19 Ekim 2019

Trump’tan al haberi: Tehdit ve anlaşma

Vaktiyle söylenmişti ya, “Şam’da Emevi Camiinde namaz kılarız” diye, bir de bakmışsınız, Emevi Camiinde Esad ile birlikte namaza durulmuş!..

9 Ekim akşamı, on gün önce, Trump telefonda konuştuğu bir senatöre:

“Tayyip Erdoğan’ın savaşı durduracağından emin olmasaydım, bu kadar yüksek düzeyde bir heyeti Ankara’ya göndermezdim. Ankara’daki görüşmelerden ümitliyim”.

Trump Ankara’da istediği sonucu alacağından neden bu kadar “emin”?.. Neye güveniyor?..

9 Ekim sabahı ise, Trump, bırakın yaklaşık yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihini, Osmanlı döneminde ve dünya diplomasi tarihinde benzeri olmayan, tehdit dolu, o rezil ve sefil mektubu gönderiyor.

Mektupta iki tehdit var:

1-“Binlerce kişinin öldürülmesinin sorumlusu olmak istemezsiniz” diyerek, üstü kapalı Uluslararası Mahkeme yolunu gösteriyor.

2-“Ekonomiyi mahvederim” diyerek, yürürlüğe koymak için beklediği ekonomik yaptırımları hatırlatıyor.

Aynı mektupta “sert (tough guy) ve aptal olma” diyerek, Erdoğan’a tembihte bulunmayı ihmal etmiyor. Trump’ın “ümidi” bu mektup.

“Görüşmem, görüşürüm”

Geliyoruz 16 Ekim’e. Soğuk duş etkisi yaratan bir gün.

O gün Erdoğan Meclis’te grup toplantısı sonrasında gazetecilerin “ABD Başkan Yardımcısı geliyor” hatırlatmaları üzerine, “ben Başkan Yardımcısıyla görüşmem, benim muhatabım Trump’tır” diyor.

Bu yanıttan bir dakika sonra, şöyle yirmi adım atıyor, aynı yöndeki soruya bu kez tam ters karşılık veriyor:

“Görüşürüm!..”

O bir dakikada ne değişiyor?.. “Görüşmem” derken, bir dakikada “görüşürüm” düşüncesine nasıl geliyor?.. Soğuk duş!..

Aynı gün, 16 Ekim’de Amerika’da bir başka çarpıcı gelişme var. Amerikan yargısı “Halkbank’a yönelik ağır bir iddianame” hazırlıyor. Halkbank’ın iddiaları reddettiği iddianameye göre, Halkbank:

“-Dolandırıcılık,

-Kara para aklamak,

-İran’a yasa dışı yollardan yirmi milyar dolar aktarmak,

-ABD’yi dolandırmak için komplo kurmak” gibi, çok ağır suçlamalara hedef oluyor.

Hem de 4.5 saat

“Görüşmem - görüşürüm” faslının ertesi günü, 17 Ekim’de Amerikan Heyeti ile 4.5 saat görüşüyor. Bir kısmı baş başa, bir kısmı heyetler halinde.

Ve Erdoğan Amerika ile anlaşıyor!.. Bir gün önce “operasyon devam edecek” açıklamasına rağmen!..

Haftalardır, “eyy Amerika, eyy Avrupa Birliği, eyy NATO” demiyor mu, diyor. Arap Birliği dahil, operasyonu eleştiren her ülkeyi, diplomatik dili bir yana bırakarak, karşısına alıyor mu, alıyor.

Şimdi ne oluyor da, anlaşmaya varıyor?.. Anlaşmanın kritik maddelerinde:

-Türkiye’nin askeri harekata giriştiği alanda güvenli bir bölge kurulacak, Türkiye ve Amerika orada işbirliği yapacak.

-YPG 120 saat yani beş gün içinde çekilecek.

-YPG’nin silahları toplanacak ve muharip mevzileri tahrip edilecek.

-Amerika ekonomik yaptırımları askıya alacak.

Askeri operasyonun durması elbette çok iyi, orası ayrı.

Ne var ki, haftalardır ve hatta aylardır Amerika’ya kafa tutan Erdoğan’ı 4.5 saatte hangi nedenler ikna ediyor?..

Trump’ın tehditleri mi?.. Halkbank iddianamesi mi?.. İkisi birden mi?..

Trump tehdidi doğruladı

“Çocuktan al haberi” misali, Türkiye ile ilgili gerçek haberleri hep Trump’tan alıyoruz.

Görüşmeler biter bitmez, daha açıklama yapılmadan önce ilk haberi Trump veriyor, “Ankara’dan gelen haberler çok iyi, milyonların hayatı kurtuldu” diyerek, anlaşmanın sağlandığını duyuruyor.

Dün sabah ise, “Erdoğan’ın neden anlaştığını” açıklayan bir tweet atıyor, şöyle:

“Bu anlaşma üç gün öncesine kadar asla yapılamazdı. Bunu başarmak için ‘sert bir sevgiye’ ihtiyaç vardı”.

“Sert sevgi” sözünü tırnak içine alan Trump. “Sert sevgi” ile neyi kastediyor?..

Yazdığı tehdit dolu mektubu!.. Mektupla tehdit ettiğini, tehditlerin hedefine ulaştığını söylüyor!..

Dolayısıyla, anlaşmanın Türkiye için zafer kazanmakla ilgisi yok!..

YPG’ye destek

9 Ekim’deki o mektuptan ve Trump’ın “ümitli olduğunu” söylediği o telefon konuşmasından bir gün önce, 8 Ekim’de Trump’ın attığı tweetlerden biri şu:

“Kürtlere maddi destek ve silah veriyoruz”.

Bilinen gerçek, en yetkili ağızdan bir kez daha teyit ediliyor. Şimdi anlaşmaya göre, Amerika o  silahları toplayacak. Manzara şu:

Amerika YPG’ye “saldır” diyor, verdiği silahlarla saldırıyor, “çekil” diyor, silahları topluyor ve YPG çekiliyor.

Ne süreyle ve ne karşılığında?.. Onu bilmiyoruz.

Operasyon sona eriyor, bundan sonra soruna kalıcı çözüm bulmak için ne yapılacak?.. Yoksa üç, beş ay içinde bu anlaşma rafa kalkacak ve Türkiye yine operasyona mı gidecek?.. Bunları bilmiyoruz.

Dün Trump Texas'taki mitinginde şu skandal sözleri söylüyor:

“Önce bırakacaksınız, okul bahçesindeki iki çocuk gibi kavga edecekler, sonra gidip ayıracaksınız."

Bir hakaret daha.

Sırada Esad var

Mektup, anlaşma, Trump derken, gürültüye giden ve fakat geleceği haber veren önemli bir cümle var, Amerika’nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’e ait:

“Güvenli bölge otuz kilometrelik alanı kapsıyor. Onun dışında, kuzeydoğudaki diğer bölgeler için Türklerin Rusya ve Suriye ile görüşmesi gerekiyor”.

Suriye ile görüşmek?.. Anlaşma metninde böyle bir madde yok ama, muhtemelen 4.5 saat süren görüşmelerde Amerika bu öneriyi de, getirmiş olabilir. Bu cümle şu haberi veriyor:

Önümüzdeki dönemde, zamanı belli değil, Ankara Esad ile masaya oturursa, kimse şaşmasın.

Vaktiyle söylenmişti ya, “Şam’da Emevi Camiinde namaz kılarız” diye, bir de bakmışsınız, Emevi Camiinde Esad ile birlikte namaza durulmuş!..

Ne de olsa, “zafer” bizimdir!..

Yazarın Diğer Yazıları

Huzursuzluğun iki siyasi fotoğrafı

Davutoğlu şu kadar oy alır, Babacan bu kadar oy alır, ne kadar alırlarsa alsınlar, artık geri dönülmez bir gerçek var: AKP ve sistem çatırdıyor

"Fair Play" tarihte kaldı, iktidar da aynı yolda

Meclis’te muhalefete laf atmak mı? Kavga çıkarmak mı? Kendini göstermeye çalışmak mı? İşine gelmeyince sıralara vurmak mı? O durumlarda yeni seçilen AKP milletvekilleri iş başında!

Kavala kararı: Beklemek Anayasa'ya aykırı

AİHM kararlarına uymak, bağlayıcı nitelikte. Bu bağlayıcılık, Anayasa'nın 90. maddesi ile kesin hâle geliyor. Buna rağmen, "Bekleyelim, ne olacak" havası var. Yanlış! Çarpık! Çünkü, Anayasa'ya aykırı!