27 Mayıs 2018

Kadın yönetmen, 'erkek işi' filmlerle dalga mı geçiyor?

"Konuşmaların son derece az olduğu, herkesin en lakonik biçimde, üç-beş sözcükle konuştuğu bir filme senaryo ödülü! İnsan şaşırıyor"

HİÇBİR ZAMAN BURADA DEĞİLDİN      X  X  (You Were Never Really Here)

Yönetim ve senaryo: Lynne Ramsay

Görüntü: Thomas Townend

Müzik: Jonny Greenwood

Oyuncular: Joaquin Phoenix, Ekaterina Samsonov, Judith Roberts, Alex Manette, John McCleary, Alessandro Nivola, Dante Pereira-Olson, Scott Price

Amerikan filmi

 

Önceki Cannes festivalinde en iyi erkek oyuncu ve de senaryo dallarında sürpriz sayılan ödüller alan, sonradan da bir kısım eleştirmen tarafından iyice yağlanarak bir başyapıt düzeyine çıkarılan bir film.

Temelde klasik bir hikaye. Geçmişinde son derece ağır, unutulması zor kişisel, ailesel ve toplumsal deneyimler bulunan (ki bunlardan biri çocukken tacize uğraması, bir diğeri de acılı bir Afganistan macerasıdır), alabildiğine acılaşmış ve zalimleşmiş bir adam, tetikçi olarak üzerine aldığı işleri yürütmektedir. Yani yok olması istenen insanları acımasız yöntemlerle öbür dünyaya yollamak...

Kızı kaçırılıp kötü yola düşürülen bir senatörün davasını izlerken, yolu amansız bir kadın tüccarları çetesiyle kesişir. İşin içine yörenin valisi, onun tetikçi adamları ve başkaları da karışır.

Sonuç: bitmeyen bir katliam atmosferi, yoğun bir şiddet, baş döndüren bir cinayetler geçidi. Ve beyazperdede akıp giden kanın kıpkırmızı rengi!...

Bu işi kotaranın bir kadın yönetmen olduğunu bilmek öncelikle şaşırtıyor. Yazar-yönetmen Lynne Ramsay üstelik sakin bir ülkeden, İskoçya’dan geliyor: Glasgow doğumlu. 1990’ların sonlarında başladığı sinemasında az, ama öz birkaç film de var: Ratcatcher, Morvern Callar, en ünlüsü olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız (2012)

İnsan acaba diyor, bir kadının bu filmi yönetmesi, aslında ‘erkek işi’ gözüken böyle bir hikâye seçmesi, tümüyle şu erkek dünyasına alaycı ve eleştirel bir gönderme mi?  Ve aslında Ramsay göründüğünden çok daha zeki biri mi?

Ayrıca biçim ustası olarak tanınmayan Ramsay, bu filmde tüm bunları klasik sinemayı bir yana bırakarak, gayet soyut bir uslup tutturarak, çizgisel bir anlatımı tümüyle parçalayarak veriyor.

Yani son derece kişisel bir sinemasal kıvam. Keskin biçimde sofistike ve içerdiği yoğun şiddeti estetize etme çabasında bir film. Yorumunu kendinize göre yapmanız gereken, çok açık edilmemiş  bir entrika. Ve de türlü-çeşitli biçimsel oyunlar.

Vallahi, tüm bunlar beni çok tatmin etmedi. Doğrusu bir kez daha izleyip üzerinde düşünmeye de içim elvermedi.

Hayranlıktan başı dönüp iki ödül veren 2017 Cannes şenliği jürisine ve yine filme ağzı açık bakan eleştirmen ve seyirci ekibine rağmen... Haydi, oyuncu ödülünü Joaquin Phoenix’in gerçekten başdöndürücü kompozisyonuna verenleri anlarım.   

Ama senaryoya da bir Altın Palmiye vermek? Konuşmaların son derece az olduğu, herkesin en lakonik biçimde, üç-beş sözcükle konuştuğu bir filme senaryo ödülü!.... İnsan şaşırıyor: acaba bizimle alay mı ettiler? Kimdi o festivalin jüri başkanı sahi?...

Bu filme benden bukadar...’Sanat filmi’ meraklıları deneyebilirler.

______________________________________________________________   Not: Son günlerde sinemasever T24 okurlarının yazılarıma ‘like’ yoluyla gösterdiği yoğun ilgiye teşekkür ederim!...  

Bunun verdiği moralle ne işler yapılmaz ki!...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktörün tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasınını bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.