31 Aralık 2019

Çok mu şey istiyoruz?

Daha çok barış istiyoruz yeni yılda; daha çok adalet, eşitlik ve özgürlük!

Çoğunlukla kendimizi anlatamıyoruz.  

Kimilerini geçtik hadi; onların anlamak gibi kaygıları zaten yok.

Başka bir dünyanın insanları onlar. Amaçları farklı, gündemleri belli; güçlü, mutlu bir azınlık...

Sözümüz, bu seçkin ve kudretli azınlık tarafından bilinçleri dinle, medya ile, beyin yıkamayla köreltilmiş büyük çoğunluğa. 

Genellikle dar gelirli, düzenli sağlıktan, kaliteli eğitimden, insanca beslenmekten uzak kitlelere.

İşte bu insanlara ulaşamıyor, ne istediğimizi anlatamıyoruz.

* * * 

Geçenlerde ABD, 2020 yılı savunma bütçesini açıkladı. Buna göre, ABD’nin 1 günde silahlanma için harcayacağı para 2 milyar doları biraz aşkın.

Oysaki dünya nüfusunun yarısı, yani 3,5 milyar insan, günde 2 dolardan daha düşük bir gelirle yaşamakta. 1,5 milyar insanın ise, hayatta kalabilmek için harcadığı para günde 1 dolardan daha az.

BM verilerine göre, 2010 yılında 804 milyon olan dünyada açlık çeken insan sayısı bu sene 822 milyona yükseldi. Her gün ortalama 11 bin 500 insan ise açlıktan ölmekte…

ABD, dünyanın süper güçlerinin en büyüğü!

Silahlanma için ayırdığı bütçenin sadece yarısını açlıkla mücadeleye ayırsa diyoruz, dünyada aç insan kalmayacak! Her gün 17 bin 500 insan da ölmeyecek.

Acaba çok mu şey istiyoruz?

* * * 

Örneğin kanser!

Ya da tedavisi mümkün olmayan genetik hastalıklar…

Tedavilerinin bulunması neden bu kadar uzuyor?  

SMA hastaları 2 yaşına gelmeden ölüyorlar! DMD hastaları ise, gençliğinin baharında solup gidiyorlar…

Kanser hastalarına gelince; ölümle yaşam arasındaki o incecik çizgide acılarla, yıkımlarla, tükenişlerle ömür tüketiyorlar.

Ülkemizde ve tüm dünyada, silahlara harcanan bunca para, tedavisi mümkün olmayan hastalıların araştırılmasına harcanamaz mı?

İçinizden bazılarının, son derece romantik bu sözlere burun kıvırdığını, bunun reel dünyada karşılığının olmadığını, söylediğini duyar gibi oluyorum.

Neden olmasın? 

İnsanı, doğayı, tüm canlıları tüketmeye odaklanmış bu muazzam kaynakların, daha kaliteli bir eğitime, ücretsiz sağlığa, hastalıklarla mücadeleye harcanması neden olanaksız?

Tüm dünyada kanser araştırmaları için harcanan paranın 120 katı silahlanma için harcanıyor!

Adına medeniyet dediğimiz şey, bu mu yoksa?

Bunca para, olanak, enerji insanı öldürmek için değil, onu yaşatmak için harcansın istiyoruz.  

Çok mu şey istiyoruz?

* * *

Örneğin Türkiye...

2018 verileriyle ülkemizde 16 milyon insan açlık, 48 milyon ise yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Silah harcamalarında ise dünyada 15'inci sıradayız. 1 yılda 19 milyar, 1 günde ise 52 milyon dolar harcıyoruz.

Kaç kişiyi açlıktan, işsizlikten, çaresizlikten kurtarır bu para? Kaçının sofrasına ekmek, üstüne elbise, işsizliğine iş, geleceğine umut olur?

S-400’ler karın doyurur mu sizce? Peki ya F-35 savaş uçakları? Kaç işsize iş olacak Chinook helikopterleri? İntiharlara ne kadar çaredir Patirotlar? Ya da sınır ötelerimizde cayır cayır yakılan mermiler? Peki ya, on yıllardır kendi dağlarımıza bıraktığımız bombalar; savaş uçakları, füzeler, insansız hava araçları...

Elbette yasaklar olmalı ülkede!

Örneğin, bir canlıyı öldürmeyi, en affedilmez suç olarak anayasamıza yazalım! İnsan öldürecek silahlar üretmekten utanalım! Ülke olarak silah üretimini sınırlayalım ya da tümden yasaklayalım! NATO gibi savaş örgütlerinden bir daha girmemek üzere çıkalım; yırtıp atalım çöpe cümle silah anlaşmalarını…

Sadece barışın, huzurun, hakkın ve adaletin ülkesi olalım! Olalım ve işte, övüneceksek bununla övünelim!

Ne istiyoruz ki? 

Örneğin evi yıkılan, kolluktan tokat yiyen, aç ve işsiz kalan Osman; umutsuzluğa kapılıp intihar etmesin istiyoruz!

KHK ile ihraç ailelerin cesetleri Midilli kıyılarına vurmasın, kanser hastası Dilek, bakanın önüne kendini atmasın; işsizim, açım diye insanlar meydan meydan kendini yakmasın istiyoruz!

Başka ne mi istiyoruz?

Örneğin inşaat işçisi Süleyman; cebinde borç listesi, cesedi bir ağaca asılı bulunmasın; geçim derdine düşmüş insanlar, üçer üçer, beşer beşer canına kıymasın istiyoruz...

Söylesenize çok mu şey istiyoruz? 

* * *

Biliyoruz, biliyorsunuz; nice kavimler gelip geçmiş bu coğrafyadan. Nice halklara yurt olmuş, nicesine umut bu topraklar...

Her türlü üsttenciliği, böbürlenmeyi ve kibiri bir yana bırakalım istiyoruz!   

Çan sesleri ezan seslerine karışsın; Türk’ün Kürt’ten, Rum’un Ermeni’den, Laz’ın Çerkez’den bir farkı olmasın; kimse kimseye dilini, dinini, mezhebini dayatmasın; kimse kimsenin inancına, giyinmesine, cinsel eğilimine karışmasın istiyoruz.

Çok mu şey istiyoruz?

* * *

Her şeyden önce, insan kanı akmasın istiyoruz.

Sadece insan kanı mı? Doğanın da kanı akmasın, canı yanmasın istiyoruz. Nehirler özgür aksın, ormanlar azalmasın; içindeki kuşlar, tavşanlar, tilkiler, ceylanlar da öyle…

Daha çok elektrik, daha çok petrol, daha çok cep telefonu, daha çok beton, demir ve çelik değil; ihtiyacımız olduğu kadarına sahip olalım istiyoruz!

Elmayı dalından koparıp, şarabı üzümden çıkarıp, sebzeyi tarladan toplayıp tüketelim istiyoruz…

Yiyecekleri, raf ömrü geçmiş mi diye etiket etiket aramadan, GDO'lu olup olmadığını anlamadan, ne tür kimyasal kullanılmıştır acaba diye kuşkulanmadan; içimiz rahat, korkusuzca tüketmek istiyoruz!

 Çok mu şey istiyoruz?

* * *

Her insan ayrı bir çiçek, ayrı bir renk, ayrı bir zenginliktir.

Her çiçek, her çiçekte açan her renk bambaşka bir güzelliktir diyoruz.

Bırakalım özgürce açsın çiçekler, solmasın renkler! Bırakın, kapatmayın önünü insanların. Bırakın okusun, öğrensin çocuklar; bırakın daha çok eğitim alsınlar; işçi olsun, teknisyen olsun; mühendis ya da doktor olsunlar...

Eğitimli insandan zarar gelmez. Çalışsın, sebze yetiştirsin, ev yapsın, proje çizsin, hasta baksın, öğretmenlik yapsınlar.

Hiçbir şey yapamazsalar ağaç diksinler...  

Bilginin ve sağlığın parayla satılıp alınmasından daha kötü bir şey olamaz! Bırakın eğitime ve sağlığa sınırsızca, ücretsiz olarak erişsin insanlar!

Çok mu şey istiyoruz?

* * * 

Hayır, hayır, merminin maliyeti ilgilendirmesin bizi!

Aylık 2 bin 324 TL asgari ücretin içinde, bir çocuğu sağlıklı büyütecek besin değerinin maliyetini merak edelim öncelikle!

Ceplerinde mermi taşıyarak sinemaya, tiyatroya gidemez çocuklar!

Ormanları gür, pınarları duru, kırları yeşil, dereleri gürül gürül; insanları hoşgörülü, mutlu bir ülke olmakla övünelim!

Bunca ateşli silah, savaş uçakları, donanma, insanlı ve insansız hava araçları niye?

Bırakalım, kendi göbeğini kendi kessin Suriye! Kuzey Kore’ye niye asker gönderdik ki? Afganistan’da işimiz ne? Peki ya Libya’nın çöllerinde aradığımız şey?  

Silahlarıyla, hapishaneleriyle, ölü sayılarıyla, şehitleriyle değil; askeri, polisi, silahı, mühimmatı ve ölüleri olmayan bir ülke olmakla gururlanmak istiyoruz!

Çok mu şey istiyoruz?

* * * 

Kentleri betona, denizleri plastiğe, gökyüzünü zehire boğmayın diyoruz!

Sakın ola, nehirleri, gölleri kurutmayın! Olur olmaz bentler çekmeyin nehirlerin önüne. Bırakın sular, kendi halinde aksınlar, kendi yollarını kendileri bulsunlar. Bırakın özgür aksın dereler. Bırakın vadiler yeşil, ormanlar sakin, tarih huzur içinde kalsın!

Sahillerini doldurup meydanlarını tarumar etmeyin kentlerin; altlarından köstebek gibi tüneller kazarak yaşanmaz kılmayın yaşam alanlarını! Yolları ağaçsız, evleri bahçesiz, semtleri parksız bırakarak kıymayın canına şehirlerin!

Havuza değil, tertemiz denizlere girmek; suyu şişeden değil çeşmeden içmek, beton zeminlere değil sere serpe yeşilliklere uzanmak; zehiri değil, temiz havayı solumak istiyoruz!

Çok mu şey istiyoruz?

* * *

Özcesine;

Yeni yılda daha az savaş, silahlanma ve ölüm istiyoruz; daha az açlık, susuzluk, işsizlik; daha az plastik, zehir ve kirlenme…

Yeni yılda daha az sera gazı salınımı, buzulların daha fazla erimemesi, daha az iklim değişikliği istiyoruz…

Daha çok barış istiyoruz yeni yılda; daha çok adalet, eşitlik ve özgürlük!

Kadın cinayetleri olmasın istiyoruz yeni yılda; daha çok dayanışma, hoşgörü ve sevgi...

Yeni yılda daha yeşil bir yeryüzü istiyoruz; daha temiz hava, kirlenmemiş su; renklerin solmadığı, seslerin boğulmadığı, çiçeklerin kurumadığı bir dünya…

Yeni yılda daha mutlu, daha huzurlu, daha özgür bir yaşam istiyoruz…

 Çok mu şey istiyoruz?

Yazarın Diğer Yazıları

Her hastane bir Çernobil şimdi

Hipokrat Yemini'ne, tıp etiğine, meslek örgütü ilkelerine bağlı kalarak dünyayı saran yangına kelebekler gibi koşan tüm sağlık emekçilerine derin saygıyla

Araftaki cehennem | Özgürlüğün bedeli

Meriç Nehri! Cehennemin iki yakası gibidir artık. Her iki tarafta silahlı birlikler, maskeli, üniformalı adamlar; biber gazı, cop, kancalar, zıpkınlar; Zodyak botlar, tekneler, motorize birlikler, helikopterler…

Araftaki cehennem | Saniye saniye ölüm

Karşı kıyıya vardıklarında saat 18.00 civarıdır. Demokrasinin ve özgürlüğün topraklarına ayak basmışlardır artık. Yunanistan toprağı onlara, araftan kurtularak daha insanca bir yaşama adım atmanın şansını tanıyacaktır. Ya da onlar böyle düşünmektedir