06 Ağustos 2016

Bir Tehlike: Tweedle Dee Tweedle Dum

Erdoğan ve Yıldırım’ın CHP’ye söz vermesini beklemek herkesin, en başta da Kılıçdaroğlu’nun hakkı

Sahnede ikizler. İkisi de, aynı giyiniyor. İksi de, şişman. Şişman oldukları için göbeklerinin üstüne kadar çıkan kahverengi pantolonlar. Sarı gömlek, mavi papyon, kahverengi kep, kepin üstünde kağıttan küçük sarı bayrak, ördek ayaklarına benzeyen siyah uzun ayakkabılar. 

“Alice Harikalar Diyarında” ünlü çocuk öyküsünün iki tipi. 1951’lere kadar giden bu çocuk kahramanları hep “birlikte” oyun oynuyor. “Birlikte” şarkı söylüyor, “birlikte” şiir okuyor, “birlikte” öykü anlatıyor.

“Birlikte” anlattıkları masallarda beyaz tavşanlar, istiridyeler, koca kulaklar birbirleriyle şakalaşıyor. Sürekli günlük güneşlik bir hava, yemyeşil bir doğa, şırıl şırıl akan sular, her yere sükunet hakim, gerilimden uzak, barış içinde, huzur dolu, sorunsuz bir dünyanın kahramanları.

Tam “harikalar diyarı.”

Dünyadaki tüm insanlara, “ah nerede o günler, o mekan” dedirten türde.

O şişman ikizlerden birinin adı “Tweedle Dee” diğerinin adı “Tweedle Dum.”

 

Amerikan siyasetinde

 

Bu iki tip önce Amerika’da, daha sonra dünyanın çeşitli yerlerinde öyle tutuyor ki, çocuk masallarını aşıyor, örneğin, ünlü şarkıcı Bob Dylan bu iki kahramanla ilgili şarkı yazıyor, besteliyor ve bir ara bu şarkı dünya listelerinde ilk sıralara tırmanıyor.

1960’lardan itibaren, Tweedle Dee ve Tweedle Dum Amerikan siyasal literatürüne giriyor. Amerika’nın siyasal bilim derslerinde, bu ikizler Amerikan siyasal partilerini anlatmak amacıyla kullanılmaya başlıyor.

Amerika’da temelde iki siyasal parti var, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler.

Amerikan siyasal bilimciler bu iki partiyi anlatmak için birine, Tweedle Dee, diğerine Tweedle Dum, diyor. 

İki parti var ama, özde birbirlerinden farkı yok, anlamında, yani ikizler.

Ha Demokratlar, ha Cumhuriyetçiler. İkisi de, kapitalizmin kalesini savunuyor, ikisi de, serbest piyasa ekonomisi, ikisi de, Amerikanın dünyadaki jandarma rolünü ezberlemiş ve o yönde davranıyor, ikisi de evrensel hukuk, kuvvetler ayrılığı ilkeleri, ikisi de Başkanlık sistemi v.s.

Bir zamanlar bizdeki ünlü reklam gibi, “yok birbirimizden farkımız ama, biz Osmanlı Bankasıyız”.

 

AKP, CHP, MHP

 

Gelelim bize, gelelim bugüne.

Yarın İstanbul Yenikapı’da AKP, daha doğrusu Tayyip Erdoğan 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili miting düzenliyor.

Miting şimdiden belli, Erdoğan’ın imzasını taşıyacak.

Meclis’te temsil edilen ve edilmeyen tüm partiler 15 Temmuz darbesi karşısında dimdik duruyor, demokrasiden yana tavır alıyor. İktidarda kimin bulunduğunu hiç umursamadan. Aralarında, hele de son iki yılda ortaya çıkan pek çok gerilimi bir saniye bile düşünmeden. Karşılıklı mahkemelere düşmüş olmayı akla bile getirmeden. Harika bir direniş ve bütünlük. Tam demokratik uzlaşma. Tarihe geçecek bir örnek.

15 Temmuz’un ardından bu ortaklaşa dik duruş, karşılıklı ziyaretlere, davetlere, birlikte ortak davranışlara zemin hazırlıyor.

Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli birlikte kameraların karşısına geçiyor, “demokratik ruhu” simge olmaktan çıkartıp, fiziki hale getiriyor. “Demokrasi ruhu” lafta kalmıyor.

Ne yazık ki, bu tarihsel süreçte, HDP ve Selahattin Demirtaş dışlanıyor. O karede yer almasına izin verilmiyor.

Yine de, Saray, AKP, CHP ve MHP’nin bir araya gelmesi, hele son yılların o kabus dolu gerilimleri düşünüldüğünde, hepimize derin nefes aldıran bir tablo.

Ardında “acabalar” da olsa, “Başkanlık hayallerinden vaz mı geçti yoksa”, sorularıyla birlikte, “daha demokratik bir Türkiye olabilir mi” avansı ile hepimiz bu tabloyu destekliyoruz.

 

Yenikapı'ya davet

 

Bu arada AKP OHAL ilan ediyor. Arka arkaya yayınladığı OHAL kararnameleriyle, aslında mutlaka ve mutlaka yasalarla değişmesi gereken askeri sistemi kararnamelerle yeniden düzenliyor.

150 yıllık askeri kurumlar kapatılıyor, bazıları bir yerlere bağlanıyor.

Binlerce memur tasfiye ediliyor, binlerce kişi gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

Bunlara karşı Kemal Kılıçdaroğlu uyarıcı manifestolar yayınlıyor. Gerek Erdoğan ile gerek Binali Yıldırım ile görüşmelerinde ve yaptığı miting ve açıklamalarında uyarılarını dile getiriyor.

Binali Yıldırım “uyarılarınızı dikkate alacağız” diyor. Ama, örneğin OHAL kararnameleri Meclis’e hala gelmiyor.

Tam bu sırada Yenikapı mitingi.

Kılıçdaroğlu’na ve Bahçeli’ye hem Saray’dan yazılı davet gidiyor, hem Binali Yıldırım telefonla davet ediyor.

Bahçeli davete hemen atlıyor, zaten aksini düşünmek güç. Bahçeli zaten çoktan AKP’nin dümen suyunda.

Kılıçdaroğlu CHP’nin bu mitingde bir grup CHP milletvekili tarafından temsil edileceğini söylüyor ancak, kendisiyle ilgili tereddüt ediyor, o mitinge katılsın mı, katılmasın mı, düşünmek istiyor.

 

“İleride bizi suçlarlar"

 

Buna karar vermek için dün CHP MYK’sı olağanüstü toplanıyor.

Bu arada bazı kalemşörler ki, CHP’li değiller, avazları çıktığı kadar tempo tutuyor, “kaaatıl, kaaatıl”. AKP medyası aniden daha da genişliyor, AKP yandaş medyayı aşıyor, eskiden beri diş bilediği kesimlere kolaylıkla erişiyor.

Karşılıklı kucaklaşma, “demokrasi” uğruna elbette. Başka ne olabilir ki!

Başlangıçta Yenikapı’ya katılmaya uzak bakan Kılıçdaroğlu baskı altında kalıyor.

1-CHP’de belli bir taban, katılması yönünde çağrıda bulunuyor.

2-MYK’da dün oylama yapılmıyor ancak, üyeler ikiye ayrılıyor, bir kısmı katılsın, bir kısmı katılmasın, düşüncesinde.

Arkadaşlarını dinledikten sonra Kılıçdaroğlu:

“Benim de Yenikapı’ya gitmem galiba daha doğru olacak, çünkü ilerde AKP bizi suçlar”.

Ve MYK’dan “Kılıçdaroğlu’nun da katılması” kararı çıkıyor.

 

Ne söyleyecek

 

Katılacak ve Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın, daha da ötesi, büyük çoğunluğun AKP destekli olduğu bir mitingde ne söyleyecek?

Söyler mi, söylemez mi, yarın birlikte dinleyeceğiz, şimdilik bendeki bilgiye göre:

-Başkanlık yerine, her zamanki gibi, yine parlamenter sistemi savunacak.

-Laikliği bir kez daha vurgulayacak.

-OHAL kararnamelerinin Meclis denetiminden geçmesini bir kez daha hatırlatacak.

-Adil yargılama hakkı ve evrensel hukuk kurallarına gönderme yapacak.

-Her demokrasinin vazgeçilmez kuralı, kuvvetlerin ayrılığı ilkesinin önemini bir kez daha anlatacak.

Bunları söyler mi, söylemez mi?

 

Ufukta küçük de olsa

 

Yenikapı mitingi kesinlikte Türk siyasal tarihinde bir ilk. Bir mitingde ilk kez üç parti bir araya geliyor. O açıdan gerçekten akıllardan çıkmayacak, tarihe not düşülecek sahnelere tanık olabileceğiz. 

Ama... Onun ötesinde...

Ufukta küçük de olsa, bir tehlike var. O tehlikeyi, dolayısıyla benzetmeyi biraz abartılı kullanıyor olsam bile. 

Tweedle Dee, Tweedle Dum, siyasal partilerin benzeşmesi, MHP’yi zaten boş verin, CHP’nin giderek AKP’nin kucağına düşmesi. 

CHP son yirmi gündür AKP ne isterse yapıyor, ama AKP söz veriyor ve yapmıyor.

Mitingde hamasi nutuklar ötesinde, Erdoğan ve Yıldırım’ın CHP’ye söz vermesini beklemek herkesin, en başta da Kılıçdaroğlu’nun hakkı. Söz verecekler ve yerine getirecekler.

Yoksa, giderek Tweedle Dee, Tweedle Dum. 

Yazarın Diğer Yazıları

Kavala kararı: Beklemek Anayasa'ya aykırı

AİHM kararlarına uymak, bağlayıcı nitelikte. Bu bağlayıcılık, Anayasa'nın 90. maddesi ile kesin hâle geliyor. Buna rağmen, "Bekleyelim, ne olacak" havası var. Yanlış! Çarpık! Çünkü, Anayasa'ya aykırı!

Kavala’ya hemen özgürlük

AİHM "18. maddenin ihlali" diye karar verdiği anda, Kavala hakkındaki suçlamalar tümüyle düşüyor, çünkü tutukluluk durumu "hukuki değil, siyasi"

Yö... Yö... Yönetiliyoruz... Fıkra Gibi

İş bilimsel yayına, uluslararası atıf yapılmasına gelince, SIFIR! Olsun, "Reis’e" destek tam ya sen ona bak, gerisini boş ver! Bundan iyi rektörlük mü olur?