işte. Neyse konu doğurganlık, bekleme yapmayalım.

Ülkemizde "erkek devlet" kadının nasıl ilişki yaşayacağına karıştı, evlen dedi, kaç çocuk yapacağına ilişkin rakamlar verdi, kürtaj hakkını her fırsatını bulduğunda tartışmaya açarak sopasını gösterdi, aile planlamasına "kısırlaştırma komplosu" olarak baktı ve adeta kadının cinsel yaşam koçluğuna soyundu. Bir kadına üreme yardımı tedavisi alması için evli olma şartı getirdiği gibi yumurta dondurma işlemi tedavisi için de bekar olma şartı getirdi. Bu konu gerçekten çok önemli. Bir kadın kendi yumurtası üzerinde bekarken hak sahibiyken, evlendiğinde neden bu hakkından vazgeçsin ki? Evlilikte kazanılmış ortak bir mülk mü kadının yumurtası? Kız bebeğin, annesinden doğarken en büyülü mirası yumurtalık rezervi. Devlet koyduğu kurallarla önce kendisini, sonra da kocayı kadının yumurtası üzerinde hak sahibi yapıyor. Döllenme sonrası çocuk olma ihtimalinin oranları tartışılan bir hücreye, yumurtaya erkeklerce yazılmış kurallarla yasaklar, kısıtlamalar sunuluyor. Evli bir kadın yumurtasını ancak eşinin spermi ile döllendirip embriyo haline geldikten sonra dondurma hakkına sahip. Yarı ortaklı olarak yani. Kadına evli olsa da olmasa da yumurta dondurma hakkı acilen verilmeli.

Yıllardır tüp bebek tedavisiyle uğraşınca yüzlerce hikâyeniz birikiyor. Bekar kadınların üzerinde "evlensene" baskısından sonra yeni moda baskının adı "yumurtalarını dondursana". Domine edilen ya da eden olarak kaç okurumuz ilgilenmeye başladı konuyla acaba? Ben bu yoldan 36 yaşımda henüz kimsenin konuyu popülerleştirmediği zamanlarda geçtim. Daha ne evlenmeye ne çocuk yapmaya niyetim yokken. Benim sosyal baskım her gün karşılaştığım hastalarımdı. Gün gelip yumurtalıklarım doğurganlıktan uzaklaşınca duyma ihtimalim olan pişmanlıktan kurtulmak istemiştim. Zaman ilerledi, yaşım ve vücut saatim "hadi yap" demedi. Artık yumurtaları -196 derecede bekletmenin de çok anlamı kalmamıştı. Benim bedenim, benim yumurtalarım, benim kararım dedim ve imhasına onay verdim. Dondurma kararı aldığımda da imha kararını verdiğimde de kendimi özgürleştirmiş oldum. Çünkü kadın olarak en güçlü olduğum yer doğurganlığım değildi.

Sağlık Bakanlığı'nın "uygun gördüğü kriterlere" dahil olan kadınlar için yeni bir umut demekti bu tedavi. Peki pratik uygulamalarımızda durum böyle mi? Yani biz bu tedavileri yaparken hastalarımıza yeterli zaman ayırıp, doğru bilgileri verebiliyor muyuz? Bakanlığın "uygun" dediği kadınların ileride bu dondurdukları yumurtalarla çocuk sahibi olabilme şansları gerçekte ne kadar? Kullandıkları onca ilaç ve harcadıkları paralarla sağlık bütçesinde hangi oranda iyileştirici olabiliyoruz? Birçok kadına ileride gebelik ihtimalinin çok, ama çok düşük olduğunu anlatmama rağmen, göz yaşları içinde bu tedaviyi, üstelik hayatlarında "sperm baba"nın hayaleti bile yokken kabul etmeleri bence düşünecek çok şeyimiz olduğunu söylüyor. Yani yumurta rezervi sona yaklaşmışken kadınlara bu hakkın tanınmasındansa ne zaman isterlerse yaptırabilmelerinin yolu açılmalı. Kanun yumurta sayısı çok azalmış, bekar kadınlara bu hakkı sunduğu sürece yapılan bu tedaviler bir aldatmacadan öteye varmaz. Bugün hastaların hissettiği umutsuzluk, çaresizlik yarına ertenmiş büyük bir hayal kırıklığından başka bir şey değildir. Kadınların maddi, manevi tüm zorluklarıyla yumurta dondurma tedavisine başvurduklarında onlara ileride gebelik umutlarını yüksek tutacak olasılıkları sunabilmeliyiz.

Unutmayalım ki çok da ucuz olmayan bu tedavileri çoğu kadın devlet desteği almadan, kendi bütçesinden karşılıyor. ABD'de Google, Apple gibi firmalar doğurganlıklarını erteleyen çalışan kadınlarına tedavi masraflarını üstlenerek teşvikte bulunurken biz kadınlarımıza gene haksızlık ediyoruz. İki yüzlü davranıyoruz.

Birkaç yıl önce büyük umutlarla duyurduğumuz, uygulamaya başladığımız bu yöntem başlangıçta kanser tedavisi alacak olan, yumurtalıkları harap edecek hastalıkları ve cerrahi sonrası rezervleri tükenecek genç yaş kadınlara sunduğumuz ciddi bir yenilikti. Sonra yaşın ilerlemesi ya da ailesel erken menopoz hikâyesi olan ve rezervi tükenmekte olan kadınlara yumurta dondurma tedavisi başlandı. Ama dünya yayınları erken yaşta ve iyi rezervdeki yumurtaların dondurulmasının ileride gebelik ihtimali için anlamlı olduğunu söylüyor. Bu sürpriz değil, tüp bebek tedavilerimizdeki gebelik oranlarına baksak bunu zaten akıl edebilirdik. Yaptığım işe inanmak ve inandırabilmek için bilimin dediği yolda gidebileceğimiz günler gelecek elbette.

Yumurta dondurmak yani doğurganlığını istediği zamana ertelemek için kadınları kurallarla hizaya sokamazsınız. Hekim olarak itirazım var. Kadın olarak itirazım var. Bize bırakılanın gerisine düştüğümüz haklarımızı bir an önce misliyle geri kazanmak umuduyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun.



Op. Dr. Aytun AKTAN
Kadın Hastalıkları ve Dogum Uzmanı

Yazarın Diğer Yazıları

Bir doktor olarak Covid-19 güncem: Bir ayda hasta yakını da oldum, hasta da...

Virüs aramızda. Etkisini zayıflattığı söylense de kimi seçeceğini, ne derecede hasta edeceğini bilemezsiniz

Gözümle görmesem de inanırım, sen de inan Covid-19 var

Yaşlı ve riskli gruplar dışında en büyük kayıplar sağlık çalışanlarından olacak. Yıllar içinde mesleğimizin onuru ayaklar altına alındı, doktorlar şiddet gördü, öldürüldü. Bugün bizi alkışlayan ellerin, bize sevgi, şükran, minnet duygularını ifade eden herkesin bu topluma da bunu hep hatırlatıyor olmasını diliyorum. Motivasyonumuz alkışlardan çok iyileştirebildiğimiz hayatlardır...

Yatağımızdaki düşmanlar: Cinsel yolla bulaşan hastalıklar

Yasağın olduğu yerde tehlike sessiz ve daha büyük gelir. Kadının sadece erkek cinayetleriyle öldürülmediğini söylemek büyük laf sayılmaz. Kadınların çok sayıda cinsel yolla bulaşan hastalığı erkeklerden, çoğu zaman da eşlerinden alarak hastalandığını, infertiliteden, kansere, HIV/AIDS’e kadar geniş bir yelpazede mağdur edildiklerini unutmayın