13 Mart 2022

Sanat birleştirir mi?

Covid'in hayatımızda bıraktığı travmaları ancak birlikte daha fazla paylaşarak aşabileceğiz gibi görünüyor. Sanat da bize terapi gibi gelecek

Bazen sadece kadınların bir araya geldiği gruplara dahil olmayı seviyorum

Bunlardan biri de Art Circle London. 

Londra'da yaşarken aynı coğrafyadan insanların birbirine daha çok destek verdiğini hissediyorum. Bu dayanışmaya sanırım daha çok ihtiyacımız oluyor.

Benim de böyle üyesi olduğum farklı farklı gruplar var. Bunlardan biri de bir sanat grubu. 

Sevgili Fulya Tanrıkulu ve Sevtap Erden Kabataş müthiş bir hayal kurmuşlar ve etraflarındaki sanat sever kadınlarla böyle bir topluluk oluşturma kararı almışlar.

Önce küçük bir gruba böyle bir grup kurmak istediklerini anlattılar ve bizden bu fikirle ilgili görüş ve öneri aldılar. 

Amaç, Londra'daki sergilere ve sanatçı atölyelerine birlikte gidip öğrenmek ve kendimizi bu konuda beslemek ve bir konu etrafında toplanıp tartışabilmek idi.

Covid'in hayatımızda bıraktığı travmaları ancak birlikte daha fazla paylaşarak aşabileceğiz gibi görünüyor. Sanat da bize terapi gibi gelecek.

Ayrıca ruh sağlığımız için birlikte olmanın yarattığı güç ve paylaşma hissi de çok önemli.

Art Circle London şu anda yaklaşık 70 kişinin katıldığı bir grup oldu ve hızla büyümeye devam ediyor.

Fulya bu yolculukta bu organizasyonları tek başına yürütüyor, eminim çok da yoruluyor ama etrafına yaydığı enerji sayesinde zevk aldığını da görüyorum. Ne mutlu ona; ne güzel bir fikirle geldi ve hayata geçirdi.

İçimizde sadece Türkler de yok artık, bizlerin arkadaşı olan yabancı arkadaşlarımız da gezilerimize katılmaya başladılar. Dolayısıyla daha uluslararası bir grup olma yolunda ilerliyoruz.

Gruptakilerin çoğu bir yerde üst düzey yönetici ya da yöneticilik yapmış şimdi ise girişimci olan iş kadınlarından oluşuyor.

Bu grupta tanıştığım her bir kadın çok özel. Ayakları üzerinde durmayı başarmış, kuvvetli kadınlar. Hayata tutkuyla bağlı, üretken, iyi eğitimli ve sanat sevdalısı.

Geçen haftalarda bu grupla iki sergi gezdik.

İlki Banksy diğeri ise Tate Modern'deki Yayoi Kusama sergisi oldu.

Covent Garden Banksy Sergisi 

Sergiye gitmeden önce Banksy'i çoğumuz aktivist bir sokak sanatçısı olarak zaten tanıyorduk.

Sergi sonrası, Banksy'nin gerçek kimliğini öğrenemesek de sanat rehberimiz sayesinde geniş bir Banksy bilgisiyle donatıldık.

Banksy'nin aktivist kişiliği ve sanatından ziyade, pazarlama dehası beni daha çok etkiledi açıkçası. Mesleğim gereği onun bu zekasını hayranlıkla izledim.

Bence bir ödül de pazarlama dünyasından almayı çoktan hak etmiş. Bu kişisel sergilerin en büyük faydası sanatçının sanat yolculuğunu toplu olarak görebilmemizi sağlaması. İşte o zaman sanatını daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Banksy'nin 2006 yılında yaptığı ve hepimizin çok iyi bildiği "Girl With Balloon" adlı eseri Sotheby's'in 2018'deki açık artırmasında 25.4 milyon dolar'a alıcı bulmuşken bütün dünyanın gözü önünde eser yarısına kadar özel bir makineyle dilim dilim doğranmıştı.

Çok fazla dedikodu ve etrafta dolaşan sahte açıklamalardan sonra Banksy'den bir basın açıklaması geldi. Bu kararı kendisinin verdiğini ve müzayede salonunun hiçbir bilgisi olmadığını duyurdu.

Eseri görmek için gelen taleplerin yoğunluğu nedeniyle eserin yeni sahibi Almanya'daki Staatsgalerie Stuttgart'a eseri 11 ay boyunca sergilenmesi için vermiş. Normal zamanlarda gelen ziyaretçi sayısının iki katına ulaşan bir sergi olmuş.

İşte bunun için diyorum; Banksy sadece bir aktivist ya da sanatçı değil aynı zamanda çok akıllı bir pazarlama dehası.

Eve gelip Banksy hakkında daha da çok okumaya koyuldum. Hakkında birçok yazı var. Kimliğini gizlemesi onu iyice gizemli bir hale getirmiş. Bunun da bir strateji olduğunu düşünüyorum.

Eşi Joy Millward da kendisi gibi politik bir kişilik. İşçi partiden Austin Mitchell'e danışmanlık da yapmış.. O da basında yer almamaya ve Banksy ile ilgili soruları cevaplamamaya özen gösteren biri. Hakkında fotoğrafı dışında pek bir şey bulmam da mümkün olmadı zaten.

Sanat rehberi eşliğinde sergi gezmek ayrı bir keyif. Sayesinde hızlıca genel bir bilgi almanın yanı sıra aslında merakımız da kabarıyor.

Mesela Bansky'nin bir oteli varmış. Daha önce hiç duymamıştım. Ne alaka diye bakıp incelediğimde hayat felsefesinin bir parçası olduğunu anlamak zor olmadı.

The Walled Off Hotel

Otel Kudüs'te bir sanat oteli olarak tasarlanmış. İçinde Banksy'nin bağışladığı eserler var. 

Eserlerinin kaça satıldığını düşününce gayet cömert bir sanatçı olduğunu düşündüm.

Otelin yarattığı gelirler de yerel projelere katkı sağlıyormuş. 

Zaten yeni dünyada da bütün sosyal sorumluluk projelerinin kendini sürdürebilen ve geliştirebilen modellere dönüşebilmesi çok önemli.

Şehir olarak Kudüs'ü seçmesinin nedeni sadece bütün dinlerinin doğuş merkezi olmasından çok, politik görüşü olduğunu düşünüyorum.

Kara mizahı ve aktivist hareketleriyle meşhur olan sanatçı 2010 yılında Time Dergisi tarafından "Dünyanın En Etkili 100 İnsanı"ndan biri seçilmiş.

Sanat benim hâlâ kendi derin odalarımı keşfetmeme yardımcı olan harika bir araç. Herkese de tavsiye ederim. Birini anlamaya çalışırken kendini keşfetmenin derin hazzını insan gerçekten çok az şeyden alabiliyor.

Benden size söylemesi; imkan yaratın ve Yayoi Kusama ve Banksy sergilerini mutlaka gezin.

Banksy tarafından yönetilen "Exit Through the Gift Shop" adlı belgeseli de izlemenizi tavsiye ederim.

Yazarın Diğer Yazıları

Köye gitmemin en eğlenceli tarafı babaannemin ekmek pişirmesini izlemekti

Babaannemin sevdiğim ekmeklerini hâlâ çok özlesem de Pelin'in ekmeği ve emeği bana iyi geldi. Belki bakarsınız ilerde ekmek sevdalılarına ekmek yapmayı da öğretir

Londra sokaklarında stilettolu Zuhal!

Yabancı heyet temsilcileri eminim bu etkinliklerden sonra Türkiye'ye koşarak gitmek isteyeceklerdir.  Zira ben annemin yemeklerini ne kadar da özlediğimi fark edip İstanbul'a ışınlanmak istedim

Young Guru Academy: Hayalperest bir adamın 22 yıllık başarısı

YGA kurulalı 22 yıl olmuş. Müthiş işler başarmışlar. Sayarak bitirmek mümkün değil