21 Ocak 2018

Türk-Yunan kültürlerine bir saygı duruşu

Yunan ritimleri kadar Türklerin Orta Asya’dan beri taşıdıkları o hüzün duygusunu sürdüren ‘alaturka’ nağmelerle birlikte...

 

AMAN DOKTOR     X  X  X
(Djam)

Yönetim ve senaryo: Tony Gatlif
Görüntü: Patrick Ghiringhelli
Oyuncular:  Daphne Patakis, Simon Abkarian, Maryne Cayon, Kimon Kouris, Solon Lekkas, Yannis Bostancıoğlu

Fransa-Yunanistan yapımı.

 

 

Fransız sinemasının Roman (çingene) kökenli, kendine özgü, şiirsel ve ‘müzikal’ sinemacısı Tony Gatlif’i özellikle festivallere gelen filmleriyle tanıdık. Cezayir doğumlu sanatçı 1978’den başlayarak La Terre Au Ventre- Yüzükoyun, Prensler, Latcho Drom, Mondo, Gadjo Dilo- Çılgın Yabancı, Vengo, Swing,  Exils- Sürgündekiler, Transilvania gibi filmleriyle, temelde Balkan duyarlılıkları taşıyan ve hep toplum-dışı kalmış, kültürleri ezilip unutulmuş küçük azınlıkların sorunlarına ve değerlerine eğilen hikâyeler anlattı.

Son filmi Djam adını taşıyan bir genç kız çevresinde dönüyor. Yunan kökenli Djam (Cam okunmalı) amcam dediği üvey babası, Lesbos (Midilli) adasında bir meyhane işleten, aslında müzisyen ve gemici olan Kakurgos tarafından İstanbul’a yollanır: bir tekneyi onarmak için gerekli olan parçayı alıp getirmesi için...

Cam son derece bağımsız, başına buyruk ve özel bir genç kızdır. 20 yaşlarının asiliği içinde her şeye açık, ama ayni ölçüde kırılgandır. İstanbul’da karşılaştığı bir başka genç kızla, Avril (Nisan) adlı Fransız’la arkadaş olur.

Avril günümüzde Avrupa’yı sarsan göçmenler olayı için gelmiştir: Gaziantep’teki mülteci kamplarına gidip yardım etmek üzere...Ama yarı yolda yoldaşlarının ihanetine uğramış ve büyük kentte çaresiz kalmıştır,

Cam ve Avril dost olurlar: zaman zaman kavga edip  ayrılsalar da...Her şey onların Türk-Yunan sınırı üzerindeki gidip gelmelerini anlatan bir yol filmi havasında seyrederken, fonda 1920’lerdeki mübadele sırasında Anadolu’dan göçen Yunanların ülkelerinde yarattığı ve bizim rembetiko, onlarınsa rebetiko dediği o özgün müziği temel ögelerden biri haline getirir.

Bu öyle bir müziktir ki, içinde tüm Akdeniz’in kıvraklığı vardır. Yunan ritimleri kadar Türklerin Orta Asya’dan beri taşıdıkları o hüzün duygusunu sürdüren ‘alaturka’ nağmelerle birlikte... Yıllar önce (1983’de) Costas Ferris’in Rembetiko adlı unutulmaz filminde de gösterdiği gibi.

Ve böylece her müzikli sahne özel bir performansa dönüşür. Arada tipik bizden parçaları da kullanarak: İzmir’in Kavakları’ndan İstemem Babacığım İstemem’e; Ankara’nın Bağları’ndan Harmandalı Zeybek’e; Gel Gel Kayıkçı’dan filme Türkçe adını veren Aman Doktor’a...

Ve hepsi otantik Yunan ve Türk sanatçıları tarafından icra edilerek...Ki aralarında bizim popüler grubumuz Cümbüş Cemaat da olmak üzere...

Filmin büyük ölçüde Cam’ı oynayan Daphne Patakis’in sırtında durduğu açık. Aynı biçimde deneyimli Fransız oyuncusu, Ermeni kökenli Simon Abkarian da çok iyi. İstanbul’un ise oldukça tatmin edici biçimde kullanıldığı söylenebilir.

Bu temalara ve duyarlılıklara ilgi duyanlar için kaçmaz bir film...

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktörün tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasınını bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.