22 Ağustos 2015

Yeni bir Al Pacino gösterisi

Al Pacino ile, tam olarak 95 dakika...

HAYALLERİMDEKİ KADIN    X  X  X (Manglehorn)

 

Yönetim: David Gordon Green
Senaryo: Paul Logan
Görüntü: Tim Orr
Müzik: Explosions in the Sky - David Wingo
Oyuncular: Al Pacino, Holly Hunter, ChrisMessina, Harmony Korine, Natalie Wilemon, June Griffin Garcia/ Amerikan filmi

 

 

    Çağdaş sinemanın genç dehalarından David Gordon  Green, bir roman uyarlamasında çağın belki en büyük aktörüyle başbaşa iki saat geçiriyor ve bize de geçirtiyor: Al Pacino ile, tam olarak 95 dakika...

   Gerçekten de bu, kimi filmlerde olduğu gibi temelde tek bir oyuncuya ve onun yeteneğine (dehasına?) dayalı o özel filmlerden...

  İtalyan kökenli Angelo Manglehorn, nedense genişçe bir Latin azınlık grubu içeren küçük kasabasında, babadan kalma çilingir dükkanını tek başına işleten yaşlı bir adamdır. Ve kapalı kalmış ev ya da araba kapılarını açıp insanları en zor durumlardan  kurtarma yoluyla hayatını kazanmakadır.

    Karısıyla yıllar önce kopmuşlardır, ama o asıl hayatının kadını olan Clara’yı hayal eder durur. O Clara ki, bir düş gibi hayatına girmiştir. Zeki, akıllı, herşeyi bilen, ayrıca güzel ve dişi bir kadındır: tek gerçek aşkı. Ama onu elinden kaçırmış, onunla mutlu olma şansını sürekli ötelemiş ve sonunda yitirmiştir.

  Yıllar sonra, artık o aşksız ve sevgisiz yaşayan bir yalnız adamdır. Tek yaptığıysa ona, Clara’ya sürekli mektuplar yazmaktır. Ayni biçimde geri gelen mektuplar: olasılıkla hiç okunmadan!...

  Lisedeyken herkesin geri zekalı diye hakaret ettiği oğlu, gerçi sonradan büyük başarı kazanıp köşeyi dönmüş ve zengin bir iş adamı olmuştur. Ama aralarında asla gerçek bir baba-oğul ilişkisi olmamıştır, bu saatten sonra da olacak gibi değildi.

  Hernekadar oğlan sonunda, aşırı hırsının kendisini zorladığı suçlardan arınmak için yine babasının yardımına sığınma ihtiyacını duysa da...

  Bu duyarlı film, yönetmenin kişisel sinemasıyla, birçok sahneyi düşle gerçeğin karışımına dönüştüren özenli bir biçimcilikle anlatılmış. Green gerçekten de kameraya sanki mucizeler yaptıran çok iyi bir anlatıcı, sinema dilini hep yenileyerek kullanan bir anlatım ustası.

  Buna filmin içerdiği o onulmaz matem duygusunu, o yitirilmiş mutluluğun getirdiği kederi de katın. Hüzünseverlerin etkilenmemesi mümkün mü?

  Ve elbette oyuncuları da...Pacino rolünü öylesine benimsemiş ve bir eldiven gibi bedenine geçirmiş ki...Bu verimli ve çalışkan oyuncunun son dönemdeki en sevdiği rollerden biri olmuş bu, besbelli.

  Yanıbaşında özlenmiş (fazlasıyla özlenmiş) bir Holly Hunter var: Piyano’nun ve daha birçok filmin unutulmaz oyuncusu, Manglehorn için son bir şans olan, ama kıymetini bilemediği banka memuresi  rolünde gerçekten etkileyici bir oyun veriyor. Ve nisbeten küçük rolünü bir baş role çeviriyor.

  Özellikle duygusal filmleri ve sağlam oyunculuk örneklerini sevenler için kaçırılmaması gereken bir deneyim.

 

Yine kan-revan içinde kalacaksınız!

 

LANET 2      X  1/2

 

Yönetim: Ciaran Foy
Senaryo: Scott Derickson, C. Robert Cargill
Görüntü: Amy Vincent
Müzik: Tomandanty
Oyuncular: James Ransone, Shannyn Sossamon, Robert Daniel Sloan, Dartanian Sloan, Lea Coco, Tate Ellington/ Amerikan filmi

   

    Yine seri haline gelen korku filmlerinden biri. 2012 yapımı ilk Lanet, toplu cinayet işlenmiş bir eve çoluk-çocuk gelen bir yazarın karşılaştığı dehşeti anlatıyordu. Hayaletli Ev tema’sına ünlü anglo-sakson  korku kişiliği boogie-man (ya da boogey-man: ülkeye göre değişiyor!), çocukların aşırı kullanımı ve bir sandıktan çıkan eski filmlerle gelen sinemasal bir dehşet buluşu da katılıyor ve Scott Derrickson’un yazar-yönetmen olarak yarattığı filmi belli bir düzeye çıkarıyordu. (Benim için: X  X  X)

  Devam filmi yine benzer bir öykü anlatıyor. Yine içinde kıyım olmuş bir ev ve oraya gelip taşınan ve ikiz çocukları olan bir aile. Bu kez baba yok: çünkü tam bir it olduğu için kadın boşanmıştır ve oğullarını ondan korumaya çabalamaktadır.

  Buna karşılık, bu işleri bilen eski bir polis aileyi korumaya çalışır: hem babadan, hem de evin içinde özgürce dolaşan, eski cinayetlerin kurbanı olmuş hayalet-çocuklardan...

  Filmin işçiliği yine fena değil. Efektler, kurgu ve kamera yerli yerinde. Ama özünde bir yenilik yok.

    Üstelik burada, artık çocukları birer korku kahramanı olarak kullanma alışkanlığı tavan yapıyor. Ve hiçbir açıdan –ne ahlaki, ne estetik, ne mantıksal- savunulamayacak bir sonuca ulaşıyor.

  Kadro tümüyle yenilenmiş. Geçen filmin yan oyuncusu, yardımsever polis olarak karşımıza gelen James Ransone dışında... İyi de olmuş, çünkü Ransone sağlam bir oyuncu. Annede Shannyn Sossamon’u da beğendiğimi söylemeliyim.

  Sonuç olarak, ancak türün gerçek meraklıları için...

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktör tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasının bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.