08 Eylül 2016

DW skandalı ve "Free Words Turkey"

Gazeteci istediğini sorar, soruda “maksat aşılsa ve itham” olsa bile, buna karşılık vermek mümkün

“Gazeteciler” kelimesinin üstü demir parmaklıklarla örülü. Bu bir pankart. Pankartta “Gazeteciler” diye başlayan cümle aynen şöyle:

“Journalists Are Not Terrorists.”

“Gazeteciler terörist değildir.”

Pankartı çoğunluğu Alman olan gazeteci grubu taşıyor, Berlin’de. O grubun arkasında dünya çapında örgütlü Uluslararası Yazarlar Derneği (PEN) Almanya Şubesi, Almanya Kitap Basım ve Yazarlar Birliği, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü var.

Kampanyanın adı “Free Words Turkey”, tam çevirisi, “Türkiye’de Özgür Sözcükler”, arkasında yatan anlam ve amaç, “Türkiye’den düşünce ve basın özgürlüğü isteyin.”

Adı geçen basın ve yayın örgütleri AKP iktidarına basın ve düşünce özgürlü amaçlı baskı yapılmasını talep ediyor. Bu talebi dünyaya iletiyor ama, özellikle Almanya Başbakanı Merkel ile AB Komisyon Başkanı Juncker’e çağrıda bulunuyor. Onlardan özgürlük talebi doğrultusunda somut tavır almalarını istiyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bazı gazeteci ve yazarların tutuklanmasını, bazı gazetecilerin basın kartları ve pasaportlarına el konulmasını protesto etmek üzere düşünülen bir kampanya.

Malum, aralarında Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Ali Bulaç, Mümtazer Türköne, Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay gibi isimlerin bulunduğu altmışa yakın gazeteci ve dil bilimci “terörist” damgasıyla tutuklanıyor. Dün bunlara yeni gazeteciler ekleniyor.

Uluslararası basın kuruluşlarının kampanyası daha önce düşünülüyor, ama dün hayata geçiriliyor.

DW bunalımı

Dün hayata geçirilmesinin nedeni var:

Deutsche Welle (DW) bunalımı. 

Bardağı taşıran damla.

DW İkinci Dünya Savaşı sonrasında, tam olarak 1953’te Köln’de yayına giriyor. Önceleri sadece radyo, sonradan TV ve internet ekleniyor. Hitler Almanyası’nın dünyadaki olumsuz imajını silmek amacıyla kuruluyor.

Halen otuz dilde yayın yapıyor. Yayınları arasında Türkçe de var. Türkçe yayınlarını 1962’den beri sürdürüyor.

Berlin Duvarı örülünce, DW Doğu Almanya karşıtı yayınlarıyla öne geçiyor. Demokrasi ve özgürlüklerden yana. BBC gibi, CNN International gibi, TV 5 gibi, dünyanın saygın yayın kurumlarının başında gelenlerden biri. Sonuna kadar “bağımsız” bir yayın organı. Yani, artık bize epey yabancı.

Bakanla röportaj

İşte, bu DW iki gün önce Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ile röportaj yapıyor. Ancak,  röportajın bitiminde Bakan Kılıç “yayınlanmasını istemiyor.”

DW “kayıtlarımıza el kondu, derhal bize verilsin” derken, Bakanlık açıklama yapıyor: 

“Röportaj sırasında sunucu tarafından maksadını aşan ifade ve ithamlar kullanılması üzerine ilgili kuruluşa röportajın yayınlanmaması talebimiz iletilmiştir. Röportajın yayınlanmaması ile ilgili tasarrufumuz yetkilendirme kuralının yerine getirilmesidir.”

Bu talep nasıl iletiliyor?

DW’nin dediği gibi, kayıtlar verilmiyor. DW doğru söylüyor, zaten Bakanlık açıklamasında, “röportajın yayınlanmaması ile ilgili tasarruftan” söz ediliyor. Yani, bir “tasarruf”, bir karar, aktif bir tavır var.

Bakanlık açıklamasında dünya gazetecilik örnekleri arasına girecek, iletişim fakülteleri birinci sınıflarında okutulmaya değer bir laf var, “sunucu tarafından maksadını aşan ifade ve ithamlar kullanılması üzerine”, gibi bir laf.

Gazeteci istediğini sorar, soruda “maksat aşılsa ve itham” olsa bile, buna karşılık vermek mümkün. Kaldı ki:

Gazeteci, karşıdaki kim olursa olsun, onu sıkıştırmak, ağzından laf almak, gerçeği ortaya çıkarmak için sorar.

Yoksa, son yılların adeti olduğu üzere, gazeteciliği yerin dibine sokan çanak sorular, önceden hazırlanmış sorular, karşıdakine propaganda fırsatı veren sorular sormak için değil.

Bakan Kılıç “maksadını aşan itham eden sorulara” cevap veremiyorsa, o soruların altında kalıyorsa, o onun sorunu.

Röportaj bantlarına el koymak ise, tam sansür.

Sunucunun açıklaması

Bakan Kılıç ile röportajı yapan gazeteci Michel Friedmann dün DW’de şunları söylüyor:

“Bakan Kılıç, sanırım Türkiye’de kadınların konumu ile ilgili sorulardan hoşlanmadı. Türkiye’de şu anda kadınların modern mi, özgür mü, yoksa daha mı geleneksel olmaları gerektiği ile ilgili bir tartışma var. Bunlarla ilgili görüş belirtmek durumunda olmadığını söyledi.

Ayrıca, tartışmalı idam cezası, AB ile ilgili anlaşmazlıklarla ilgili sorulardan da hoşlanmadı.

15 Temmuz öncesi ile ilgili sorduğum demokratik kurallar, basın özgürlüğü gibi sorulardan da pek hoşlanmadı sanırım”.

Gazeteci Friedmann eklemeden edemiyor:

“Biz politikacıların duymayı ve cevaplamayı umduğu soruları soran gazetecilerden değiliz.”

Bizde gazeteci kılığında dolaşanların kulaklarına küpe olmaz, biliyorum. Yine de, bizde son yıllar hariç, çok uzun yıllar ve her dönemde uygulanan evrensel kuralı hatırlatıyor Alman gazeteci.

Kitap fuarı

DW skandalı Alman Basınında ve uluslararası medyada ciddi yankı buluyor. Alman Basın Birliği sert bir açıklamayla, adını koyarak, “sansürü” kınıyor. Ayrıca, “Free Words Turkey” kampanyası hayata geçiriliyor, o dikkat çekici pankartla birlikte.

DW skandalı ve bu kampanya burada kalmayabilir. Nedeni var.

Geleneksel İstanbul Kitap Fuarı, fuarın 35. yılı.

Her yıl olduğu gibi, Kasım’da açılacak fuarın onur konuğu bu yıl Almanya. Fuarda Almanya, “Türk yazarlarla dayanışmak amacıyla basın ve düşünce özgürlüğü forumu” düzenliyor.

Almanya ile bütün ilişkiler gölgeli, üstüne üstlük bu pankartlar, DW skandalı, sık sık Türkiye’ye dönük ağır eleştiriler çerçevesinde kitap fuarında böyle bir forum epey heyecanlı olur.

Yazarın Diğer Yazıları

Da Vinci’nin "Son Akşam Yemeği” ardından T24 yemeği

T24’ün Kılıçdaroğlu ile buluştuğu yemek neden bu ölçüde ses getiriyor? Kılıçdaroğlu ile çeşitli TV kanalları, çeşitli gazeteler zaman zaman röportajlar yapıyor, ancak hiç biri bu ölçüde ses getirmiyor

"Elele Büyüttük Sevgiyi"

Rahşan Hanım... Bileği bükülmez, inatçı, iradesi güçlü bir kadın, o ölçüde birlikte yaşaması güç... Bülent Bey hiç gocunmadan o güçlüğe göğüs geriyor, çünkü "elele büyüttükleri sevgi" var aralarında

"TOKİ’den ev almak cennetliktir" dese, yeridir

Diyanet TOKİ işine nasıl giriyor? Fetva yayınlayarak! Bu konuda fetva yayınlamak bile, başlı başına dinin siyasallaşmasından başka bir şey değil