12 Mart 2020

Türkiye ve AB çok farklı tellerden çalıyor

Von der Leyen ve Michel ile ilgili toplantıdan Erdoğan hiç memnun ayrılmıyor, o kadar ki, diplomatik  gelenekler geride kalıyor, her görüşme sonrasında yerine getirilen ortak basın toplantısına Erdoğan katılmıyor

Talihsiz zamanlama!.. Nedir o? Tayyip Erdoğan’ın Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) yetkilileriyle görüşmesindeki zamanlama...

Erdoğan AB ile görüşmeye ne zaman gidiyor?

İdlib’de ateşkese rağmen, ne olacağı belirsiz bir zamanda, yıllardır beslediği göçmenlere Avrupa kapılarını açıyor. Ne zaman açıyor? AB’den ve NATO’dan yardım istemeye gitmeden önce!..

Yardım isteyeceğin ülkelere göçmenleri göndermek için kapıları açarken, onlardan hangi yardımı bekleyebilirsin? Bu soru mantıklı ama, Erdoğan tersini düşünüyor:

"Göçmenler için kapıları açarak, AB’yi sıkıştırmak, hem göçmenlere verilecek mali yardımı elde etmek ve arttırmak, hem de İdlib için mali ve askeri destek sağlamak."

Oysa, AB takvimi Erdoğan’ın gezisi öncesinde çok başka yönde işliyor. Ankara’da nasıl bir Dışişleri ve AB yönetimi varsa, ya farkında değiller ya da Erdoğan’ın Brüksel’e gitmesine engel olamıyorlar.

Onun içindir ki, Brüksel’de AB ile görüşmeler hiç iç açıcı değil, yandaşların palavralarını unutun siz. AB’deki görevlilere göre, "gergin geçen" görüşme.

Zagreb'e sert tepki

Erdoğan’ın Brüksel’e gitmesinden üç gün önce AB ülkeleri Dışişleri Bakanları Zagreb’de bir araya geliyor. Oradan çıkan kararlar göçmenlerle bağlantılı olarak, Türkiye’nin istediklerinin tam tersi:

"-Bulgaristan ve Yunanistan’la göçmen girişini önlemek için dayanışmaya girmek,

-Sınırlarını teknik anlamda takviye etmesi için Yunanistan’a 350 milyon Avro vermek,

-Göçmenlere kapı açan Türkiye’nin bunu siyasal bir amaçla kullandığını anlatmak,

-Göçmen girişlerinin yasal olmadığını ilan etmek ve geçişlere kapıları kapatmak".

Son derece sert bir dille kaleme alınan bu açıklamada, "Türkiye’nin bu tavrı kabul edilemez" diye ayrı bir vurgu var. İsteyen, 4 Mart tarihli bu açıklamayı AB sitesinde bulabilir!

Erdoğan bu açıklamaya rağmen, Brüksel’e gidiyor. AB’ye göre, görüşmenin ana başlığı göçmenler.

İki yıl önce inen perde

Şimdi iki yıl önceye gidiyoruz. 28 Haziran 2018 Brüksel’de AB ülke liderlerinin Türkiye ile ilgili aldıkları karara. Orada iki konunun altı çiziliyor:

"1-Türkiye ile ilgili tam üyelik görüşmelerinde yeni bir fasıl açılmasına şimdilik gerek yoktur,

2-Gümrük Birliğini modernize etmeye şimdilik gerek yoktur."

Yeni fasıl açmak, özünde tam üyelik görüşmelerine devam etmek anlamına geliyor, AB liderleri buna karşı.

Gümrük Birliği 1996’da yürürlük kazanıyor. O tarihten bu yana, hem mal ve hizmetlerde, hem yeni sektörlerde bu anlaşmanın günümüze uyarlanması gerekiyor. Ancak, iki yıl öncesinden AB bu konularda perdeyi indiriyor.

Bugün perdeyi kaldırması için hiç bir neden yok.

İstekler birbirini tutmuyor

Erdoğan üç gün önce Brüksel’de AB Komisyon Başkanı Von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile görüşüyor. Gerek 2018 ve Zagrep kararları ışığında, gerekse üç gün önceki toplantıda:

- Erdoğan "Gümrük Birliğini modernize edelim" diyor, onlar "bakalım" diye ipe un seriyor.

- Erdoğan "yeni fasıl açalım" diyor, yani tam üyelik görüşmelerine yeniden başlamak adına, onlar "demokratikleşme ve ülkenin siyasal görünümünün düzeltilmesi" koşulunu öne sürüyor.

- Erdoğan "göçmenler için mali yardımın arttırılması" diyor, onlar "inceliyoruz" diye savsaklıyor.

- Erdoğan "Türkler için vizesiz Avrupa" diyor, onlar "isteksiz".

Göçmen sorunu hariç, AB ile bizim aramızda temel sorun "demokratikleşme... Türkiye’de bugünkü siyasal düzen..."

Türkiye’nin tam üyelik serüveninde AB yıllardır ayak sürüyor ama, bugün için onların önceliği demokratikleşme... Türkiye’de günümüzde hukuk adına yaşanan uygulamalar, temel hak ve özgürlüklerdeki kısıtlamalar başta olmak üzere...

Michel ve Von Der Leyen'in gündemi

Erdoğan’ın görüştüğü AB Komisyon Başkanı ile AB Konsey Başkanı Von der Leyen ve Charles Michel bu görevlerine Aralık 2019’da başlıyor, üç ay önce.

Her ikisi de, ilk açıklamalarında sadece "çevre, küresel ısınmayla mücadele, daha yeşil bir Avrupa" üzerinde duruyor. İkisinin de, gündeminde Türkiye yok.

Türkiye gündemlerine, göçmenler için kapılar açılınca giriyor.

Brüksel’de ciddi görüş ayrılıkları var. Yine de, 26 Mart’a bir toplantı konuyor, "göçmen sorununu" ele almak üzere. Vize, yeni fasıl açılması ya da Gümrük Birliğinin günümüz koşullarına uyarlanması o toplantıya şimdilik dahil edilmiyor.

Von der Leyen ve Michel ile ilgili toplantıdan Erdoğan hiç memnun ayrılmıyor, o kadar ki, diplomatik  gelenekler geride kalıyor, her görüşme sonrasında yerine getirilen ortak basın toplantısına Erdoğan katılmıyor.

Açıklamalar bir yana, yazılanları zaten geçiniz, gerçek kendisini böyle gösteriyor.

AB Koronavirüs'e endekslendi

Türkiye ile görüşmeler Brüksel’de bir anda unutuluyor. AB dünden itibaren dünya sağlığını tehdit eden "Koronavirüs"e odaklanıyor. CHP’nin AB’deki temsilcisi Kader Sevinç’in bildirdiğine göre:

Dünden itibaren AB kurumları dışarıdan ziyaretçi kabulünü durduruyor. Avrupa Parlamentosu’daki tüm etkinlikler üç hafta erteleniyor. AB Ticaret Bakanları toplantısı iptal ediliyor. Avrupa Komisyonu çalışanlarına "evlerinden çalışmaları" talimatı veriliyor. Avrupa Parlamento Başkanı İtalyan asıllı Sassoli on dört gün süreyle kendisini karantinaya alıyor ve ülkesine dönüyor.

Avrupa’da spordan siyasete, eğlenceden ticarete kadar, her türlü takvim, ne kadar süreyle bilinmez, Koronavirüs'e göre işliyor. Baksanıza, Bulgaristan Başbakanı "Koronavirüs nedeniyle Avrupa’nın yüzde yetmişi tehdit altında" diyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Hayati bir genelge ve devamı

Toplam sayısını bilmiyorum ama, başdanışman, danışman, kurullar derken, herhalde yüzü çoktan aşan görevli ordusu. Hepsi de, ücretli ve muhtemelen devlet memuru statüsünde. Nerede bu arkadaşlar?

"Hizmette", pardon "cömertlikte" sınır olmayınca...

Başka ülkelere yardımda Türkiye dünyada ilk sırayı alıyor, "öylesine cömert bir ülke". Bugün o "cömertliğin" faturası ortada. Virüsle mücadele için "halktan para toplama kampanyası" açıyor, çünkü para yok!..

Sosyal devletten "sosyal halk"a!..

Yıllardır dilinden düşürmediği "ekonomimiz güçlü" sözü, yardım çağrısıyla iflasını ilan ediyor. Yardım çağrısı aynı zamanda "devlette para yok" anlamı taşıyor