01 Mart 2016

Üç yüzyıl sonra XIV. Louis ruhu

Türkiye’deki hukuksuzluk ve hukuka saygısızlık öyle boyuta uzanıyor ki...

 “Kendi arzu ettiği bir karar çıksaydı, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye talebi reddedilmiş olsaydı, Cumhurbaşkanı acaba yine, Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum der miydi?”

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği tahliye kararı ile ilgili olarak  Tayyip Erdoğan’dan hukuku bir kez daha yerle bir eden, "Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı göstermiyorum” sözlerine, Anayasa Mahkemesi böyle tepki gösteriyor.  Bu resmi bir görüş değil, Anayasa Mahkemesi’den kulislere yansıyan bir tavır. Aynı kulis bilgisi devam ediyor:

“Erdoğan’ın bu karara uyması ya da uymaması gibi bir durum söz konusu değil, çünkü Cumhurbaşkanlığını ilgilendiren bir karar değil, Cumhurbaşkanlığının uygulayacağı bir karar hiç değil.”

Erdoğan’ın hukuku kendine göre yorumlaması ve hiçe sayması aslında yeni değil. Örneğin, iki tane Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı karşısında da, benzer tavrı takınıyor.

2005 Kasım ayında AİHM kamuda türbanla ilgili yasak karar verdiğinde, Erdoğan “AİHM’in bu konuda söz söylemeye hakkı yoktur, söz söyleme hakkı din ulemasınındır” diyerek, AİHM kararını geri çeviriyor, “tanımıyorum” diyor.

2014 Ekim ayında AİHM bu kez zorunlu din derslerinin eğitim hakkını ihlal ettiğine karar verdiğinde, Erdoğan’ın tepkisi yine aynı, "tanımıyorum.”
 

Kapatma davası


İki gazeteciye tahliye kararı verdiği için AYM’ye bugün ateş püsküren Erdoğan, 2008 yılında aynı AYM’ye övgüler düzmekten geri kalmıyor. O tarihte AKP aleyhine kapatma davası açılıyor, AYM bu davayı red ediyor, Erdoğan’ın yüzünde güller açıyor:

 

“AYM bu kararıyla Türkiye’nin önünü kapatan büyük bir belirsizliği ortadan kaldırmıştır. Bu kararla demokrasimiz bir ayıptan, bir haksızlıktan kurtulmuştur”.

Anayasa Mahkemesinden bugün sızan kulislerin ne kadar doğru olduğu görülüyor. Onun işine geliyorsa, AYM ve hukuk iyi, gelmiyorsa, kötü.

Zaman içinde “Erdoğan ve hukuk” ya da “Erdoğan ve Anayasa Mahkemesi” kendi içinde bu iniş çıkışı gösterirken, Erdoğan hukuk evriminden geçiyor.

Örneğin, 2014 yılında Erdoğan Twitter’a yasak getiriyor. AYM yasağı kaldırıyor, Erdoğan:

“AYM’nin verdiği karara uymak zorundayız ama, ben bu karara saygı duymuyorum.”

O tarihte karara uymak zorunda hissediyor, bugün artık uymak zorunluğu hissetmiyor. O zaman da, saygı duymuyor, bugün de. Karara uymak konusunda ise, Erdoğan’ın geçirdiği hukuk evrimi çok açık. Hukuku tanımıyor. Daha doğrusu, işine geldiğinde, tanımak ne kelime, övgüden geçilmiyor, işine gelmediğinde, mahkeme kararları yer ile yeksan.
 

Ta Avustralya'dan
 

Afrika gezisine başlarken yaptığı bu açıklamanın devamında, “şimdi ben gidiyorum, ortalık karışır” diyor. Ortalık aslında üç gün öncesinden karışıyor. Üstelik, ta Avustralya’dan.

Bizdeki HSYK benzeri, Avustralya Yargıçlar Kurulu Başkanı 24 Şubat’ta Türkiye’deki hukuk dışı uygulamalara dikkat çekiyor, iktidarın işine gelmeyen kararlar veren savcı ve yargıçların tutuklanmalarını, meslekten çıkarılmalarını eleştiren Başkan Steven Rares bu sözleri tahmin edercesine:

“Eğer bir yargıç yanlış karar vermiş ise, bunun gereğini yine bağımsız bir başka yargıç yerine getirir, otoriter müdahaleler değil. Bu açıdan biz Türk Hükümetini bağımsız yargıya saygı göstermeye davet ediyoruz.”

Türkiye’deki hukuksuzluk ve hukuka saygısızlık öyle boyuta uzanıyor ki, “karışacak ortalık”, çok başka bir nedenden ve üç gün öncesinden dünyanın öteki ucunda, Avustralya’da yankı buluyor.

Üç gün önce, üç ay önce, üç yıl önce, bu saygısızlık yeni değil ki, bir çırpıda akla gelen örnekleri ortada.
 

Ah Louis ah
 

Hukuk tanımayan bir Cumhurbaşkan bir hukuk devletinin başında nasıl durur?

Duruyor, “kendi hukukunu” yaratmaya çalışıyor, onun için Başkanlık hayali.

Nasıl bir başkanlık, nasıl bir hukuk istediği, Meclis Başkanlığı'na getirdiği İsmail Kahraman’ın milletvekili seçilmeden önce başında bulunduğu bir sivil toplum kuruluşunun hazırladığı Başkanlık taslağında açıkça yer alıyor.

“Her türlü yetkiye sahip, her kararı alabilir, önemli atamaları yapabilir ama, sorumsuz.”

Yani, hukuk devre dışı, kişisel kararlarla devlet yönetimi, hukuk fazla, hukuk bir yük.

Bu mantık bizi üç yüz yıl öncesinin Fransa’sına götürüyor. Kral XIV. Louis’ye. 1643-1715 yılları arasında yaşayan XIV. Louis Fransa’yı mutlak monarşi ile yönetirken, ruhu bugün aramızda dolaşıyor. Malum, ünlü sözü ile hukuk tarihine geçiyor:

“Kanun benim.”

Erdoğan’ın hayalindeki Başkanlık da, böyle bir şey. Demokratik hukuk devleti yerine, kendine göre bir hukuk yaratmak ki, kuralsızlıklar zinciri ile dolup taşan otoriter bir rejim.

Ha XIV. Louis’nin mutlak monarşisi, ha Erdoğan’ın Başkanlık hayali.        

Yazarın Diğer Yazıları

"Çöküş" böyle bir şey

Bunun mutlaka ve mutlaka siyasal faturası var, seçimlerde AKP artık yolcu. Nihayet, hazin bir maceranın sonuna yaklaşıyoruz, hayli acılar çekerek

AKP usulü bir başka çuvallama: İklim değişikliği

Şimdi soru şu: “Türkiye bu fonları gerçekten iklim değişikliğine karşı alınması gereken önlemlerde mi kullandı, yoksa başka yerde mi?..” Hani şu “müjde” ile kurulduğu söylenen Bakanlık var ya... Onun açıklaması gerek.

Bir dolarınız varsa Merkez Bankası’ndan zenginsiniz

“Merkez Bankası’nın kendine ait tek bir doları bile yok. Ama sizin eğer 1 dolarınız varsa, kendinize ait, borç filan değil, siz dolar açısından Merkez Bankası’ndan daha zenginsiniz”.