24 Mayıs 2015

Festivalin sonu geldi: Altın Palmiye kime gidecek?

Atilla Dorsay, Cannes'dan yazıyor

CANNES

    68. Cannes festivalinin son günü geldi. Bu akşam, dünyanın en ünlü sinema şenliği parlak bir törenle bitecek.

   100. doğum yıldönümleri nedeniyle unutulmaz sanatçılar Orson Welles ve İngrid Bergman’a özel saygı gösterisinde bulunan festival beklendiği kadar başarılı olmadı mı? Birçok film belli bir düşkırıklığı yaratmadı mı? Tüm bunlar söylenebilir. Ama yine de Cannes’ın büyük etki gücünden ve sinemanın gerçek sanat yanına yıllardır süregelen önemli katkısından şüphe edilemez.

Ingrid Bergman   Hemen hepsinden özetle  de olsa söz ettiğimiz filmler arasında ön plana çıkan üçü var. İtalyan Nanni Moretti’nin özyaşamsal aile dramı Annem. Amerikalı Todd Haynes’in Patricia Highsmith uyarlaması Carol. Ve de Macar Laszlo Nemes’in soykırım öyküsü Saul’un Oğlu. Bu üç filmin ödül listesinde mutlaka yer alması beklenir.

Annem filmi    Beş Fransız filminden geriye kalan başlıca film, Stephane Brize’nin belgesel kıvamındaki emek-emekçi destanı La Loi du Marche- Piyasanın Kuralları. Ayrıca İtalyanMatteo Garone’nin masal filmi Hikayelerin Hikayesi, Norveçli Joachim Trier’in savaş fotoğrafçısı kadın öyküsü Bombalardan Daha Ğüçlü, Kanadalı Dennis Villeneuve’ün ABD-Meksika sınırındaki kaçakçılık öyküsü Sicaro da belki sözü edilecek filmlerden.

 

Sürpriz yapabilecek filmler

 

   Çin sinemasından Hou Hsia Hsen’in Katil filmini ben sevemedim. Ama hayranları var. Bakalım jüri, özellikle de başkanlığı paylaşan Coen kardeşler bunların arasında olacak mı? Ayni şeyi Yunan Yorgos Anthimos’un tuhaf filmi İstakoz için de söyleyebilirim. 

Carol

   Buna karşılık, belli bir sempatiyle yaklaştığım Jia Zhang-Ke imzalı Japon filmi, bir aşk üçgeni çevresinde bu toplumun tarihinden ilginç bir kesit veren Dağlar Yerinden Oynayabilir’in adı anılir mı? Son günü gelip bizi şaşırtan irkiltici ‘tıp öyküsü’ Kronik dereceye girer mi?Ya da yarışmanın son filmi, benim göremediğim Meksikalı Michel Franco imzalı Shakespeare uyarlaması Macbeth ödül alır mı? Bu akşam göreceğiz.

 

Oyuncu ödülleri kime gider?

 

Saul'un Oğlu   Oyunculara gelince...Kadınlardan Annem’le Margaretha Buy (bir Ferzan Özpetek oyuncusu!), Carol’la Cate Blanchett, iki filmiyle birden İsabelle HuppertDağlar Yerinden Oynayabilir’le  Zhao Tao ön saftaki adaylar. Erkeklerde ise Saul’un Oğlu’nu neredeyse tek başına omuzlayan Geza Röhrig başta olmak üzere Piyasanın Kuralları’yla Vincent London, Youth- Gençlik’le emektar Michael Caine, Kronik’le Tim Roth ön plana çıkanlar. 

 

 

Belli olan ödüller

 

    Festivalin kimi ödülleri belli oldu. Jürisinde bizden Altyazı dergisi yazarı Müge Turan’ın da bulunduğu saygın FİPRESCİ  ödülleri, yarışmadan Saul’un Oğlu’na gitti.

     Festivalin yine prestijli Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gösterilen ve bir Fransız yapımı olduğu halde tümüyle Türk sanatçıların yarattığı Mustang filmi ise, bu bölümün özel ödüllerinden, 2003’ten beri  verilen Avrupa Sinemaları Dağıtım Ödülü’nü aldı. Ve yüzlerce filmin sesini duyurmaya.çalıştığı Cannes’ın öne geçen yapımlarından biri olmayı başardı.

 

Fransız yapımı, ama tümüyle bizden!... 

 

Mustang    Yeri gelmişken, bu son derece ilginç film üzerinde de durmak istiyorum. Fransa’da sinema eğitimi almış çifte kültürlü Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun filmi, tümüyle ülkemizde çekilmiş, Türkçe konuşulan bizden bir film. Karadeniz yöresinde bir kasabada yaşayan bir büyük aile. Beş kızkardeşin hepsi de alabildiğine çağdaş, duyarlı ve arayış içinde genç kızlar. Bunların içinde elbette cinsel arayışlar da var.  Civardaki genç oğlanlar, ilk flört denemeleri,  başlarında en ceberrut haliyle duran bir dayının (Ayberk Pekcan) haşin baskısı ve onu dengeleyen eşsiz bir teyzenin (Nihal Yalçın) koruyucu kanatları altında yaşanan bir büyüme serüveni.

    Beş genç kızı oynayan genç oyuncular İlayda Akdoğan, Elit İşçan, Güneş Neziha Şensoy, Tuğba Sunguroğlu ve Doğa Zeynep Doğuşlu, yaşları 13’den başlayıp 21’e ulaşan bu beş genç kız harika. Yönetmen Ergüven, bu gencecik insanları kimi zaman raslantılardan oluşan bir özenle seçip değerlendirmiş.

     Ve film, hepsi birbirine benzeyen taşralardan birinde, bir genç kız olarak büyümenin o zorlu macerasını büyük ustalıkla dile getiriyor. Gerçekçilikle şiiri, isyanla boyun eğişi, komediyle dramı uygun dozlarda karıştırarak...Bu hoş gençlik filmine, ödülüyle birlikte hoşgeldin diyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Lale mevsimini Emirgan korusunda görmek...

Tarih merakınıza, doğa ve yeşil sevdanıza, gezip görme ve yeni şeyler keşfetme içgüdünüze de hitap eden ve gerekli karşılıkları veren bir büyülü kent, bir masal diyarı...

Göçmenlik denen dramın en hüzünlü örneklerinden

Bu güzel, hassas, duygusal film bir yandan talihsiz bir evliliğin, bunun en çok ezdiği bir kadın aracılığıyla anneliğin ve daha da ötesi kadın olmanın çeşitli durumlarına ve zorluklarına değiniyor

Beyoğlu: Sinemaların değil, ama sinema müzelerinin merkezi

Doğrusu bu özenle hazırlanmış müzeyi çok beğendim. Ama elbette daha eksikleri var, hem de çok... İyi bir yönetimle bunlar tamamlanabilir