28 Temmuz 2021

Zihni berrak: Elde var Baykal bir!

Bugünü hepimiz aynı zamanda Deniz Baykal’a borçluyuz!

O kadar değişik ortamlarda, birebir o kadar uzun yıllardır tanıyorum ki, Deniz Baykal ile ilgili kitap yazabilirim. Hele şimdi, o kitabın sayfalarına daha “renkli” bölümler eklemek mümkün.

Baykal dün bir yandaş gazeteciyle, Abdulkadir Selvi ile sohbet ediyor. Baykal’ın verdiği yanıtlar yandaş gazeteciyi çok mutlu ediyor, dünkü yazısında diyor ki:

“Sağlık sorunlarına rağmen, zihin berraklığı beni şaşırttı.”

Beni de şaşırttı!

Üç türlü şaşırttı:

“1 - Zihni ne kadar berrak?

2 - Verdiği yanıtlar arasında bazıları ne ölçüde gerçek?”

3 - AKP’ye yönelik nasıl bir eleştirisi var?”

Baykal’ı öyle iyi tanırım ki...

Erdoğan’ın siyasi hakkı

 Önce şu  “Tayyip Erdoğan’a verdiği siyasal hak” meselesi.

2002 seçimlerinde Tayyip Erdoğan siyaseten yasaklı. Meclis’e giremiyor, milletvekili seçilemiyor. Dolasıyla, Başbakan olması hayal.

Seçimlerden sonra AKP tek başına iktidar, “Erdoğan - Baykal İstanbul’da Boğaz’da bir lokantada buluşuyor”.

Yandaş gazeteci o konuyu sorunca, iyi tanıdığım Baykal, mangalda yine kül bırakmıyor:

“Biz demokrasi diye, hukukun üstünlüğü diye, insan hakları diye yola çıkmışız.”

Baykal’ın inandığı bu ilkeler nedeniyle, Anayasa değişikliğine gidiliyor ve Erdoğan bir ara seçim formülüyle milletvekili seçilerek, Başbakanlık koltuğuna oturuyor.

Şurası bir gerçek:

“Eğer, Baykal o gün AKP ile birlikte böyle bir Anayasa değişikliğine gitmemiş olsaydı, Türkiye’de tarih mutlaka çok başka yazılmış olacaktı.

Türkiye, her anlamda bugün adaletin yerlerde süründüğü, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı, adalete ve eğitime erişimin felakete uğradığı, çevrenin alabildiğine tahrip edildiği, yolsuzlukların ayyuka çıktığı, keyfi yönetimin tavan yaptığı, ekonominin krize girdiği v.s., v.s., bir ülke olmayacaktı”.

Bugünü hepimiz aynı zamanda Deniz Baykal’a borçluyuz!

“Cumhurbaşkanlığı sözü”

 Abdülkadir Selvi “Erdoğan’ın siyasal hakları karşısında Baykal’a Cumhurbaşkanlığı sözü verip vermediğini” soruyor. Baykal:

“Ne münasebet!.. Aralık ayında o konuda en kritik aşamalar tamamlanmış, Anayasa değişiklikleri gerçekleştirilmiş, oylamalar yapılmış. Ben Erdoğan’la neyin pazarlığını yapacağım.”

Tanıdığım Baykal’ın bu yanıtına hiç şaşırmıyorum.

O nedenle, kendisini “bu son politik manevrası” üzerine bir kez daha kutluyorum!

Elbette, iki kişi arasındaki görüşmeyi aktaran taraflardan biri olarak, sözlerini doğru kabul etmek durumu var da.

İnsanın aklına takılıyor işte:

“Acaba ne ölçüde doğru söylüyor?”

Görüşmeye birlikte gittiği arkadaşlarıyla, görüşme sonrasında onlarla paylaştıkları günün birinde ortaya çıkar diye düşünüyorum.

Beni ve bütün tanıdıklarını çok üzen bir hastalık geçirmiş olsa da, “Deniz Bey’in politik manevra yeteneğini hala koruması” insanı sevindiriyor.  

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü

Baykal’ın AKP’yi desteklediği konulardan biri şu imiş:

“Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünden alınması”.

Bu kararı Erdoğan’ın “zorunlu” olarak aldığını Baykal unutuyor herhalde. Üstelik, Selvi’nin yazdığı gazetede yayınlanıyor, “YÖK bakmış ki, Bulu iyice çuvallamış, üstelik yayınlarında intihal iddiaları var, görevden alınmasını YÖK istemiş”.

Melih Bulu’nun görevden alınmasının, Baykal’ın dediği gibi, “Erdoğan’ın toplumun tercihlerine anlayış göstermesiyle” ilgisi yok. Yani, Bulu’nun görevden alınmasında Erdoğan’ı destekleyecek bir yönü yok. Kaldı ki, Erdoğan madem o kadar anlayışlı, protestocu öğrencilerin coplanmasını, gözaltına alınmasını, yerlerde sürüklenmesini, burslarının kesilmesini, protestolara karşı Erdoğan’ın aşırı tepkilerini Baykal acaba nasıl açıklıyor?..

 İktidar ve muhalefet

 Dünkü röportajda inanmakta asıl zorlandığım noktalardan biri şu:

“Baykal siyasi kutuplaşmanın giderilmesi için iktidar ve muhalefetin bir araya gelerek, ortak bir deklerasyon yayınlamasını gündeme getirdi”.

Baykal ve biz başka ülkelerde yaşıyoruz herhalde.

“1 - Kendisi CHP Genel Başkanı iken, AKP’nin ülkeyi kutuplaştırmasından şikâyet eden konuşmaları arşivde!

2 - AKP ülkeyi öyle kutuplaştırıyor ki, devlet kadrolarına, adalet kadrolarına her türlü atamadan tutun da, iş dünyasında kendisine arka çıkanlara ve de medyaya kadar herkesi ‘sizden ve bizden’ diye, on dokuz yıldır ayırıyor. Türkiye tarihin görmediği bir kutuplaşmayı yaşıyor.

3 - Kaldı ki... Kutuplaşmayı öyle siyasal bir araç haline geliyor ki, on dokuz yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde AKP, muhalefetin önerdiği tek bir tasarıyı, araştırmayı, soruşturmayı, anlaşmayı kabul etmiş değil, tek bir örneği yok”.

Ne deklarasyonu!  Ne bir araya gelmesi!

AKP her anlamda muhalefeti dışlıyor, sadece siyasal partileri değil, kendisine muhalif sivil toplum örgütlerini, medyayı, gazetecileri ve tek tek kişileri.

 Asiltürk - Baykal

 AKP’nin stratejisine bakın siz?

“Saadet Partisi’ni bölmek için Oğuzhan Asiltürk’ü kullanmak!

CHP’de rahatsızlık yaratmak için Deniz Baykal’ı kullanmak!”

Baykal’ın bu sözleri en çok kimi memnun etmiştir?

“Erdoğan’ı ve AKP’lileri...

AKP’ye yönelik tek bir eleştirisi yok!”

Magazinle karışık, bol tuluat.

Bu durumda yandaş gazetecinin ‘Baykal’ın zihin berraklığına şaşırmış’ olmasına, ben hiç şaşırmıyorum!

Belki, ilerde lazım olur, “elde var Baykal bir!”

Yazarın Diğer Yazıları

“Yaralısın”, onun da adı “Ali”

1686’da yapılan savaşı Avusturya kazanıyor, 150 yıl sonra Budin’i geri alıyor. Padişah IV. Mehmet durumu görüşmek üzere Şeyhülislam Ali Efendiyi saraya çağırıyor. Ali Efendi: “Gelmemize ulemanın izni yoktur”. Padişahın ayağına gitmiyor. IV. Mehmet de, onu görevden alıyor. On iki yıl hiç kimsenin kulu, kölesi olmadan, hukukun rehberliğinde tarihe örnek bir Şeyhülislam olarak geçiyor.

Ali Erbaş: Bir ilk... Ve toplum rahatsız...

"Siyasi bir figür" haline geliyor, siyasetin tam ortasında yer alıyor, her hali ve tavrıyla "ateşli bir AKP üyesinden" farksız

Anadolu Medya Ödülleri: Kendi pişir kendin ye!..

Erdoğan bu törende yaptığı konuşmada ‘Türkiye’deki basın özgürlüğü ve demokrasi’ nutku atmayı ihmal etmiyor.