02 Şubat 2019

Devasa bir bilgisayar oyunu oynar gibi...

Oyunun yapaylığı, dışardaki gerçek yaşamın izlerini ve izlenimlerini barındırmıyor

ÖLÜMCÜL  LABİRENT    X  X

(Escape Room)

 

Yönetmen: Adam Robitel
Senaryo: Bragi F. Schut, Maria Meinik
Görüntü: Mark Spicer
Müzik: John Carey, Brian Tyler
Oyuncular: Taylor Russell, Logan Miller, Jay Ellis, Tyler Labine, Deborah Ann Wall, Nik Dodani

 

UİP Dağıtım

 

 

Çok özetle dar bir mekanda sıkışıp kalan, korkunun yalnız o mekanın içinde olup bitenden değil, mekanın kendisinden de geldiğini hisseden ve böylece sanki maddi bir baskı ve tehdidi mistik ve gizemli güçlerden değil, daha somut biçimde mekanın kendisinden algılayan insanların öyküsü. Elbette bir asansörde ya da telefon kulübesinde sıkışıp kalanların başına gelenden çok farklı bir öykü. (Ki onların  da filmleri yapıldı ve hayli ürkünçtüler!)

 

Ama bu kez, bu sıkışıp kalma olayı çok daha sofistike, çok daha mekanik ve çok daha organize. Altı ana kahramanımız, bilinmeyen güçlerden kendilerine sunulan küçük siyah kutular aracılığıyla bir yapının içindeki farklı mekanlardan çıkıp kurtulmayı deniyorlar. Ama bu mekanlar öylesine karmaşık bir yapıya sahip ve içlerinde öylesine manevralar dönüyor ki... Buralardan sağ-salim çıkmak mucize gibi. Ama bu mucizeyi gerçekleştirenler de öylesine bir servete kavuşacaklar ki...

 

Böylece bir büyük oyun başlıyor. Mekanların büyüklüğüne, kimi zaman görkemine karşın tam bir bilgisayar oyunu gibi gelişen ve sanki o genç ruhları alıp dev bir makinanın içine tıkan bir oyun. Kurtuluş ise yok gibi...

 

 

Filmin teknik açıdan düzeyli olduğunu, tüm o mekanik kabusların yer yer inandırıcı biçimde yaratıldığını kabul edelim. Ve filmin zaman zaman türünün önemli filmlerini, o saf korkuyu arayan ve aklımızda kalmış dehşet yapımlarını andırdığını: Saw-Testere serisi, Insidious serisi, Cube, Cabin Fever, Cabin in the Woods, vs.

 

Ama bu temel sorunu çözmüyor. Yani o giderilemez bilgisayar oyunu niteliğini. Günümüz gençliğinin (daha çocukluktan başlayarak) adeta mahkûm olduğu, bir köşeye oturup ya da ekran başına geçip kendisini mahkum ettiği oyunların dev bir kopyası.

 

Nicelik değişse de nitelik değişmiyor. Ve oyunun yapaylığı, korku filmlerinin bile asgari ölçüde içermesi gereken doğallığı, dışardaki gerçek yaşamın izlerini ve izlenimlerini barındırmıyor. 

İşte böyle. Çocuklar-gençler ya da o yaşları aşamamış olanlar ilgi duyabilir. Ama benim kuşağım ve yakınları böyle bir filmi kolay kolay sevemez ve savunamaz. Aslında korku sinemasını -en azından kendim için söyleyeyim- öylesine sevse de...

 

103 yaşında bir diva

 

Orada, Fransa’da bir yerde en  sakin biçimde yaşıyor. Tam 103 yaşında. Sinemanın diva’larından bir Amerikan  oyuncusu. Çifte Oscar sahibi Olivia de Havilland.

Ve ben bu ayki Milliyet-Sanat’da çıkan My Cousin Rachel- Kader Yolcuları yazımı onun için yazdım. Sinema tarihini seven dostlara duyurmuş olayım.

 


Önümüzdeki günlerde: Organize İşler-2

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Müthiş bir 'yasak aşk' öyküsü; bir dişil estetik zirvesi

Bence bu son derece kendine özgü bir film. Türünde bir zirve; dişil bir estetiğin görkemli zaferi

Yeniden moda olan Hat sanatıyla aşk arasında...

Dilsiz, bir hikaye anlatmaktan çok, kendisini unutulmuş bir sanata adamışlığı simgeliyor

Ünlü melekler dönüyor ve yolları İstanbul’a düşüyor!

Belli bir akışkanlık içerse de türünde öne çıkamayan bir film