18 Ekim 2020

Trump'ın Korona'sı: Kendimi 'Superman' gibi hissediyorum

Amerika'da yağmur, sis ve fırtınayla birlikte kış yalnızlığını büyütüyor; belirsizliğin dağılması için 3 Kasım seçimleri umutla bekleniyor

Trump Korona'dan ölenleri başarısız ilan etti. "Korona'nın hayatınıza hükmetmesine izin vermeyin" sözleriyle, Korona'dan hayatını kaybetmiş 217 bin Amerikalının sanki tercih yapma imkanları varmış da yanlış tercih yapmışlar gibi bir imada bulundu. "Belki benim genlerim sağlam" diyerek ırkçı bir yorum yapmayı da ihmal etmedi. Hastanededen yüzlerce tweet attı. "Kendimi son 20 yıldır hiç bu kadar iyi hissetmedim" diyerek, hepimizi 'bizler de mi Korona'ya yakalansak' diye içimizi kemiren bir şüpheye düşürdü. Doktorların hep bir ağızdan, "Kortizonun etkisi" diye yüksek sesle karşı çıkmalarına aldırış etmedi. "Korona'ya yakalanmam Allah'ın bir lütfu, böylece tedaviyi buldum, herkese bedava regeneron dağıtılmasını sağlayacağım" sözlerine doktorların, "Regeneron hâlâ deneme aşamasında olan bir ilaç, tedavi edici olduğuna dair kesin bir kanıt yok" diye itiraz etmelerine de kulak asmadı. "Bu bildiğiniz gripten farklı değil, gripten de insanlar ölüyor" sözlerinin ardından 8 ayda Korona'dan ölenlerin sayısının 5 yıl içinde gripten ölenlerin sayısından daha fazla olduğu açıklamaları yapıldı. "Kendimi 'Superman' gibi hissediyorum, ömür boyu bağışıklık kazandım" diyerek sevinçle bağırmasına ise epidemiyoloji uzmanları tüm televizyon kanallarından, "Bilim böyle demiyor" diye cevap verdi.

Trump'ın tedavisinin maliyetinin sıradan bir vatandaş için en az 100 bin dolar olduğu konusunda uzun yorumlar yapıldı. 'Aynı fırtınaya karşı mücadele etsek de farklı gemilerdeyiz' haykırışları yükseldi. Trump'ın virüse yakalandığı günü takip eden 5 gün içinde 3 bin kişiden fazla Amerikalı hayatını kaybetti.

Trump'ın küçümsediği Korona, Beyaz Saray'a yerleşti. Salgın Beyaz Saray çalışanlarından 36 kişiye ulaştı. Bilim insanlarının kabul ettiği tüm güvenlik tedbirlerinin yok sayıldığı Beyaz Saray'da şimdi derin temizlik çalışmaları yapılmaya başlandı.

Trump, son yoklamalarda Biden'ın ulusal düzeyde yüzde 12 gerisinde olduğunu görünce, en fazla virüs saçtığı günlerden birinde 2 gizli servis görevlisinin hayatını da riske atarak, makam arabasıyla bir tur attı ve hastane önünde tezahürat yapan taraftarlarını selamladı. Seçim kampanyasını salgın yokmuş gibi sürdürmekte iken Korona'ya yakalanmış olmasına çok içerleyen Trump, tedavisi tamamlanmadan hastaneyi terk etti. Helikopterden inerek Beyaz Saray'a ulaştığında merdivenleri çıkarken nefes almakta zorluk çektiği ekranlara yansıdı. Bu nedenle büyük bir hırsla Beyaz Saray'ın balkonunda maskesini yavaş yavaş çıkardığında, kime olduğu anlaşılamamış olsa da balkondan selam verdi. Saçının stilinin hastalığına rağmen bozulmamış olması, kuaförünün hastaneden çıkmadan önce son bir rötuş yapmış olabileceği yorumlarına yol açtı. Geçen hafta balkon sahnesini tekrarladığında herkes Andrew Lloyd Webber'in Evita müzikalini hatırladı. Eva Peron'ın hayatını hikayeleştiren Broadway müzikalinin Trump'ın en sevdiği müzikal olduğu anlaşıldı. Trump'un bu müzikali eski eşi Ivana Trump ile birlikte 6 defa seyretmiş olduğu kayıtlarda bulundu. "Don't Cry For Me Argentina" şarkısı, Covita olarak adlandırılarak, "Beyaz Saray çalışanları benim için ağlamayın, gerçek şu ki, hepinize hastalığı bulaştıracağım" sözleriyle mizah programlarına konu oldu. Hemen kampanyasına tekrar başladı ve 12 Ekim'de "Test yaptırdım, negatif sonuç aldım" diyerek soluğu Florida havaalanında aldı. Trump, çok büyük bir bölümü maskesiz ve son derece sıkışık halde duran kalabalığı görünce sevincini saklayamadı. "Aranıza gelerek hepinizi teker teker öpmek istiyorum. Banliyölü kadınlar lütfen beni sevin, yaşadığınız yerleri kurtaran adam benim" sözleriyle konuşmasına başladı.

Seçimlere 3 hafta kaldı; Biden'ın kazanma ihtimali gittikçe yükseliyor

Son yoklamalar Biden'ı sadece ulusal düzeyde değil, salıncak eyaletlerde de açık ara önde gösteriyor. RealClearPolitics'in (RCP) yaptığı araştırmada Hillary Clinton Trump'a göre seçim gününde, Michigan'da 3.4, Pennsylvania'da 1.9 ve Wisconsin'de 6.5 puan öndeyken, geçen hafta yapılan yoklamalarda Biden'ın, Michigan ve Pennsylvania'da 7 puan, Wisconsin'de 8 puan önde gittiği anlaşıldı. Bu rakamlara göre Biden'ın seçim zaferi garanti gibi gözükse de birçok uzman Trump'ın seçimleri kazanma ihtimalinin yok sayılmasının hata olacağını söylüyor.

Demokratlar 2016 kabusunu atlatamadıkları için Biden'ın seçimleri büyük çoğunluğun oylarını alarak kazanması ihtimalini dillendirmek konusunda aşırı ihtiyatlı ve tedbirli davranıyorlar. Trump'ın son dakikada birçok nedenden ötürü sürpriz yapabileceği ihtimalini gözardı edemiyorlar. Trump taraftarlarının seçime Demokrat seçmenlerden daha büyük bir oranda katılmasının, seçim sonuçlarını Trump lehine değiştirmesinden korkuyorlar. Cumhuriyetçi Parti'nin anketörü David Winston, Korona, ekonomi ve sosyal huzursuzluk nedeniyle çok değişken bir ortamın mevcut olduğuna dikkat çekerek, yoklamaların sadece belirli bir anın resmini çekebildiğini, dolayısıyla 3 hafta sonrası için tahmin anlamına gelemeyeceğini vurgularken, seçmenlerin çoğunluğunun Trump'ın seçimleri kazanabileceğini düşünmekte olduğu mesajının altını çiziyor. Şimdi gözler 3 kere yapılması planlanmışken bir tanesi iptal edildiği için ikinci ve aynı zamanda sonuncu münazaraya çevriliyor.

Amerikalılar ressam arkadaşımın çizgilerine de yansıyan karamsar belirsizliğin dağılması için 3 Kasım seçimlerini umutla bekliyor.

Amerikan şirketlerinin, özellikle de finans, sigorta ve emlak sektöründeki şirketlerin Demokratik Parti'ye yapmakta oldukları bağışlarda son aylarda ciddi bir artış tespit ediliyor. Yöneticiler ve şirket sahipleri Trump'ın kaybetme ihtimali arttıkça Demokrat Parti ile iyi ilişkiler kurmak için çaba gösteriyor. "Yale School of Management" yaptığı bir araştırmada, şirket sahiplerinin büyük bir çoğunluğunun seçimleri Biden'ın kazanacağını inandığına işaret ediyor. Wall Street uzmanları, Biden'ın seçimleri kazanma ihtimalini yüzde 65 olarak tahmin ediyor.

Teksas eyaleti bu seçimlerin sonucunu belirleyecek diyenlerin sayısı artıyor. 1976 yılında Jimmy Carter'ı seçmiş olan Teksas, 44 yıl sonra ilk defa Demokrat bir başkanı tercih edebilir, böylece Pennsylvania'daki seçim sonuçlarını beklemeden kimin başkan seçilmiş olduğunu anlayabiliriz diyen siyaset bilimcilerin sözleri dikkat çekiyor. En en çok yeni genç seçmene ve en fazla etnik çeşitliliğe sahip eyaletlerden biri olan Teksas'da 13 Ekim'de başlamış olan seçimlere ilk günkü katılım oranında geçtiğimiz seçime göre yüzde 40 gibi bir artış görülüyor. Oy verecek seçmenler portatif sandalyelerinde kuyrukta 8 ila 10 saat bekliyorlar. 2020 yılında her şey olumsuz olmak zorunda değil, Teksas Amerika'nın kaderini değiştirebilir diyenler, kuyrukta bekleyen gençlere ve etnik çeşitliliğe dikkat çekiyor.

Bu yıl gençlerin yılı

Bu yıl olumlu ve olumsuz yönleriyle gençlerin yılı. Irkçılığa karşı gösterilere katılanların büyük bir bölümü 20'li yaşlardaki gençler. Korona'nın sebep olduğu ekonomik krizden en çok onlar etkilendi. Geçtiğimiz Nisan'da 18 ile 29 yaş aralığındaki gençlerin hemen hemen yarısı ya işsiz kaldı ya da ücretlerinde ciddi bir kesintiye şahit oldu. 3 Kasım 2020 seçimlerinde 40 yaş altı grup, özellikle "millennial kuşağı" (1981 ve 1996 yılları arasında doğanlar) "baby boomer kuşağı"nı (1946 ve 1964 yılları arasında doğanlar) geçerek en büyük grup olacak. Millennial kuşağı ile birlikte Z kuşağı (1996 sonrası doğanlar ) 2020 yılında seçmenlerin yüzde 40'ını oluşturuyor.

Şimdi asıl soru gençlerin bu seçimlere katılım oranlarının ne olacağı? 2016 seçimlerinde 18 ile 29 yaş arasındakilerin yarısından azının (yüzde 46) seçimlere katılmış olduğu hatırlatılıyor. Bu rakam 60 yaş ve üstündekilerin katılım oranı ile karşılaştırıldığında (yüzde 70) 24 puan geride kalıyor. Gençler arasında seçimlere katılım oranın düşük olması, seçime katılma alışkanlığının zaman içinde geliştiği, ilk kez seçime katılmanın ve oy vermek için kayıt olmanın her zaman daha zor olduğu gibi nedenlerle açıklanmaya çalışılsa da, gençlerin seçimlerden ziyade diğer yurttaşlık aktivizmi yöntemlerini tercih ettikleri anlaşılıyor. Seçmen kayıt kurallarının son derece karmaşık olması da gençleri oy vermekten alıkoyan nedenler arasında önemli bir yer tutuyor. Gençlerin seçime katılım oranının düşük olmasının ardında yatan diğer bir faktör ise partilerin seçim platformlarına ve politikalarına ilgi duymamaları.

Brookings Enstitüsü adlı düşünce kuruluşundan Bill Frey, Amerika'nın büyük ölçüde beyaz "baby boomer" kuşağının hakim olduğu siyaset ve kültürden uzaklaşarak, dünya görüşü çok farklı olan gençlerin belirleyeceği bir geleceğe doğru yürümeye başladığına dikkat çekiyor. Pew araştırma kuruluşunun yaptığı bir çalışmaya göre gençler siyasetten, eşitsizlik başta olmak üzere mevcut sorunları çözmek için daha fazla şey bekliyorlar. Kapitalizmin dizginlenmesi ihtiyacının ve iklim değişikliğine insanların yol açtığı gerçeğinin kabul edilerek, buna göre sorumlu politikalar geliştirilmesi gerektiğine inanıyorlar. Gençler siyahilere eşit adalet sloganlarıyla yetinmeyip somut adımlar atılmasını istiyorlar. Genç nüfus içinde Siyahi, Hispanik veya Asyalı oranı artıyor. Teksas'ta seçmenlerin yüzde 44'ü Hispanik ve Siyahilerden oluşuyor. Georgia ve Florida'daki 40 yaş altındaki seçmenlerin yarısından fazlası beyaz olmayan seçmenler.

"Millennials" ve "Z" kuşaklarının mensupları, "Baby boomer" kuşağına göre siyasi eğilimleri itibariyle siyasetin daha solunda yer alıyor. Bunun Demokrat Parti için büyük bir avantaj olduğu bilinmekle beraber Biden gençleri motive etmekte zorlanıyor. Gençlere, "oy kullanın" diyerek seçimlere katılmalarının sağlanamayacağı biliniyor. Bu seçimler Amerika'nın geleceğini belirleyecek diyenler ise gençleri sorumluluk almaya davet ediyor. Obama'nın gençlerinin, Siyahileri ve Hispanikleri oy vermeye mobilize etmek için seçim tarihinden 2 hafta önce Biden'ın seçim kampanyasına aktif bir şekilde katılacağı ilan edildi.

Biden salıncak eyaletlere yaptığı ziyaretlerde ailesinin emekçi köklerini hatırlatarak, Obama'ya oy verdikten sonra Trump'a oy vermiş olanları geri kazanmak istiyor. Eşitsizliğe vurgu yaparak gençleri sandığa yönlendirmek için çaba harcasa da, başkan adaylığı için yarışmış olan 78 yaşındaki senatör Bernie Sanders gibi gençler arasında popüler olamıyor. Biden salıncak eyaletlerde, "Biliyorum hepiniz hüsran dolusunuz, sizi görmezden geldiğimizi düşünerek kızgınsızınız. Ancak bu benimle birlikte değişecek, sesiniz duyulacak, hakettiğiniz saygıyı göreceksiniz. Artık devlet üniversitesi mezunu bir başkanın Oval Ofis'e seçilme zamanı geldi. Ben seçilirsem siz de Oval Ofis'e seçilmiş olacaksınız" gibi popülist mesajlar veriyor. Bu mesajların gençleri ikna etmeye yeterli olmayacağını, gençlerin somut bir program görmek istediğini söyleyen sosyologlar ve siyaset bilimciler, Biden bu seçimleri kaybetse de kazansa da geleceğin gençlere ait olduğunu vurgulayarak, Demokrat Parti'nin yoluna daha solda bir parti olarak devam etmek zorunda kalacağını ileri sürüyorlar. Biden'ın etrafındaki ekip Clinton/Obama'nın eski tüfeklerinden oluşuyor. Bu ekibin, Biden'ın yönetici kadrosu olacağı bilindiği için, gençler haklı olarak "peki o zaman ne değişecek" diye soruyor. Gençler, Biden'ın söylediklerine şüpheyle bakıyor. Financial Times yazarı Wolfang Münchau'nun bir makalesindeki "Başarı şüphe duymakla başlayıp değişik bir söylemi keşfetme cesaretidir" cümlesini hatırlayarak, bende gençlerin kuracağı geleceğe güveniyorum.

Yağmur, sis ve fırtınayla birlikte kış yalnızlığını büyütüyor

Salgından önce her beş Amerikalıdan üçünün kendini yalnız hissettiğini gösteren araştırmalara tekrar bakılıyor. Yalnızlık ikinci dalga ve kış ile birleştikçe daha da büyüyor. 2020 yılında, 2019 ve 2018 yıllarına göre üç misli daha fazla Amerikalının ruhi baskı ve depresyon geçirdiği tespit ediliyor. Amerikalılar uykuda gıcırdatarak sıktıkları için dişlerini kırıyorlar. Bu yüzden diş hekimleri artan randevu taleplerine cevap veremiyorlar. Bir diş hekimi, son 6 haftada son 6 yılda görmüş olduğu kadar diş kırığı şikayetiyle kendisine başvuru yapılmış olduğunu söylüyor. Amerikalılar tercih ettikleri ıssızlıklarına eklenen, Korona'nın sınırlandırdığı hayatlarının kışla birlikte büyüyecek yalnızlığından korkuyorlar. 20'nci yüzyılın önemli düşünürlerinden Hanna Arendt'in yalnızlık ve nefret siyaseti arasındaki güçlü bağa atıf yapan cümleleri tekrar tekrar okunuyor. Arendt'in yalnızlık ya da yaşadığın dünyaya hiç bir şekilde ait olamama duygusunun totaliter hükümetlerin ortaya çıkışındaki ana neden olduğu tespitinin altı kalın çizgilerle çiziliyor.

Kara kara bulutlar sisle birlikte şehrin üzerine çöküyor. Nehirden geçen beklediğim teknenin sesini duysam da gözlerim tekneyi seçemiyor. Sisin altındaki şehirde ağaçların fısıldaması yok oluyor. Yağmuru ararken, yağmur her yere, en çok da ağaçlara ulaşıyor. Güneşi hatırlamaya çalışarak gözlerimi açsam da daha karanlık bir sis etrafımı sarıyor. Hepimiz ne kadar kaçmaya çaba göstersek de sis peşimizi bırakmıyor, bizi takip ediyor. Bu sis içimize de siniyor. Kulaklarımıza rüzgarla birlikte yalnızlığı üflüyor. New York çaresiz bir şekilde birkaç gün sisli bulanık bir havaya teslim oluyor. Havayı donduran sis içimizdeki sis gibi bir ışık bulduğunda kalkacak. Sis kaybettiklerimizi, göremediklerimizi saklıyor. Ruhumuzun kalın koyu gri duvarlarını sarıyor. Sisin altındaki şehir küçülüyor. Ağaçları, gökyüzünü, her şeyin üstünü örtse de hatırladıklarımızın üstünü örtemiyor. Henüz hatırladıklarımızı unutmamışken, ışık yerine puslu hava kalsa daha mı iyi olur? Güneş sisi yararak kısa bir süreliğine şehre ulaşacak olsa da, kış kapıda ve bizi daha büyük bir yalnızlık bekliyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Amerikan demokrasisindeki belirsizlikler: Gelecek için umut kaybolur mu?

Dünyanın süper gücü demokratik değerlerinden şüphe duyulan bir ülke haline gelerek tartışmalara konu oluyor. Amerikalıların büyük bir bölümü 'burası kimin ülkesi' diye soruyor

Ginsburg'un ölümü sadece 3 Kasım seçimlerini değil, Amerika'nın geleceğini de belirleyecek

13 milyar yıllık evrenin oluşum süreci içinde 30 bin yıllık kısacık insanlık tarihi öykümüzde bu küçücük kadının da bir yeri olacak, diye düşündüm