11 Mart 2017

'Absürd' ve abartma üzerine kurulan popüler güldürü

böylesine absürd üzerine kurulu bir mizahın aslında bize uygunluğu tartışılır!..

DELİ AŞK       X  X  ½

Yönetmen: Murat Dündar, Murat Emre Kaman
Senaryo: Emrah Kaman, Murat Emre Kaman
Görüntü: Gökhan Atılmış, Türksoy Gölebayır
Müzik: Ali Seval
Oyuncular: Emrah Kaman, Pelin Akil, Şafak Pakdemir, Gülhan Tekin, Burak Çelik, Toygar Avanoğlu, Nilperi Şahinkaya, Muhittin Korkmaz, Cem Yılmaz, Zafer Algöz, Yasemin Öztürk, Abdullah Şahin

CMYLMZ Fikirsanat yapımı

 

 

Geçen yıl Kaçma Birader filmleri hayli ilgi gören (ben filmi göremedim) Murat Emre Kaman- Emrah Kaman ikilisi, yine ayni tür bir filmle karşımıza geliyorlar. Bu kez Cem Yılmaz’ın himayesine sığınmış olarak: Yapımcı ve konuk oyuncu kimlikleriyle...

Bu alabildiğine uçarı film, Adana’da Maraş dondurması satarak geçinen Ekrem’in öyküsünü anlatıyor. Yar-ü vefakarı Fuat ve onun uzatmalı sevgilisi ile vakit geçiren Ekrem, halk kızı Neşe’ye vuruluyor. Ama ona hayli kalabalık tanıklar önünde yaptığı evlenme teklifi geri çevriliyor

Ekrem ne yapıp edip onun gönlünü almaya çalışırken, bir payvonda çalışan alımlı bir kız, Amerikalı bir dönme gibi enteresan tiplerle tanışacaktır. 

Film ne pahasına güldürmek gibi aslında soylu, ama riskli bir amaçla çekilmiş. Son derece kalabalık diyaloglar, son dönemin Amerikan TV dizilerinde de çok rastlanan alabildiğine absürd bir mizah anlayışı, abartılı bir oyunculuk.

Tüm bunlar özellikle ilk başlarda geriye tepmiyor değil. Hatta 10-15 dakika sonra teslim bayrağını çekip çıkmak fikri bile uyanıyor.

Ama sabredin... Çünkü giderek film açılıyor, komedi unsuru kendisini gösteriyor ve yer yer de olsa sıkı biçimde gülmeye başlıyorsunuz. Birçok bölümde görsel bir komedi anlayışı da gelip çatıyor: Maraş dondurmasının alabileceği her tür biçim, boyut ve işlev. Yaşlı kadınların bile dahil olduğu çılgın araba takipleri.

Filmdeki bir avuç Amerikalı ise Adana yakınındaki Amerikan üssünü akla getiriyor. Zaten onun varlığı düşünülerek yazılmış. Ve bu iki halkın aslında sık sık gündem oluşturan ilişkileri bir komedi düzeyine indirgenmiş.

Ya da en ekstrem (uç) biçimde tasarlanmış eksantrik tipler: O bin yaşındaki Amerikalı ‘trans’ büyükanne (Ben tanıyamadım, ama binbir surat Zafer Algöz’müş!..) Onun oğlu olduğu anlaşılan sırım (ya da sırık) gibi Amerikalı asker Jeremy Jackson... Ki yakışıklı Burak Çelik gayet iyi.        

Bizzat Cem Yılmaz ustanın ‘çizdiği’ alkolik ruh doktoru, aslında pavyon kadını değil, pavyon sahibi olan alımlı Zeynep, ya da özlediğimiz Abdullah Şahin’in oynadığı saçları dimdik havada büyükbaba gibi...

Baş rolde Emrah Kaman ise cömertçe kullandığı, sık sık bir seri karikatür ya da bir animasyon kahramanı haline getirdiği yüzünde, her bir organını ayrıca değerlendiriyor: Ağzından dişlerine, burnundan çenesine, bıyıklarından kaşlarına... Kendine göre bir fenomen!.. 

Sonuç olarak güldürme sanatı adına geride bir şeyler bırakabilen ve birkaç sahnesiyle ‘alaturka komedi’ antolojisine girebilecek bir film. Yine de böylesine absürd (‘saçma’) üzerine kurulu bir mizahın aslında bize uygunluğu tartışılır!..

Yazarın Diğer Yazıları

Yeniden moda olan Hat sanatıyla aşk arasında...

Dilsiz, bir hikaye anlatmaktan çok, kendisini unutulmuş bir sanata adamışlığı simgeliyor

Ünlü melekler dönüyor ve yolları İstanbul’a düşüyor!

Belli bir akışkanlık içerse de türünde öne çıkamayan bir film

Hayatımızı yaratan küçük şeyler büyük şeylere dönüşürse...

Filmin özetlemeye çalıştığım hikayesinden çok daha önemlisi, bize gösterdiği çevre. Belli bir iş dünyası; büyük ya da orta şirketler, yeni moda olan meslekler... Bitmeyen iş, kariyer, başarı, mutluluk diyalogları...