26 Temmuz 2016

İdama dönüş, AB'den dönüş

Ne kadar dramatik, “idam cezasının insan haklarına aykırı gören” imza sahipleri, bugün ricat ediyor

“... İdam cezasının kalkması günümüzde artık Avrupa Konseyi üyeliği için bir önşart ve üyelikten kaynaklanan yükümlülüklerdendir.”

Bu cümle Haziran 2003’de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir protokolün onayı için Meclis’e gönderdiği yazı.

O “6 Nolu Protokol.” Bakanlar Kurulunun kararı olan o yazı devam ediyor:

“Bu protokol 15 Ocak 2003 tarihinde Türkiye’nin Avrupa Konseyindeki daimi temsilcisi tarafından imzalanmıştır.

"Protokolün onaylanması ile insan hakları alanında yürütülen reform çalışmalarında önemli bir aşama geride bırakılmış olmaktadır.”

6 Nolu Protokol Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin bir eki olarak, idam cezasını kaldıran bir yaptırım.

Yani, idam cezasını kaldıran ve bunu Avrupa  Konseyi çerçevesinde uluslarası statüye bağlayan Tayyip Erdoğan Hükümeti.

 

Öyküsü Öcalan'la bağlantılı

 

Türkiye’de idam cezasını kaldıran, ilgili bütün yasalardan temizleyen ve bunu doğru biçimde “insan hakkı” olarak tanımlayan Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından “Millet isterse ve Meclis’ten geçerse, idamı ben de onaylarım” diyor.

İdamı her ne kadar Haziran 2003’te AKP Hükümeti kaldırıyorsa da, bu yöndeki ilk adımı Ecevit başkanlığındaki DSP-ANAP-MHP hükümeti atıyor.

Abdullah Öcalan yakalanıp, idama mahkûm edildiğinde, o tarihte Türkiye’de idam cezası henüz var. Öcalan 25 Kasım 1999’da idama mahkûm ediliyor, avukatları aynı gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunuyor.

12 Ocak 2000 tarihinde Ecevit liderliğindeki koalisyon hükümeti “idam kararının uygulanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararının beklenmesine ve o nedenle mahkeme kararının Başbakanlıkta bekletilmesine”  karar veriyor.

12 Ocak 2002 günü Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli ve her üç partiden bazı bakanların katıldığı toplantı tarihi nitelikte.

Mahkeme kararının Başbakanlık'ta bekletilmesi, idam cezasının bekletilmesi anlamına geliyor. Bahçeli buna karşı çıkıyor, koalisyon bozulma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor, üçlü koalisyon gidip geliyor, 7.5 saat süren toplantı sonunda Bahçeli Ecevit’e “Peki efendim”  diyor.

Şimdi idamın geri getirilmesi için “Ben de varım” diyen Bahçeli, o tarihte idam cezasının kaldırılması yönünde imza sahibi olanlardan biri.

Bir ayrıntı daha var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkını Türkiye 1997 yılında kabul ediyor. Refahyol Hükümeti.

O kabul kararında Devlet Bakanı olarak Abdullah Gül’ün imzası var. Öcalan, Gül’ün de katkısıyla bireysel başvuru hakkını kullanıyor.

 

İlkesizlik

 

Dolayısıyla, AKP yönetimi, bakanıyla, başbakanıyla idam cezasının kaldırılması yönünde imzalara sahip. Üstelik, 6 Nolu Protokol'ün imzalanmasında, “Artık Avrupa Konseyi üyeliği için şarttır” diyerek, kendisini ve Türkiye’yi bağlıyor.

Ama, 2003’te!.. Arada köprülerin altından çok su akıyor.

Bugün idam cezasının yeniden tartışmaya açılması, hatta Erdoğan’ın kendisini bu kez tam ters yönde  bağlaması, Türkiye’de yönetimin ve politikanın ne kadar “günlük”, ne kadar ilkesiz olduğunu göstermeye çoktan yetiyor.

İdam tartışmalarıyla birlikte, Avrupa haklı olarak, Türkiye’nin AB üyeliğini gündeme getiriyor. Ellerinde kapı gibi, Erdoğan imzalı yazı var.

Avrupa’nın uyarısına, her zaman olduğu gibi, Türkiye efelenerek yanıt veriyor.

Eğer, idam cezasına gerçekten yeniden dönülürse, Türkiye’nin başının ağrıyacağı çok açık. Zaten pamuk ipliğine bağlı “Türkiye-AB ilişkilerinin” çıkmaza gireceğini söylemek kehanet olmaz.

Ne kadar dramatik, “idam cezasının insan haklarına aykırı gören” imza sahipleri, bugün ricat ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

O bildiriye Türkiye de imza attı

Her fırsatta Suriye Halkı’na sevgilerini yollayan Erdoğan, Esad’a karşı savaşa girişen “muhalif gruplarla” bir araya geliyor, onları Ankara’da ağırlıyor, onlara yardım ediyor. Ama, bunun adı “içişlerine karışmak değil, dış politika” oluyor.

Batı “rest” dedi

On büyükelçinin “istenmeyen adam” ilan edilmesine dönük Erdoğan’ın talimatı Batı’da geniş yankı buluyor. Her şeyden önce açıklamanın ya da çağrının arkasında Biden’ın bulunması, olayın rengini olağanüstü değiştiriyor.

Büyük kumar: On büyükelçi

“Kendi özel iradelerini değil, temsil ettikleri ülkelerin iradesini yansıtıyor. O ülke hükümetleri onaylıyor, hatta belki de, öneriyor. Dolayısıyla, o büyükelçileri istenmeyen adam ilan etmek, aynı zamanda o ülkelerle bağı koparmak anlamını taşıyor”. Erdoğan, siyasal hayatının en büyük kumarını oynuyor.