16 Ocak 2022

Londra'nın galerileriyle meşhur semti Mayfair'in ortasında iki Türk sanatçı, Hande ve Arda'yla tanıştım…

Hande'nin heykelleri beni büyüledi. Arda ise ağırlıklı olarak işin dijital sanat kısmında çalışıyor

Tam evden birkaç arkadaşımla buluşmak için çıkarken sevgili Tuna Mert'ten bir mesaj aldım. 

Tuna beni Mayfair'de bir galeriye davet ediyordu. Galerinin uzun süredir gitmek istediğim JD Malat olduğunu görünce daha da ilgimi çekti bu davet. Sebebi ise bu galerinin Türk sanatçılarla çalışıyor olması ve sahibiyle de tanışmak istiyor olmamdı. Neden Türk sanatçılarla çalışıyordu acaba, nasıl keşfetti onları…

Açılış sonrası galerinin sahibi David Malat ile buluşmak için sözleştik. Bakalım Türk sanatçılar hakkında neler anlatacak?

Diğer programa geç katılacağımı bildirip heyecanla Mayfair'in yolunu tuttum.

Uzun süredir giymediğim yüksek topuklu botlarımı ayağıma geçirdim, kendime biraz daha çeki düzen vererek çıktım evden. 

Galeriye adım atar atmaz Cansen Başaran'la (17. Dönem Tüsiad Başkanı) karşılaştık. Onunla biraz sanat, biraz memleket halleri derken o ara Tuna yanıma gelip beni sanatçılarla tanıştırmak istediğini söyledi.

Hande Şekerciler ve Arda Yalkın

Daha önce onları tanıma fırsatım olmamıştı. İşlerini de bilmiyordum açıkçası. Sergide heykeller ve dijital işler birlikte sergileniyordu. Kim hangi eseri yapmış merak ediyordum. Kısa süre sonra anladım ki iki sanatçı eserleri bir etkileşimle ortak üretiyor.

Hande'nin heykelleri beni büyüledi. Arda ise ağırlıklı olarak işin dijital sanat kısmında çalışıyor.

Sergi açılışları derin sohbetlere çok izin vermediği için ertesi gün buluşmaya ve sohbete kaldığımız yerden devam etmeye karar verdik.

Bende buluştuk.

Sohbet çok keyifli bir hâl aldı, tadına doyamadım. En etkilendiğim şey onların paylaşımcı yaklaşımları oldu. Rahat, sıcacık, çok samimiler.

Hande'yi annesi sanatçı olmaya yönlendirmiş. Diyor ki "Öyle küçük yaşta resim yapardım, şöyle iyiydim , böyle yetenekliydim demeyeceğim ama bir şeyler karalamak beni hep mutlu ederdi. Annem de bunu görünce beni bir kursa gönderdi,. Bu işi sevdim ve okuluna gittim. Sonra heykel yapmaktan mutlu oldum. İlk işimi öğrenciyken satınca da anladım ki bu işi meslek olarak yapabilirim."

Arda ile bir yemekte tanışmışlar. Önce anlayamadım; çalışma arkadaşımı yoksa sevgililer mi? Soramadım da…

Zaman içinde anladım ki evet onlar sevgiliymiş. 

İkisi de iyi İngilizce konuşuyordu. Nasıl öğrendiklerini sordum.

Arda, İngiliz kız arkadaşının sayesinde öğrenmiş, Hande ise okuyarak ve çalışarak kendisi öğrenmiş. Tabii yabancı dil bilmek onların yurt dışına açılmalarını, farklı kaynakları takip edebilmelerini ve farklı sanatçılarla tanışıp çalışabilmek için işlerini kolaylaştırmış.

Hande ile Arda Türkiye'de çalıştıktan bir süre sonra birlikte Amerika'ya gitmişler. Orada hem kolektif olarak yaptıkları ilk işlerini üretmişler hem de sergi açma imkanları olmuş.

Hande, "Arda dijital çağa çok meraklıydı, benim de ilgimi çekince birlikte işlerimiz oraya evrildi. Ayrıca dijital dünya bana gerçek hayatta yapamayacağım bazı işleri yapabilme esnekliği ve imkanı da verince beni daha da üretken kıldı. Yaratıcılığımı limitsizleştirme imkanı buldum. Şimdi hem çok araştırıyorum hem de daha fazla üretebiliyorum.'' diyor.

Arda'nın keskin zekasından etkilenmemek mümkün değil. Lafını eğip bükmüyor, direkt konuya giriyor. Cesur, çok meraklı belli… Öğrenmeyi, araştırmayı çok seviyor.

"Bu Amerika kapısı nasıl açıldı, azıcık anlatsana Arda…" dedim. 

"New York'ta Residency Unlimited'de çalışmak için kabul alınca Hande ile birlikte gitmeye karar verdik. Açıkçası digital art ve yeni medya benim çok ilgimi çekiyordu. Yaptığım işler de beğenilince orada çalışmak için kabul edilmem kolay oldu. Daha önceleri müziğe çok meraklıydım ama iyi bir müzik sanatçısı olamayacağımı anlayınca kendimi dijital sahne tasarımı işine verdim, zaten çok da meraklıydım. Türkiye'de sanatçılar için yaptığım dijital sanat işlerini NY Residency Unlimited'e gönderdim. Onlar da beğenince Hande'yle birlikte oraya gittik ve ilk Collaborative (ortak) art işimizi orada ürettik ve sergi açtık." diyor.

"Amerika'da gördük ki paylaşmak ve birlikte üretmek daha yaygın bir anlayış." diye ekliyor Arda.

"Biz de orada gördüğümüzle geliştik ve bildiklerimizi genç, meraklı sanatçı adaylarına da taşıyabilmek için konusunda uzman insanlarla birlikte Piksel İstanbul'u kurduk."

Bir grup sanatçı, akademisyen ve teknoloji insanıyla altı aylık eğitimler veriyorlar. Meraklı genç sanatçılara ve sanatçı adaylarına dijital sanat türlerini ve üretim yollarını, arkasındaki teknolojiyi anlatıyorlar. Hatta eğitime katılan bazı gençlerle projelerinde birlikte çalıştıkları da oluyormuş. Ayrıca masterclass tadında eğitimler de oluyormuş… 

Ben de takip edeceğim zira 'digital art' çok ilgimi çekiyor.

Mesela bu sene Frieze de LG'nin Damien Hirst ile çalıştığını görmüştüm. Meğer İstanbul'da da Hande ve Arda ile çalışmışlar. Contemporary İstanbul için yaptıkları işler çok ilgi çekmiş. 

Contemporary İstanbul çok güzel bir uluslararası fuar haline gelmeyi başardı. Ne mutlu. Emek verince güzel şeylerin olduğuna tanık olmak mutluluk ve umut verici. Ali ve Rabia Güreli bunun başarılabileceğini bize gösterdiler.

Burada yabancı arkadaşlarımın evinde çoğunlukla Koreli ve Çinli sanatçıların eserlerini görünce anlıyorum ki devlet desteği çok önemli. Kore ve Çin hükümeti kültür ve sanat konularında uzun süredir çok aktif çalışıyor.

Geçen gün The British Museum'da Peru sergisine gittim. Sergi devlet destekliydi. İnanın sergiden çıktığımda Peru'ya gitmeyi araştırırken buldum kendimi.

Onun için özellikle sanat ve yemek kültürü bizim ülkeyi tanıtabilmenin en güzel yolu.

Üstelik bu kadar başarılı, genç ve birbirinden yetenekli sanatçı ve girişimci insanımız varken.

Onlar kendi yolculuklarında ne yazık ki tek başlarına mücadele veriyorlar.

Hande ve Arda ise hallerinden memnun. Onlar da bu mücadeleyi kendileri vermiş ve başarmış buralara kadar gelmişler. Ama herkes onlar kadar şanslı değil.

Deniz, kum, güneşle turist çekmeye çalışmak maalesef bizi ancak fiyat rekabeti yapan ülkeler arasına koyar.

Neyse, ben Hande ve Arda ile sohbetimize döneyim.

Öyle aktı gitti ki sohbet, anlamakta zorlandığım NFT, AR (Augmented Reality), VR (Virtual Reality), metaverse, vs… aklıma ne geldiyse sordum. 

Bütün bunlar sanat hayatını nasıl değiştirecek, etkileri neler olacak diye merak ediyordum epeydir. 

Her çıkan yazıyı okuyup takip etsem de halen kafam bu dünyaya dönüşmekte zorlanıyor.

Ama anladığım şey şu; eğer sanatçıysan bu işten uzak durmaman lazım.

2000'li yıllarda Turkcell'de çalışırken cep telefonuyla görüntülü konuşacağımızı demolarda görünce, anneme anlatmakta zorlanmıştım.

Şimdi annem beni görüntülü arıyor. Yani benim oğlumun jenerasyonu ve sonrakiler artık virtual yaşayacaklar galiba. Onlar topladıkları koleksiyonları sanal dünyadaki duvarlarına asacaklar.

Hande ve Arda ile sohbetimiz sırasında iki şey özellikle ilgimi çekti.

Yeni medya döneminde sanatçıların sanal ve gerçek sanatı birlikte yapabiliyor olması ya da işbirliği yapması, birbirini tamlaması kaçınılmaz ve yeni kuşak sanatçılar bu konuda çok hızlı ve cesaretli adımlar atabiliyor. Hande ve Arda gibi yeni kuşak sanatçılar bunu New York gibi modern sanatın en rekabetçi olduğu bir yerde başarmışlar.

İkincisi, dünyanın neresinde olursanız olun, eğer dijital sanatla konvansiyonel sanatı bir araya getirebiliyorsanız, Londra'nın önemli galerilerinin sahipleri sizi mesela New York'da bulup Londra'da sergi açmanıza öncü olabiliyor. 

Yeni kuşak sanatçılar benim gibi sanat meraklılarını bu yüzden heyecanlandırıyor. Üstelik oldukları gibi doğal ve samimi halleriyle.

Hadi siz de sergi bitmeden (12 Şubat son gün) galeriye gidip Hande Şekerciler ve Arda Yalkın'ın işlerini görün.

Dijital dünyanın sanatı nasıl dönüştürdüğüne tanık olun.



Galerinin adresi:

JD MALAT GALLERY 
30 Davies St
London 
W1K 4NB

Yazarın Diğer Yazıları

Young Guru Academy: Hayalperest bir adamın 22 yıllık başarısı

YGA kurulalı 22 yıl olmuş. Müthiş işler başarmışlar. Sayarak bitirmek mümkün değil

Hiç, bir dizi bitince arkasından ağladınız mı?

Benim gibi insan karakterlerini tahlil etmeye meraklıysanız ve hayatınızda da yeni bir sayfa açmaya ya da mevcut ilişkinizi iyileştirmeye çalışıyorsanız mutlaka "The Split"i izlemenizi öneririm. Pişman olmayacaksınız...

Kendi cemiyetini yaratan ve işine hep sıra dışı bir bakışla yaklaşan global bir marka öyküsü!

"Başlangıçta hayalim buralara kadar gelmek değildi ama hayalim hiç değişmedi; hizmet verdiğim kişileri patronum gibi görüp, onları mutlu etmek oldu"