21 Aralık 2015

“IŞİD gibi bir düşmanın varken, dosta ne hacet!”

Suriye ve Irak coğrafyasında at koşturan uluslararası güçlerce yürütülen operasyonların tümünün kılıfı IŞİD...

İnsanın böyle bir dostu varsa, düşmana ne hacet” şeklindeki özdeyiş belki Suriye Savaşı’nın ilk safhasında başvurulabilecek vecizelerimizdendi. Bugün Suriye ile başlayıp Irak topraklarını da içine alan savaşa bölgesel ve küresel güçlerin dahil olması akabinde olup bitenlere ve tabii bitmeyenlere bakarak, IŞİD yani nam-ı diğer Daeş bahsinde “insanın böyle düşmanı varsa, dosta ne hacet” diye bir özdeyiş türetmek daha uygun olacak sanki.

Zira, IŞİD, böyle hedeflemese de, dünya üzerinde gelmiş geçmiş en kullanışlı (!) “düşman” adı oldu çıktı.

Tarihte bu kadar çok sayıda ülkenin “düşman” bellemek için yarışa girdiği bir başka örgüt, yapı bulmak neredeyse imkânsız.

Bugün Suriye ve Irak coğrafyasında at koşturan uluslararası güçlerce yürütülen operasyonların tümünün kılıfı IŞİD olmuş durumda.

Sözüm ona herkes onunla savaşıyor, herkes onun direncini kırmaya çalışıyor.

Örgüt, “Ed-Davlet'ül İslâmiyye fi'l Irak ve'ş Şam” (والشام  العراق  في  الاسلامية  الدولة - Irak ve Şam İslam Devleti) resmî adıyla Irak’ın Felluce kentinde bir devlet ilan ettiğinde tarih yaprakları 3 Ocak 2014 tarihini gösteriyordu. Yani Batı dünyasında Devlet'ül İslâmiyye”nin kısaltması olarak “DAEŞ/DAİŞ” diye anılan bağımsız devlet bir-iki hafta içinde 2 yaşına basmış olacak.

2014’ün hemen başında kurulan bu yapı 10 Haziran 2014 tarihinde petrol kuyularıyla bilinen, Irak'ın ikinci büyük kenti Musul’da ve onun başkenti olduğu Ninova vilayetinde denetimi tamamen ele geçirdi! ABD önderliğindeki uluslararası koalisyon kanlı infaz görüntüleriyle Batılı yayın organlarında infial yaratan örgüte o tarihten sonra -sözüm ona- çok kararlı bir savaş açtı.

İlginç bir savaş! Aradan geçti 18 ay! Ancak 2003’te aynı topraklarda “kitle imha silahlarına” sahip olduğu söylenen Saddam Hüseyin’in 375 bin kişilik güçlü, düzenli ordusunu 1,5 ay gibi kısa bir sürede imha eden ABD ve uluslararası koalisyon güçleri, bugün CIA rakamlarına göre topu topu 20-30 bin kişilik bir mevcudu olan bu “terörist örgütü” tutundukları mevzilerden 1,5 yıldır söküp atabilmiş değiller!

Neden?

Çünkü başta da söylediğim gibi, çeşitli petrol, doğalgaz ve silah şirketlerinin sponsorluğunda ve Körfez İşbirliği Konseyi-NATO elbirliğiyle bütün bir Mezopotamya coğrafyasına üşüşmüş uluslararası aktörler, savaştaki gerçek niyet ve hesaplarının üstünü örtmek üzere IŞİD’den daha elverişli bir yapı ve mazeret bulamazlar da ondan! Böylesi “çok kazandıran” ve de savaşın gerçek sebeplerine ve sponsorlarına odaklanmaya engel olan bir örgütü kim neden hemen bitirip harcasın ki!

Katar doğalgazının Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşınması projesine taş koyan Şam yönetimine karşı Suudi parasıyla savaşan bütün El Kaide artığı örgütleri eğitip donatmak mı istiyorsunuz?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

İran nüfuzuna Irak’ta fren yaptırmak üzere IŞİD’e Şii milisleri yavaşlatıcı bir hava desteği mi sağlamak peşindesiniz?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

Hedefiniz Suriye Ordusunun Akdeniz’e çıkışını kapatmak için mücadele eden Selefi cihatçılara destek vermek üzere rejim güçlerine füze yağdırmak mı?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

IŞİD’in gizli petrol sevkiyatını gerçekleştiren akaryakıt tankerlerini bombalayarak örgüte kış öncesi lojistik bir darbe indirmek isteyen (ve artık fazla ileri giden) Rusların hızını kesecek bir takım karışık işler mi tezgahlamak istiyorsunuz?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

BM’nin ilan edeceği ateşkes öncesinde kritik bazı mevzilerin Suriye ordusunun eline geçmesini engellemek üzere Ahrar’üş Şam gibi bazı El Kaide artıklarına destek verecek operasyonlara mı girişeceksiniz?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

Avrupalı müşkülpesent müttefiklerinizin sahaya gelip NATO’ya bir hayat öpücüğü vermesini mi arzuluyorsunuz?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

Musul’a asker sevkiyatı yapmak, abilere özenip BM ateşkesi öncesinde mevzi tutmak, yarın öbür gün IŞİD’in çekilmesi akabinde federatif yapılardan birinde bir darbe mi tezgahlamak istiyorsunuz? Rojava’daki iki kantonun üçüncüsü ile birleşmesine set çekmek, Diyarbakır’dan peşi sıra savaş uçakları kaldırıp Kürtleri bombalamak mı istiyorsunuz?

Gerekçeniz hazır: “IŞİD ile savaşıyoruz!”

Her oyuncuya gerçek düşmanıyla yaptığı savaşı gizlemesine olanak tanıyabilen bir yapı olarak işlev görüyor IŞİD.

Dolayısıyla bölgedeki askeri varlığını kesintisiz sürdürebilmek için dünya kamuoyunun gözünde “haklı dava” meşruiyetine ihtiyaç duyan güçler “amanın IŞİD!” diyorlar; gerisi kendiliğinden geliyor. “IŞİD’le savaş” Ortadoğu satrancında isteyene arzuladığı meşruiyeti altın tepside sunarak asıl çıkarlarına ulaşmasını sağlayacak kapıları açabiliyor!

Tabii bu kapıların açılabilmesi için, önce böyle bir canavarın imal edilmesi ve PR’ının (!) yapılması gerekiyordu. Nitekim, Arap dünyasından Irak’a büyük bir cihatçı akını başlayacağını ve Selefi cihatçı bir örgütün (IŞİD) çok güçleneceğini, hatta bu bölgede bir “halife” atayacağını Amerikan yönetiminin Kasım 2012 tarihli başkanlık seçimlerinden üç ay öncesinden bildiğini gösteren Savunma Bakanlığı belgeleri var.

Yine Amerikan hükümeti belgelerinden bildiğimiz bir diğer husus da, Kaddafi rejiminin düşmesinin ardından Libya’dan Suriye’deki cihatçılara aralarında Howitzer füzeleri ile RPG tanksavar silahlarının da bulunduğu silah sevkiyatları yapıldığı, ancak 2012 yılı Ağustos ayı sonlarında yapılan bu sevkiyatlardan haberdar olan Amerikan hükümetinin ileride IŞİD’in eline geçecek olan bu silahlarla alakalı olarak kılını dahi kıpırdatmadığı.

IŞİD, Irak ile Suriye’nin elindeki petrol kuyularına konarken seyredip bu şekilde onu büyütenler şimdi kuyu başlarına Suriye ve Irak ordusundan önce gelerek emanetçilerini ekarte etmenin sofistike hesaplarını yapıyorlar.

E, onlar yıllar önce ektikleri tohumların semerelerini kan ve acılar üzerinden toplama uğraşındalar. Bir de “ekende yok, dikende yok, ama yiyende ortak olmak isteyen (Neo-) Osmanlı” var. “Amanın IŞİD” diyerek ve türlü alicengiz oyunlarıyla!

Bu kadarı Özal’ın 1991’deki “bir koyup üç alma” çiğliğini bile kat be kat aşan boyutlarda. “Çek tanklarını” diyenler ve çektirmesini bilenler, yani bu oyunun asıl sahipleri ise bunun gayet iyi farkında.

Soru şu ki, bu ülkenin vatandaşları olarak bizler, adımıza oynananların ne kadar farkındayız?

(Haftaya: IŞİD’in Tohumları Ne Zaman ve Nasıl Ekildi?)


twitter: @akdoganozkan

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni dönemin sembolü olan silah sistemleri

Son yıllarda en çok obüsler, SİHA'lar ve tabii S-400 konuşulmuş olsa da, Türkiye'nin yeni dönemdeki savunma doktrinini en iyi sembolize edecek silahlar hem NATO hem de Rus menşeli silahların kullanımına imkân vererek tasarlanıp üretilen sistemler olacak gibi görünüyor

Yeni Soğuk Savaş ve "Hadiselerle Dolu 10 Yıl: 1937-1946"

İsmet İnönü'nün "Encyclopedia Britannica" için 1947 yılında kaleme aldığı ve devletin zirvesinin II. Dünya Savaşı yılları ile uluslararası ilişkilere bakışını yansıtan çok önemli makalesini 74 yıl sonra T24 okurları için yayımlıyoruz

Tahran, Washington'a karşı müzakere saflarını sıklaştırdı

Önceki hükümeti, "17 gol yiyip, 'ben olmasaydım 30 gol yerdik,' diyen bir kaleciye" benzeten yeni Cumhurbaşkanı Reisi ile İran, Washington'a "kolay lokma olmayacakları" mesajı da veriyor