22 Temmuz 2019

Petrol ablukası yoluyla Şam'a diz çöktürmek

Şimdi, İran petrolünü kısarak Tahran’ın yanı sıra Şam’a da diz çöktürmeyi deneme dönemi!

Suriye Savaşı’nın şu safhasında dikkatler sık sık, oralara uzakmış gibi görünen bir coğrafyaya, Hürmüz Boğazı’na çevriliyor. Kuşkusuz bunun temel nedeni, Washington’un Obama döneminde Tahran yönetimiyle imzaladığı nükleer anlaşmadan 8 Mayıs 2018’de Başkan Trump’ın kararıyla tek yanlı olarak çekilmesi akabinde tırmanan İran-ABD gerilimi. Ancak Akdeniz’deki bazı petrol tankerlerine el koymaya kadar uzanan gerilimin bir nedeni de, ABD ile İngiltere’nin, Suriye’yi, iktisadi çarklarını döndürmek için ihtiyaç duyduğu petrolü İran’dan da alamaz bir konuma getirme çabası.

İşte bu nedenle özellikle İngilizler Suriye’ye petrol taşıdığını düşündükleri İran tankerlerini Akdeniz’de alıkoyabiliyor, Mısır’ı fiştekleyerek Suriye’ye giden İran gemilerinin Süveyş Kanalı’ndan geçmesini engelliyorlar. Amerikalılar ile İngilizler bu çerçevede Hürmüz Boğazı’na da bir tür kuşatma uygulamaya kalkışıyor, bölgede insansız hava araçları uçurarak ve İran karasularını ihlal ederek Tahran Yönetimi’ni kışkırtma çabasına girişiyorlar. Böyle olunca da, bu sefer İran “göze göz dişe diş” bir yaklaşımı aşmayan bir yaklaşımla o hava araçlarını düşürüyor, Hürmüz Boğazı’ndaki kimi İngiliz tankerlerine müdahale ediyor.

Fırat’ın doğusundaki Suriye topraklarını işgal ederek bir anlamda Şam Yönetimi’ne ait olan petrol yataklarına da çökmüş olan ABD ve müttefikleri açısından burada kritik olan, 2011’de giriştikleri toplu tüfekli savaşla ulaşamadıkları hedefe, yaptırımları genişletmek yoluyla, yani ekonomik savaşla ulaşmayı denemek. Bir diğer deyişle, İran ve Rusya’nın desteğiyle toparlanmaya çalışan Suriye’nin ihtiyaç duyduğu petrole en azından “Esad iktidardan gidene kadar” erişmesini engellemek.

Böyle olunca da, petrol ihracatının sıfırlanması istenen İran yeniden “hedef tahtasına” kondu. Zira, tanker izleme şirketlerine göre İran, Suriye’ye 2018 yılında ayda 1- 3 milyon varil petrol gönderiyordu. Ancak ABD'nin yoğunlaşan yaptırımları nedeniyle bu sevkiyatlar 2018'in sonuna doğru çok çok azaldı. 2 Mayıs'tan itibaren İran petrolüne yönelik yaptırımlardan muafiyetleri de kaldırdı ABD. Yani, Washington İran'dan petrol alan müttefiklerinin de aralarında olduğu ülkeleri tek taraflı yaptırımlarla tehdit etmeye başladı. Bu durum, Suriye’nin işini daha da zorlaştırdı.  

Aslına bakılırsa Suriye’de savaş koşulları hâkim de olsa, su gibi petrol de bir şekilde “yolunu buluyor” ve birtakım aracılar sayesinde ihtiyaç sahipleri arz ile buluşabiliyor. Ülkede bu çerçevede aracılığıyla öne çıkan isimlerin başında Halepli tüccar Muhammed ve Hüsam Katırcı kardeşler geliyor. Katırcı kardeşler özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) denetimi altındaki petrol kuyularından çıkarılan ham petrolü Suriye’ye taşımalarıyla ünlü oldular. Katırcıların ilkin Haseke muhafazasındaki Rümeylan, Karaçok ve Süveydiye bölgelerinden çıkarılan petrolü tankerlerle Humus ve Banyas’a taşıyarak aracılık ettiği bu alışveriş hem Şam Yönetimi’nin ihtiyacını giderdi hem de bu sayede ciddi bir servet ve güç edinmelerini sağladı. Katırcılar savaş döneminde önce IŞİD sonra SDG denetimindeki bölgelerden - özellikle Muhammed Faysal el Hüveydi’nin şeyhliğini yürüttüğü el Diyab aşiretiyle iyi ilişkileri sayesinde- Şam Yönetimi’nin kontrolündeki bölgelere petrol dışında buğday ve pamuk ticaretinde de öncü rol oynadılar.

 Ancak ABD yönetimi SDG denetimi altındaki petrol yataklarından Şam Yönetimi’ne petrol satışını engelleyici bir “önlem” alınca bu yol bir süre etkilendi bu durumdan. Şimdi son olarak öğreniyoruz ki, Esad ailesine de yakın olduğu söylenen Hüsam Katırcı, Fırat’ın iki yakası arasındaki petrol trafiğinin güvenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak için milis güçleri kurmuş.  Syrian Observer’ın Al Souria.net haber sitesine dayanarak aktardığı bilgiye göre, Katırcıların kurduğu milis güçlerinin merkezi, Deyrizor’un doğusundaki Ebu Kemal kırsalındaki el Abbas köyü. Irak sınırına da yakın olan Ebu Kemal bölgesi 2017 yılının sonlarında IŞİD’in elinden alınmış ve hem kentin hem de Suriye-Irak sınırının kontrolü Şii milislerin de yardımıyla bölgeye ABD desteğindeki SDG güçlerinden önce ulaşan Suriye Arap Ordusu’na geçmişti.

Suriye Petrol Bakanlığının verilerine göre, Mart 2011'de başlayan iç savaştan önce, ülke genelinde günlük yaklaşık 385 bin varil petrol üretiliyordu. Bunun 150 bini ihraç edilirken, kalanı Humus ve Akdeniz kıyısında yer alan Banyas’taki rafinerilerde işlenip iç tüketimde kullanılıyordu. Savaşla birlikte Suriye’nin petrol üretimi bir ara günlük ortalama 7-10 bin varile kadar düştü, şu anda 20-25 bin varil seviyesinde olduğu tahmin ediliyor.

İç savaştan önce petrol ihracatı, ülkenin gelirlerinin yüzde 25'ini oluşturuyordu ve yüzde 95'i Avrupa Birliği'ne satılıyordu.

O günler geride kaldı. Şimdi, İran petrolünü kısarak Tahran’ın yanı sıra Şam’a da diz çöktürmeyi deneme dönemi!

Irak’ın Suriye’yi de dahil eden arayışları

Bölgedeki petrol ticaretini tehdit eden gelişmeler komşu ülkeleri de olumsuz etkiliyor tabii. Ürettiği günlük 4 milyon varile ulaşan ham petrolünün büyük bölümünü Basra Körfezi’ndeki limanından, daha küçük (olan ve günde 250 bir varil civarındaki) bölümünü ise Kerkük-Ceyhan boru hattı üzerinden taşıyarak ihraç eden Irak, bu güzergahlarda yaşadığı güvenlik sorunlarının yoğunlaşması üzerine riskini azaltmak üzere Suriye ve Ürdün üzerinden Akabe Limanı yoluyla (Kızıl Deniz’e ve oradan da) Akdeniz’e ulaşacak yeni bir boru hattını daha hayata geçirmek için kolları sıvadı. Geçtiğimiz Şubat ayının sonlarında Ürdün ile günde 2 milyon varil ham petrol taşıyacak bir boru hattı için 18 milyar dolar tutarında bir anlaşma imzalayan Irak yönetimi son açıklamasıyla, planları arasına Suriye’yi de dahil etmiş bir görüntü veriyor.

Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi 9 Temmuz günü düzenlediği bir basın toplantısında, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin Irak ekonomisi üzerindeki potansiyel etkilerine dikkati çekerek ihracat yaptığı güzergahları çeşitlendireceklerini açıkladı. Başbakanın verdiği bilgiler, 2022’ye kadar ham petrol üretimini günlük 6,5 milyon varile çıkartmayı hedefleyen Bağdat Yönetimi’nin yeni güzergahlara Suriye’yi de ilave ettiğini göstermesi açısından önemliydi. Zira OPEC’in Suudi Arabistan’dan sonraki en büyük petrol üreticisi olan Irak’ın Başbakanı Adil Abdülmehdi, planlanan boru hattının bir çıkışının da Suriye’nin liman kentlerinden biri olacağını vurguladı.


twitter: @akdoganozkan

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

İdlib dersleri -1

HTŞ nasıl oldu da İdlib’in güneyindeki toprakları bu kadar hızlı bir şekilde yitirdi; Ankara bu çatışmaların böyle bir kronolojiyle ve bu şekilde sonuçlanacağını neden öngöremedi?

Suriye’nin kuzeyinde ‘Güvenli Bölge’ye ne kadar yakınız?

Trump, ABD askerini eve döndürmeden Ankara’ya istediği gibi bir “zafer coğrafyası” armağan etmeyecek gibi görünüyor

Olası kuzey Suriye operasyonunun şifreleri

Fırat’ın doğusundaki gelişmelerin batısındaki gelişmelerden bağımsız ilerleyeceğini düşünmemek lazım