08 Ocak 2021

Güzel değiliz, çirkin değiliz, sadece öfkeliyiz!..

Film özellikle kadın seyirci içinmiş gibi gözükebilir. Ama bence bunu aşarak hepimize sesleniyor. Hele bırakın özgürlüğünü, kadınların yaşama hakkını bile güvenceye alamayan günümüz Türkiyesinde... Bu konuda yapacağımız çok şey var. Ve bu filmi görmekle başlayabilirsiniz!..

BAYAN DEVRİM

X X X

(Misbehaviour)

Yönetmen: Philippa Lowthorpe
Senaryo: Rebecca Frayn, Gaby Chiappe
Görüntü: Zac Nicholson
Müzik: Dickon Hinchcliffe
Oyuncular: Keira Knightley, Gugu Mbatha-Raw, Jessie Buckley, Greg Kinnear, Rhys İffan, Lesley Manville, Phylliss Logan

BFİ (İngiliz) yapımı, 2020

Rebecca Frayn'ın öyküsünden uyarlanmış bu film, başında dendiği gibi "gerçek bir öykü" anlatıyor. Sanırım kadınların özgürlük tarihinde önemli yeri olan, biz erkeklerce pek bilinmeyen, ama öğrenilmesinde yarar olan bir yaşanmış öykü...

1970 yılının Londrasındayız. Genç bir kadın üniversitede okumak için başvurur. Sally Alexander'in aslında yaşı biraz geçmiştir: 15 yaşında okulu bırakıp çalışmış, genç yaşta evlenip ayrılmış ve bir çocuk sahibi olmuştur. Ama Sally tutkulu biridir ve tarih bölümüne kaydolmak için çok isteklidir.

Ancak iki ay sonra yanıt gelir: Kabul edilmiştir. Arada bir TV ekranında dönemin önemli olayı Vietnam Savaşı'ndan haberler gösterilir. Ünlü İngiliz kökenli Amerikan komedyeni Bob Hope askerleri eğlendirmeye gelmiştir (ve bilindiği gibi, bunu çok iyi başarır!).

Tam o sırada Londra'da bir Dünya Güzellik Yarışması yapılmaktadır. Gerçekten de tüm dünyadan gelen  ve ülkelerinin güzellik kraliçeleri olan kadınların yarıştığı... Ama bu olay, biraz da '68 olaylarının yarattığı isyan havası içinde, genç ve asi feministlerden oluşan bir grup tarafından protestoya uğrar. Onlar sırf kadın bedeni üzerine kurulmuş, hemen hepsi erkek olan bir jürinin hakem olduğu bu yarışmaları ataerkil düzenin bir şovu, cinsiyet ayrımcılığının parlak bir örneği olarak görmekte ve ne yapıp edip engellemek istemektedirle

Ve ana kahramanlarımız birden kendilerini bu olayın içinde bulurlar. Bir yandan yumuşak başlı yeni erkeği, öfkeli annesi, küçük çocuğu ve üniversitesiyle yeterince yoğun olan Sally, bu büyük başkaldırıya katılmadan durabilir mi? Öte yandan dönemin büyük takdimcisi Bob Hope da, eşinin hiç istememesine karşın Hollywood'dan Londra'ya gelir ve gecenin sunuculuğunu yüklenir.

Ve kadınlar dünyanın dört bir yanından arz-ı endam ederler. Aralarında siyahlar da vardır: Güney Afrika'dan veya Grenada'dan... Ama azınlıktadırlar ve biri şöyle der: "Bizim renktekiler imkanı yok kazanamaz!" Üstelik "güzel"lerin bazıları da açık biçimde ırkçıdır: Sarışınlıklarıyla parlayan İsveç ya da İngiliz gibi... Ayrıca o dönemde Apartheid denen koyu ırkçılıkla suçlanan Güney Afrika'nın biri beyaz, öbürü siyahi iki güzel sayesinde kendisini ve rejimini aklama çabasına girdiği suçlaması da ortalığı karıştırır. 

Sonunda Sally'nin pek onaylamadığı ve Jo adlı hayli çılgın bir kızın elebaşı olduğu o "radikal feminist" grup, tam törenin ortasında "kadın suistimalinin simgesi" diye niteledikleri bu olayı baltalar. Temel sloganları şudur: "Güzel değiliz/ Çirkin değiliz/ Sadece öfkeliyiz!" Ve kabak biraz da zavallı Bob Hope'un başında patlar. 

Ama tüm bu olay, sonunda güç-bela yapılabilen yarışmanın sürprizli sonuçlarıyla birlikte, kadın özgürlüğü ve feminizm tarihine altın harflerle yazılacaktır.

Film özellikle kadın seyirci içinmiş gibi gözükebilir. Ama bence bunu aşarak hepimize sesleniyor. Hele bırakın özgürlüğünü, kadınların yaşama hakkını bile güvenceye alamayan günümüz Türkiyesinde... Bu konuda yapacağımız çok şey var. Ve bu filmi görmekle başlayabilirsiniz!..

Kuşku yok ki bir kadın yazarın romanından iki kadının senaryolaştırdığı bu hikâyeyi yine bir kadının yönetmesi, filme çok şey katmış. Kadın duyarlılığı ne de olsa başka şey...

Kadın oyuncular da öyle... Özlediğimiz Keira Knightley parlak bir dönüş yapıyor. Siyah dilberlerde Gugu Mbatha-Raw ve Loreece Harrison çok iyiler. Hınzır Jo'da Jessie Buckley, bayan Hope'da Lesley Manville de göz dolduruyorlar.

Bob Hope'da Greg Kinnear ise ayrı bir olay. Benim gibi çocukluğundan itibaren birçok filmini izlemiş biri için özellikle... Çünkü gerçek anlamda bir benzerlik yok!.. Olması da imkansızdı: Hazretin öyle bir suratı vardı ki... Ama Kinnear gibi iyi bir oyuncuyu harcamaktansa, daha iyi bir benzeri aranabilir veya (ona ya da başkasına) daha özenli bir makyaj uygulanabilirdi. Bu arada Bob Hope'un anlatılan olaydan üç yıl sonra (1973'te) öldüğünü anımsatayım.

Bu yepyeni filmin Dijitürk'te oynadığını da belirteyim.

Geçen yılın en iyi filmi pazara

2020 yılının en iyi filmleri tartışmalı oldu. Sanki herkesin ayrı bir listesi vardı. Ve hiçbiri öbürüne benzemiyordu.

Ben kendi açımdan, virüs olayına (yani Mart ortasına) kadar vizyona çıkan önemli filmleri izlemiştim. Bermutad!.. Ve Hayatımızı Değiştiren Filmler 2015-2020 kitabımda görüleceği gibi...

Sonrasında ise o çevrim içi gösterimlere katılamadım. Filmlerimi Dijitürk, NetFlix ve arşivimden seyrettim. Böylece daha çok (ya da yalnızca) bunalım sonrası çevrim içine dalıp seçimlerini oradan yapan (genç veya yaşlı) meslektaşlarımla listelerimiz hiç bağdaşmadı. Belki Boyalı Kuş ve Mank filmlerinin dışında...

Bunu niye yazıyorum? Çünkü benim için 2020 yılının en iyi yabancı filmi olan Görünmez Adam - The İnvisible Man bu Pazar akşamı Dijitürk'te gösterilecek. Bana sorarsanız kaçırmayın...

Yazarın Diğer Yazıları

İstanbul'u kurtarmak: İmamoğlu'nun başarıları ve işbirliği gerekliliği

Güzel İstanbul için bir "konsensus" oluşması, merkezi ve yerel yönetimlerin barış ve anlaşmayla birlikte çalışması şart. Bunun için İmamoğlu diyaloga açık gözüküyor

Vietnam savaşının en karanlık yüzü üzerine

5 Kan Kardeş filmi hakkında: uzun bir serüven ve aksiyon filmi görünümü ardında ırk sorunlarına son derece radikal biçimde yaklaştığı ve özellikle son dönem Amerikasında başkaldıran görkemli siyahi tepkiye mükemmel bir zemin açtığı söylenmeli

Adları benzer, kendileri benzemez iki ilginç film

Atilla Dorsay, Digitürk'te yayınlanan Mary ve Martha ile Netflix'te yayınlanan Malcolm ve Marie filmlerini yazdı