12 Mayıs 2018

Cellat ve kurbanı karşı karşıya...

Vakit geçirmek için kolayca öğütlenebilecek bir film...

 

10 X 10      X  X  X

Yönetmen: Suzy Ewing
Senaryo: Noel Clark
Görüntü: Aaron Reid
Oyuncular:  Luke Evans, Kelly Reilly, Noel Clark, Olivia Chenery, Jason Maza

Amerikan filmi

 

Dışarda hayli düşük puanlar almış olsa da sonuç olarak kendisini yeterince izletebilen bir psikolojik gerilim.

 ‘Amerikan tarzı hayat’ın taşra aşamalarını sergileyen bir genç kadın: alış-veriş, bir spor salonunda jimnastik, sonra şık arabasıyla yola çıkma...

Daha doğrusu tam çıkmak üzereyken, baştan beri onu izlediğini gördüğümüz, sakalı uzamış, şüpheli halli ve kötücül bakışlı bir adam tarafından kaçırılması. Ve arabanın bagajına tıkılarak bir eve getirilmesi.

O ev başlı başına bir hikaye!...Özellikle Amerikan dizilerinde hep görüp şaştığım şeylerden: öyle bir ev ki, başta salon hemen tüm mekanları yerden tavana kocaman cam pencerelerle dışarı bakıyor. Mahremiyet duygusunu hiç tanımamış, sanki özel hayatı reddeden ve evde yaşanan her şeyi dışarıya sunan bir teşhirci zihniyetin yuvası.

Oysa tam da tersi olması gerekiyor. Çünkü kahramanımız Lewis, o eve getirdiği Cathy ile çeşitli aşamalar içeren uzun bir ilişki yaşayacaktır. Bu bir tecavüz, fidye veya cinayet girişimi değildir. O masum kadınla her haliyle şiddeti çağrıştıran erkek, aslında farklı rollere sahiptir. Ve hikâye ilerledikçe, kurbanla celladının yer değiştirmesi söz konusudur.

Neyse, fazla açmayayım, moda deyimiyle ‘spoiler vermeyeyim!’. Çünkü bu aslında sıradan biçimde anlatılmış filmin gerçekten de sürprizli bir öyküsü var. Ve bunları ima etmek bile seyircinin keyfini kaçırabilir.

Böylece, bir avuç kahramanın yaşamının söz konusu olduğu bu hikâyeye kapılmak, kadın-erkek ilişkileri kadar geçmişten gelen sırlarla, suçlarla, pişmanlıklarla yüklü olayları izlerken bir bulmacayı çözmenin tadını duyumsamak da az şey değil. Bu açıdan, vakit geçirmek için kolayca öğütlenebilecek bir film denebilir.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yürek yaralayan bir baba-oğul ilişkisi

Film gerçekten de son derece dokunaklı öyküsüyle kalplerimize sesleniyor. Fonda yeşillikleri, barları, sarhoşlukları, country'den rock'a giden müziği ve naiflikle karışık kötülükleriyle "derin Amerika" yatıyor. Ön planda çok az süren, ama acısını film boyu hissettiren bir baba-oğul dramı

Kirlenen deniz ve yok olan doğa mı dediniz?

Ülkemize uğramamış bu film, özellikle çevre sorunlarına ilgi duyanlarca izlenebilir, hatta izlenmeli