Eğitim

Eski ÖSYM Başkanı: İstifa kendi kararımdı; üniversiteme dönüp entllektüel dünyamla baş başa kalacağım

"ODTÜ'de çok iyi hocalar vardı"

27 Ağustos 2017 11:45

Geçen hafta istifa eden ÖYSM Başkanı Ömer Demir, "İstifa kendi kararımdı" dedi. Demir, "Bundan sonra ne yapacaksınız?" sorusunu, "Buraya gelmeden önce Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nin kurucu rektörüydüm. İstifa dilekçesini verdikten sonra ilk iş, üniversitede bana hangi odanın ayrıldığına bakmaya gittim. Üniversiteme dönüp entelektüel dünyamla baş başa kalacağım" şeklinde yanıtladı.

ÖSYM'nin bu seneki sınavda yaptığı yanlış hesaplama sonucu 1110 adayın kazandığı bölüm değişmiş, 1499 adaya da "Pardon, kazanamadınız" denmişti. Bunun üzerine ÖSYM Başkanı Ömer Demir, "İlgili personelin kasıt taşımayan dikkatsizlikleri sonucu ortaya çıkan yerleştirme hatası nedeniyle ÖSYM'nin kurum olarak tartışılmasının önüne geçmek maksadıyla görevden ayrılma talebimi ilgili makama bugün itibarıyla sunmuş bulunmaktayım" diyerek istifa ettiğini açıklamıştı.

İstifa eden ÖSYM Başkanı Prof. Ömer Demir, Gazete Habertürk'ten Kübra Par'a konuştu.Demir, sorulara şu cevapları verdi:

- ÖSYM Başkanlığı'ndan neden istifa ettiniz?

İstifamı açıkladığım basın toplantısında, arkadaşlara açık çek verdim. "ÖSYM ile ilgili ne sormak isterseniz, ilgili uzmanını bulup size cevap vereceğim ama bundan sonra ÖSYM hakkında hiç konuşmayacağım" dedim. Sizden de bu kararıma uymama yardımcı olmanızı bekliyorum.

- "ÖSYM Türkiye'nin en güvenilir kurumlarından biriydi ama son dönemde üst üste hatalar yapılıyor" diye düşünenler var. Sizce sorun temel olarak nereden kaynaklanıyor?

O konularla ilgili açıklama yapmayacağım.

- Basın açıklamasında yerleştirme hatasının personelin kasıt taşımayan dikkatsizlikleri sonucu ortaya çıktığını söylemiştiniz. Daha tecrübeli ekipler gelseydi durum değişir miydi?

Daha tecrübeli ekip meselesine girmek çok anlamlı değil, çünkü bir iş yaptığınızda muhakkak eksiklikler olur.

- Peki, istifa etmeniz kendi kararınız mıydı?

Tabii.

- Bunu sizden isteyen oldu mu?

Hayır, ben bunun doğru olacağını düşündüm. Bir yere katkı sağlamak bulunmakla da, ayrılmakla da olur.

- Sosyal medyada "Türkiye'de istifa mekanizması yoktu, nasıl oldu da bir bürokrat istifa etti?" diyerek sizi takdir edenler de oldu. Bunlara ne diyorsunuz?

Neden istifa ettiğimi açıkladım. Onun dışında bir şey söylemek yaptığım işin değerini azaltır. "İstifa etti ve üstüne de konuşuyor" denmesini istemiyorum.

- "Mağdur edilen öğrencilerin çoğunun imam hatip mezunu olması bu istifayı getirdi" diyenler var. Doğru mu?

Bunu şu anda sizden duyuyorum.

- Bundan sonra ne yapacaksınız?

Buraya gelmeden önce Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nin kurucu rektörüydüm. İstifa dilekçesini verdikten sonra ilk iş, üniversitede bana hangi odanın ayrıldığına bakmaya gittim. Üniversiteme dönüp entelektüel dünyamla baş başa kalacağım.

"İptal edilen sorular ekol farklılığından kaynaklanıyor"

- Sınav sorularının açıklanmaması kararı da çok tartışma yaratmıştı. Eskiden açıklanıyordu, şimdi neden açıklanmıyor?

İnsanlar kurumların çok nitelikli sorular hazırlamalarını ve bu soruların eşdeğer olmasını istiyor. Peki şu anda ölçme biliminin, insanlar üzerinde hiç denenmemiş, kitlenin bilip bilmediği ölçülmemiş bir soruya çözüm ürettiği görülmüş mü? Soruları yayınlama meselesi iyi bir ölçme sisteminin en büyük düşmanıdır. Bir taraftan çok iyi sınav olmasını, öte taraftan da soruların yayınlanmasını istiyorlar. Bu bir paradokstur.

- Soruları açıklamazsanız yanlış soruların denetimi nasıl olacak?

Bir hoca sınıfta yanlış bir şey anlatınca bunun denetimi yapılıyor mu?

- Ama burada insanların kaderini etkileyen bir durum var.

Bir öğretim üyesine, "Sen şu soruyu hazırla", bir diğer öğretim üyesine de, "Sen de bu soruyu kontrol et" diyoruz. Bunlar zaten yapılıyor. Şu an iptale konu olan soruların büyük bir kısmı ekol farklılığından kaynaklanıyor. Birisi ders anlatırken, "ÖSYM sınavlarında bu soru sorulur ama aslında doğru değildir" demeye devam ediyor. Ekol farkı var. Sınavlara ilişkin konularda hatalı soru meselesi Türkiye'nin gündeminde önemli bir şey değildir.

- 2015 KPSS'de 12 hatalı sordu vardı.

O sene 1300 soru soruldu.

- Ama 12 soru birilerinin kaderini etkileyecek rakam değil midir?

1300 sorudan 12 soruyu çıkarın, geriye kalan rakam takdir edilecek kadardır.

"Sınav Türkiye'de adaletin ve hakkaniyetin sembolüdür"

- Sizin de istifa etmenize neden olan üniversite sınav sisteminin gerekliliği yıllardır tartışılıyor. Sınav olmadan üniversiteye öğrenci yerleştiren pek çok ülke var. Üniversite sınavı gerçekten vazgeçilmez mi?

Sınav Türkiye'de adaletin ve hakkaniyetin sembolüdür.

...

- "Dershaneler kapatıldı" deniyor ama biliyoruz ki pek çoğu 'öğretim kurumu' adı altında faaliyetlerine devam ediyorlar. Çünkü öğrencilerin o sınavı kazanabilmeleri için illaki bir destek almaları gerekiyor. Sınav mı yanlış, eğitim sistemi mi?

Sınavsız bir eğitim olmaz. Sorunu yanlış yerde arıyoruz. Hepimiz bir şey istiyoruz ama bu istediğimiz şeyden hepimize yetecek kadar yok. Bütün okullarımızın çok iyi eğitim verdiğini, matematikten 40 soru sorduğumuzda herkesin 38'ini doğru yaptığını düşünün. İnsanları nasıl yerleştireceğiz? İşin doğasında bir zorluk var.

...

"Üniversite hocaları değişse bile eğitimde büyük bir fark olmaz"

- "Çok üniversite açıldığı için eğitimin kalitesi düşüyor" eleştirileri var. Gerçekten bu kadar çok üniversitenin açılması eğitim kalitesinde azalmaya neden oldu mu?

Bunu objektif olarak ortaya koyabilmemiz için 1960'tan başlayıp, bugüne kadarki mezunların bilgi seviyelerini ölçmemiz ve kıyaslamamız gerekir. Ama şunu söyleyebiliriz, kontenjan az olduğu zaman doğal olarak daha seçici öğrenci geliyor, matematiği daha güçlü öğrenci geliyor. O öğrencilerin geldiği bir ortam ile matematikte 20 net yapıp gelen öğrencilerin bulunduğu bir ortam aynı olmaz. Yükseköğretim kalitesinde öğrencinin payının % 70, hocanın payının % 30 olduğunu düşünüyorum. İlkokulda tam tersidir. Siz şu anda bir üniversitenin hocalarını, başka bir üniversitenin hocalarıyla değiştirin, öğrenciler de bunu bilmesin, eğitim öğretimde çok büyük bir kalite farkı olur mu, ondan emin değilim. Bir şey bollaşmaya başladığı zaman değer algısı düşer. Aynı diplomayı daha az kişiye verdiğiniz zaman diplomanın değeri yüksek olur. Bazen, "Türkiye'deki istihdam sorununu kesin çözerim" diye espri yapıyorum. Üniversite kontenjanlarını yüzde 10'a indirelim, bütün mezun olanlar işe girer. Peki, arzumuz bu mudur?

- Peki bu kadar çok üniversitenin açılması bir bakıma hatalı mıydı?

Kesinlikle hatalı değildir. İnsanların eğitim alarak iyi birer iş bulmalarını sağlıyoruz. Şimdi biz insanlara eğitimiz vermediğimiz takdirde, lise mezunlarımızın tümünün tatmin edici işlere girme şansı var mı? Eğitim vermediğimiz zaman bir insanı hem işten, hem diplomadan mahrum etmiş oluyoruz. Bazı insanların bunu nasıl savunduklarını anlamıyorum. "Efendim, diplomalı işsizler çoğaldı" deniliyor. Diploma insana bir vasıf kazandırıyor. O vasfın bir tarafı iş yapabilme kabiliyetini artırmak, diğer tarafı ise kişinin özgüvenini yükseltmektir. Bir kişiye diploma verdiğimizde bu iki yönünü de geliştirmesini sağlıyoruz. Üniversite mezunlarının iş bulabilmeleri toplumsal koşulların bir sonucudur. Çok inşaat yaparsanız, inşaat mühendisi ihtiyacı artar. Buna karar verecek olan üniversite değildir. Dolayısıyla, üniversitenin görevi o işi yapacak vasıftaki insanları yetiştirmektir. Sorumluluk burada biter. Ama o kişi işe girdiğinde eğitiminde bir eksik varsa, orada üniversitenin hatası olduğunu söyleyebiliriz.

"ODTÜ'de çok iyi hocalar vardı"

- Bürokrasiye geçiş hikayenizi merak ediyorum.

2003 yılında üniversitede öğretim üyesiydim. Daha önce bizim rektörlüğümüzü yapan Beşir Atalay o zaman Devlet Bakanı'ydı. "İstatistik Kurumu'nda çalışır mısın?" diye bana sorunca, İstatistik Kurumu başkanı olarak göreve geldim. Ardından YÖK'e geçtim. İki buçuk yıldır da ÖSYM'deydim.

- Kariyerinizde ODTÜ'lü olmanızın ne kadar payı var?

Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde çok iyi hocalarımız vardı. Okulumuzun kütüphanesi de çok iyiydi.

- Son dönemde ODTÜ'ye dair tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

ODTÜ'nün içerisinde protest bir grup vardır ama bu eğitime yansıyan bir şey değildir. Benim öğrencilik zamanımda da vardı. Daima eylem yapan, sağ sola afiş asan bir grup oldu. Ama bu grup hiçbir zaman ana kitleyi temsil etmez. Eski zaman ile bugün arasında bir fark olduğunu sanmıyorum.

Haberin tamamını okumak için tıklayınız.

ÖSYM Başkanı Ömer Demir istifa etti

ÖSYM Başkanı Ömer Demir istifa etmiş, kararının ardından yaptığı basın açıklamasında "Şahibeli diye bir şey söz konusu değil. Bu yerleştirme bu yıl ilk kez yapılıyor. Bu kural sa bu sene geldi. Her şey üst üste geldi" demişti. Yapılan yanlışla ilgili, "Kasıtsız kusur var" değerlendirmesi yapıştı.

Demir "İlgili personelin kasıt taşımayan dikkatsizlikleri sonucu ortaya çıkan yerleştirme hatası nedeniyle ÖSYM'nin kurum olarak tartışılmasının önüne geçmek maksadıyla görevden ayrılma talebimi ilgili makama bugün itibarıyla sunmuş bulunmaktayım" diyerek istifasını açıklamıştı.