02 Eylül 2016

Doğaya ve deniz yaratıklarına övgü

Asıl önemi, gerçek seyircisi olması gereken küçüklere sunduğu o müthiş doğa sevgisi ve yaşam övgüsü

KAYIP BALIK DORİ              X  X  X
(Finding Dory)

Yönetmen: Andrew Stanton, Angus MacLane
Senaryo: A.Stanton, Victoria Strouse, Bob Peterson, A. MacLane
Görüntü: Jeremy. Lasky
Müzik: Thomas Newman
Sanat yönetimi: Don Shank

Walt Disney- Pixar yapımı

 

Walt Disney’in yıllanmış (neredeyse yüzyıllanmış!) animasyon egemenliğine taptaze bir soluk getiren Pixar şirketiyle işbirliği, yine harika bir sonuç veriyor. Ve 2003’de ilk ortaklıklarından biri olan Finding Nemo- Kayıp Balık Nemo’ya  benzer bir tad sunuyor. Onun ana temasını bunca yıl sonra daha da üstün bir teknolojiyle yenileyerek…

Kayıp şirin mavi balığımız, İngilizce’de ‘Tang’ denen mercanların balığı Dori, birllkte yüzdüğü ana-babasından biraz uzaklaşıyor. Ve kendisini okyanus yaratıklarının eşliğinde buluyor.

İlk filmden dostları olan Nemo ve Marlin’le birlikte ailesini ya çıkıyor. Bu uzun bir serüven: 90 dakikalık bir filmi dolduracak kadar…

Ve yol boyunca kimlerle, nelerle karşılaşmıyor!.. Elbette çoğu deniz veya denizaltı yaratıkları. Aralarında balinalar, köpekbalıkları, kocaman bir ahtapot (en iyi dostlarından biri oluyor!) ve de deniz aslanından su samuruna, kılıçtan dalgıç balığına, kaplumbağadan deniz analarına türlü-çeşitli yaratık var. Benim favorim ağzı aralık duran büyük bir istiridye oldu: İçinde görkemli biçimde parlayan inciyle birlikte!..

Ve Dory ikide bir ‘hafıza zayıflığından’ yakınıyor. Kuşkusuz her dilde varolan ‘balık hafızalı” deyimine atıfta bulunarak…

Ama ailesini unutmamış, unutmuyor. Ancak yolculukta tanıdığı balıklar da onun yeni ailesi. Nitekim finalde mutlu son gerçekleştiğinde, onlara da veda için son bir riskli yolculuğu göze alıyor..

Böylece Dory, hele bir balık için inanılmaz bir yolculuk gerçekleştiriyor. O mercan kayalıklarından denizleri aşarak California sahillerine ve oradaki ünlü Deniz Yaşam Enstitüsüne varma öyküsü, yalnız sulardan değil karadan, dağ-bayırlar kadar ağır bir trafikle yüklü otoyollardan da geçerek, amacına ulaşıyor. O balık da olsa kararlı, yürekli, cesur ve inatçı bir yaratıktır!..

Hayata ve doğaya bu balık cephesinden bakış oldukça sempatik. Belki son yıllarda hayli yenilenmiş olan türüne, yani canlandırma sinemasına büyük yenilik getirmiyor, bir devrim yapmıyor.

Ama sevimli olduğu kesin. Bence asıl önemi, gerçek seyircisi olması gereken küçüklere sunduğu o müthiş doğa sevgisi ve yaşam övgüsü.

Bir balık gözüyle de olsa, her geçen gün biraz daha harap ettiğimiz o güzelim doğaya ve yok ettiğimiz hayvan türlerine böylesine bir yaklaşım az şey değil.

Filmin 3 boyutlu olup birçok salonda gözlüklerle izlendiğini ve yanılmıyorsam heryerde de Türkçe seslendirilmiş olarak oynadığını eklemeliyim.


Yarın: SİCCİN 3: CÜRMÜ AŞK

 

Yazarın Diğer Yazıları

Güle güle Adalet

Toplumculuğu edebi değerine ve dil hâkimiyetine kesinlikle engel olmayan, tersine onu besleyen bir yazma çabası...

50. yılınız kutlu olsun, Fatoş

27 Haziran 1970, Cumartesi günü Boğaziçi Lalezar Gazinosu'nda Fatoş Güney ve Yılmaz Güney çifti evlenmişlerdi

Trump ve ABD: Her ülkenin kendi siyahları var

Tarih akıp gidecek. Ve bu kendine özgü adam da o uzun galerideki portrelerin arasında yerini alacak: Küçümseme, gülme ve nefret etme arasında bir tuhaf karışım oluşturarak...